- Katılım
- 21 Haz 2006
- Mesajlar
- 3,364
- Konu Yazar
- #1
23 Haziran Çarşamba günü, günlük güneşlik; gayet güzel olan havaya güvenerek, yazlık ekipmanlarımı kuşanıp motora atladım ve işe gitmek üzere saat 14:30 civarında Bostancı'daki evimden yola çıktım.
2. köprü güzergahından Kavacık'a yaklaşırken havanın renginin yavaş yavaş dönüp, serinlemeye başladığını hissetmeye başlamıştım ki, ilerideki kapkaranlık bulutları ve bir tablo misali çakan şimşekleri görünce durumun vehametini anlamış bulundum.
Doğruca fırtınanın içine gidiyordum ve artık dönüşüm yoktu.
Kavacık'a vardığımda önce seyrek seyrek düşen damlalar ve hemen ardından 1 dk. kadar sonra bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru, yazlık montumun incecik file deliklerinden vücuduma mermi gibi vururken hissedebiliyordum tenimde.
Kavacık köprüsünün altına zor attım kendimi, yağmurdan korunmak için oraya sığınan diğer motorcu arkadaşların yanına.
Ancak o birkaç dakikalık sürede tamamen ıslanmıştım zaten. İşe de yetişmek zorunda olduğum için, zaten ıslandım ıslanacağım kadar, battı balık yan gider Emre diyerek, diğer motorcuların şaşkın bakışları arasında koyuldum tekrar yola.
Yol boyunca şiddetini hiç yitirmeyen yağmur, GS'nin Seyrantepe'de yeni yapılmakta olan stadına yaklaşırken öyle bir bastırdıki bir anda, görüş mesafem neredeyse 10 metreye kadar düştü ve emniyet şeridine; bir üst geçidin altına sığınmak zorunda kaldım. Gök yarılmıştı sanki!
Birkaç dk sonra kaskımın camını 2-3 cm kadar aralayarak tekrar çıktım yola.
Yol kenarındaki toprakla karışık su akıntılarının içinden yavaşca geçerek, U dönüşümü tamamlayıp Maslak istikametine giden sapağa doğru ilerlerken, yolun çukurda kalan kısmında oluşan ortalama 20-30 cm'lik göletten de yavaşca geçtim ve yağmur dolayısıyla dörtlülerini yakıp kenara çekmiş bekleyen otomobilleri de geride bırakarak, Maslak sapağından Büyükdere caddesine çıkabildim sonunda.
Ancak sıkışan trafik nedeniyle aralardan dahi zar zor geçebildiğim için, yağmuru bolca sindirdim içime.
Bu trafiğin sebebini anlamam da çok sürmedi.
Harp okullarını geçince, Maslak-Seyrantepe üst geçidinin hemen altında kalan çukur bölgede, şelale misali sularla beslenmekte olan bir gölet oluşmuştu ve arabalar oradan zar zor geçiyordu. Birçok motorcu da motorlarını köprü altındaki kaldırıma çıkarmış bekliyordu.
Yine motordaşlarımın şaşkın bakışları arasında, sanki hemen yanıbaşıma düşüyormuşcasına çatırtadayarak gümdürdeyen yıldırımlar ve şimşekler eşliğinde, yüksekliği kaldırımın boyunu aşmış, tahminimce 50-60 cm yüksekliğindeki akarsudan, ayaklarım peglerde olmasına rağmen suyun altında kalarak, yanımdaki arabaların yarım açık olan vizörümden içeri sıçrattıkları suları tükürerek, yaklaşık 20 metre ilerleyerek çıkmayı başardım.
Cadde boyunca sağdan çağlayarak akan 10-15 cm yüksekliğindeki su birikintilerini de aştıktan sonra, sonunda Maslak'daki işyerime kazasız belasız, sağ salim ama, iliklerime kadar ıslanarak ve üşüyerek varmayı başardım!
Sonrasında çevre mağazalardan üstüme kuru giysiler aldırarak, o günkü vardiyamı tamamladım.
Ancak hayatım boyunca unutamayacağım rezillikteki macera dolu günlerimden birine daha imzamı atmış oldum..
Bu olaydan çıkarılacak sonuçlar :
- Evden çıkmadan önce hava durumuna mutlaka bakılacak,
- Hava durumuna bakılsa bile "İstanbul'un havasına güvenilmez" sözü unutulmayacak,
- Anadolu yakasının gözünü seveyim lafı da sürekli hatırlanacak,
- Sele altında yağmurluk, işyerinde yedek giysi bulundurulacak,
- 600F ile enduro yapılmaz diyenlere kapak olunacak,
- En önemlisi, eş sözü dinlenecek.
Kazasız, belasız keyifli sürüşler.:rendeer:
2. köprü güzergahından Kavacık'a yaklaşırken havanın renginin yavaş yavaş dönüp, serinlemeye başladığını hissetmeye başlamıştım ki, ilerideki kapkaranlık bulutları ve bir tablo misali çakan şimşekleri görünce durumun vehametini anlamış bulundum.
Doğruca fırtınanın içine gidiyordum ve artık dönüşüm yoktu.
Kavacık'a vardığımda önce seyrek seyrek düşen damlalar ve hemen ardından 1 dk. kadar sonra bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru, yazlık montumun incecik file deliklerinden vücuduma mermi gibi vururken hissedebiliyordum tenimde.
Kavacık köprüsünün altına zor attım kendimi, yağmurdan korunmak için oraya sığınan diğer motorcu arkadaşların yanına.
Ancak o birkaç dakikalık sürede tamamen ıslanmıştım zaten. İşe de yetişmek zorunda olduğum için, zaten ıslandım ıslanacağım kadar, battı balık yan gider Emre diyerek, diğer motorcuların şaşkın bakışları arasında koyuldum tekrar yola.
Yol boyunca şiddetini hiç yitirmeyen yağmur, GS'nin Seyrantepe'de yeni yapılmakta olan stadına yaklaşırken öyle bir bastırdıki bir anda, görüş mesafem neredeyse 10 metreye kadar düştü ve emniyet şeridine; bir üst geçidin altına sığınmak zorunda kaldım. Gök yarılmıştı sanki!
Birkaç dk sonra kaskımın camını 2-3 cm kadar aralayarak tekrar çıktım yola.
Yol kenarındaki toprakla karışık su akıntılarının içinden yavaşca geçerek, U dönüşümü tamamlayıp Maslak istikametine giden sapağa doğru ilerlerken, yolun çukurda kalan kısmında oluşan ortalama 20-30 cm'lik göletten de yavaşca geçtim ve yağmur dolayısıyla dörtlülerini yakıp kenara çekmiş bekleyen otomobilleri de geride bırakarak, Maslak sapağından Büyükdere caddesine çıkabildim sonunda.
Ancak sıkışan trafik nedeniyle aralardan dahi zar zor geçebildiğim için, yağmuru bolca sindirdim içime.
Bu trafiğin sebebini anlamam da çok sürmedi.
Harp okullarını geçince, Maslak-Seyrantepe üst geçidinin hemen altında kalan çukur bölgede, şelale misali sularla beslenmekte olan bir gölet oluşmuştu ve arabalar oradan zar zor geçiyordu. Birçok motorcu da motorlarını köprü altındaki kaldırıma çıkarmış bekliyordu.
Yine motordaşlarımın şaşkın bakışları arasında, sanki hemen yanıbaşıma düşüyormuşcasına çatırtadayarak gümdürdeyen yıldırımlar ve şimşekler eşliğinde, yüksekliği kaldırımın boyunu aşmış, tahminimce 50-60 cm yüksekliğindeki akarsudan, ayaklarım peglerde olmasına rağmen suyun altında kalarak, yanımdaki arabaların yarım açık olan vizörümden içeri sıçrattıkları suları tükürerek, yaklaşık 20 metre ilerleyerek çıkmayı başardım.
Cadde boyunca sağdan çağlayarak akan 10-15 cm yüksekliğindeki su birikintilerini de aştıktan sonra, sonunda Maslak'daki işyerime kazasız belasız, sağ salim ama, iliklerime kadar ıslanarak ve üşüyerek varmayı başardım!
Sonrasında çevre mağazalardan üstüme kuru giysiler aldırarak, o günkü vardiyamı tamamladım.
Ancak hayatım boyunca unutamayacağım rezillikteki macera dolu günlerimden birine daha imzamı atmış oldum..
Bu olaydan çıkarılacak sonuçlar :
- Evden çıkmadan önce hava durumuna mutlaka bakılacak,
- Hava durumuna bakılsa bile "İstanbul'un havasına güvenilmez" sözü unutulmayacak,
- Anadolu yakasının gözünü seveyim lafı da sürekli hatırlanacak,
- Sele altında yağmurluk, işyerinde yedek giysi bulundurulacak,
- 600F ile enduro yapılmaz diyenlere kapak olunacak,
- En önemlisi, eş sözü dinlenecek.
Kazasız, belasız keyifli sürüşler.:rendeer:
Son düzenleme: