Bende 4 yıl Londra'daydım, 3 kere Cenevre'ye çağırdılar iş için fakat gönlüm el vermiyor. 10 kişi yanımda götürme hakkı verseler,onlarda kabul etse giderim

ama diğer şekilde insan özlüyor. Bir de vatan meselesi var,kızıyorum ben de ama 10 kişi alıp gitsem bile içim burulur
Keşke sağlam bir lider gelse 100 yıllık reform programı yapsa gelişek ilerlesek... Aynı Rönesans ve Reform dönemi gibi bir aydinlanma çağı yaşasak...
Bülbülü altın kafese koymuşlar vatanım demiş... Yazdiklarim gercek olsa da ciddi degildi. Forumda yazdiklarimi cekemeyip pasif agresif bosalanlar motosiklet disinda tek eglencem.

Suursuz milliyetcilerimiz eline firsat gecse nasi satar vatani habersizler, ayni suursuz dindarlarimizin uc kurus icin dini pazarladigi gibi...
Bir alinti:
"Hz. Ömer (ra), sessizce, Allah Resûlü'nün dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Allah Resûlü'nün odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer'in (ra) hıçkırıkları Allah Resûlü'nü uyandırır. Kalkınca hasırın vücudunda iz yaptığını, kan oturduğunu gören Hz. Ömer (ra) ise omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar.
Peygamber Efendimiz (sav) hayretle sorar:
"Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?"
"Ey Allah'ın Elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah'ın Elçisisin… İzin versen de, biz de seni…"
Maksat anlaşılmıştır, Allah'ın Elçisi (asm), gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işareti ile keser ve "Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı " (Ankebut, 29/64) ayetini okuduktan sonra ekler:
"İstemez misin ey Ömer? Dünya onların olsun, ahiret te bizim!.."