Merhaba,
Yabancı bir ülkeye turist olarak gidip oraları gezmekle orada yaşamak çok ama çok farklı kavramlar.
Yaşınız çok genç değilse, hele ki çoğu Avrupa ülkesi gibi gittiğiniz ülke sizi bağırlarına basmak için dört gözle beklemiyorlarsa o ülkeye gidip yaşamak fikrini hayata geçirip oradaki zorluklara göğüs germek için müthiş bir motivasyonunuzun olması gerektiğini düşünüyorum.
25 kadar farklı ülke görme fırsatım oldu.
Çok beğendim dediğim ülkelerde bile yaşamak isteyeceğimi düşünmüyorum açıkçası.
Gençliğimde böyle düşünmezdim ama günün sonunda yuvanıza, semtinize, memleketinize dönmeyeceğinizi bilmek lazım.
Ve oralarda sıfırdan yeni bir hayata başlayıp bir sistem oturtuncaya kadar belki 3-5 yıl geçmesi lazım.
Benim bunu artık gözüm kesmiyor.
Bir başka açıdan bakıldığında da biraz klişe olacak ama, 4 mevsimin dolu dolu yaşandığı, 1 saat içinde karlı yamaçlardan deniz/göl/akarsu kenarına inebildiğiniz şehirleri olan ülkemiz varken başka bir ülkede yaşamayı da düşünmezdim zaten.
Velev ki oldu ve de Peru-Uruguay-gibi Güney Amerika ülkelerinden birisine veya İspanya veya bize yakın Doğu Avrupa ülkelerinden birine gidip yerleştim (ki muhtemelen de sadece bu ülkeleri değerlendirmeye alırdım)...
Eminim ki yeni taşınacağım bir ülkede de bir "fellow biker (=kafa dengi bir motorcu)" bulup orayı gezme işini de keyifli hale getiririm ama işte bu vakit alacaktır.
Ve bilirim ki bu yeni ülke olayı geçici bir süreliğine olacaktır ve de eninde sonunda ülkeme geri döneceğim.
81 ilimizin tamamına motosikletle gittim.
Çıktığım onlarca turda ya yol üzerinde ya da varış noktamda bir tanıdık, bir forumdaş, bir dost-arkadaş varsa o tur ya da turun o günü çok ama çok anlamlı ve keyifli oluyor benim için.
Diğer türlü sadece yeni bir yer görme heyecanı oluyor tabii ama o da bir yere kadar.
Galiba öncelikli olarak varmayı değil de yolda olmayı sevdiğimden olsa gerek "yol beni bekler" deyip ayrılıyorum o şehirden.
Tanıdık-eş-dost-arkadaş varsa, daha fazla birlikte zaman geçirmek adına vaktim varsa oradaki kalışımı uzatmaya çalışıyorum.
@Cyan dostum İtalya, Sardinia yazdığı için ben de bizim adalardan devam edeyim.
Gökçeada ve Bozcaada’yı da motosikletle detaylıca gezdim.
Bunlardan birinde hava muhalefetinden dolayı Gökçeada dönüş seferleri iptal olma ihtimali ortaya çıktı diye afakanlar basmıştı bana.
Hatta dönüş yolunda rüzgâr ve dalgalardan sağlam sallanmıştık ve de dalgalardan geminin oldukça kapalı alt otopark kısmına bile deniz suyu gelmişti.
Bu açıdan havaalanı olup da sadece yazın birkaç ay hizmet veren (ki bundan da emin değilim) Gökçeada gibi yapacağınız planları sekteye uğratabilecek sadece vapur bağlantılı dünyadan soyutlanabilecek bir ada değil de kısmen benzer bir atmosfer sunan Geyikli gibi bir sahil kasabası daha çok hitap eder bana.
Çok sevdiğim, balayımı geçirdiğim efsane bakir Bozcaada'mız da maalesef tamamen turist tuzağı haline gelmiş son yıllarda.
Yurtdışı alternatiflerini rafa kaldırdıktan sonraki kısmı özetleyecek olursam:
1. Poyrazı lodosu bol bir memleket olmasın mümkünse. Motosiklette yandan-karşıdan rüzgâr yemek çok keyifli olmuyor. Çanakkale’den İzmir ve Bandırma güzergahları, Balıkesir-Bursa arası kuzeyden sağlam rüzgâr alır mesela.
2. Çok sıcak, daha doğrusu çok nemli bir memleket olmasın. Soğuğun bir nebze çözümü var ama sıcakta motosikletten düşülmez diye bir kural olmadığı için yazın da ful koruma giyindiğimden Hatay/Samandağ'dan batıya doğru tüm sahil şeridini takiben Kuşadası’na kadar bana çok sıcak ve nemli geldiğinden bu güzergahta Haziran-Eylül arası aşırı sıcaklarda motosiklete binebileceğimi sanmıyorum.
3. Çok soğuk bir memleket de olmasın. Ankara’da bu kış sağlam soğuk yedik mesela. Üstüne bir de devamlı inşaat yapıldığı için yerler de çamur deryası olduğundan 3 aydır doğru dürüst motora binemedim bu yıl. Kayseri ve Sivas'ın soğuğunu düşünemiyorum bile.
4. Bunu yazmak çok ağırıma gidiyor ama geceleri ışıklarını gördüğümüz karşı sahil Midilli adasına cümbür cemaat gidip birkaç gün kalıp deniz ürünlerine doyup gelmek memleketim Burhaniye ve yakınındaki Ayvalık-Cunda civarlarında bu işe kalkışmaktan çok daha ucuza geliyor. Benzer şekilde İstanbul’dan kalkıp Selanik'e kadar gidip hem konaklayıp hem de alışveriş yapmak da benzer bir tatil ve alışverişi ülkemizde yapmaktan daha hesaplı oluyor der her zaman
@espresso . Birbirini dürtmekten utanmayan bir toplum olup çıktık. Geldiğimiz noktadan vallahi utanıyorum. Nerede çokluk orada pohluk. Turistlerin akın akın geldiği, insanların birbirinden uzaklaştığı, dinin imanın para olduğu Bodrum, Antalya, Alaçatı başta olmak üzere diğer popüler ilçe ve şehirler de benden uzak dursun. Hiç işim olmaz. Dağın tepesinde bir köyde yaşarım daha iyi.
Sonuç: En güzeli kışın Ege - Akdeniz sahillerinde, sakin bir sayfiye kasabasında, yazınsa rakımı 1000 metre ve üstü şehirler ve yaylalarda ikamet etmek.
Yaklaşık 1 saatlik mesafede hem dağ hem de deniz-göl imkânı olduğu için Çanakkale, Balıkesir, Muğla, Sakarya, Kastamonu ve Isparta gibi şehirler ve bazı ilçeleri olabileceği gibi Trakya’nın tamamı da bana hitap eder herhalde.
Son 20 yılın kaçınılmaz bir sonucu olarak ayrıştırıldığımız için politik görüş açısından taban tabana zıt olduğum bazı şehirler de gezip görmek süper olur ama yerleşip bir yaşam sürdürmek için asla olmaz diye listeye almazdım herhalde.