- Konu Yazar
- #1
Herkese merhaba,
Son yıllarda Londra'nın en sıcak havalarına tanıklık ettiğimiz bu güzel günlerin kıymetini bilip günübirlik bir rota hazırladık.* Daha önce Bath - Stonehenge gezimizde aslında Cotswold bölgesinde yer alan bazı küçük kasabaları (Castle Combe gibi) gezmiştik. Ama kuzeyini gezme fırsatımız olmamıştı. Bu gezimizde Cotswold'un kuzeyinde kalan sevimli mi sevimli, ortaçağdan fırlamış kasabaları geziyoruz. Umarım sizde keyifle okursunuz.
Eşim cuma günü aslında 2 günlük bir rota yapmıştı. Bir güne ne kadarını sığdırabilirsek, o kadarını gezmeye karar verdik. Kalan yerleri de önümüzdeki haftasonu gitmeyi planlıyoruz.
Cotswold adanın batısında, Gloucesterhire ile Oxfordshire bölgelerinin arasında yer alıyor. Yemyeşil bir bölge. Burada zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Gerçekten çok yavaş akıyor. Çok eski tarihlerden kalma kasabaların ve köylerin olduğu, içlerinden küçük pırıl pırıl derelerin aktığı, balıkların yüzdüğü, kendine özgü bal taşı rengindeki muazzam taş evleriyle huzur veren, her evden sarkan rengarenk çiçeklerin misler gibi koktuğu, kuş cıvıltılarının eksik olmadığı muazzam yerler. Geçmişte İngilterenin ünlü klasik müzik bestecilerinin yaşadığı bölge olan burası, bugün doğa ile iç içe yaşamak isteyen ünlüleri de ağırlıyormuş. Genelde yaşlı nüfusun fazla olduğu bu bölgelere insanlar emekli olduklarında taşınıyorlarmış. Cots ağıl ya da meraların etrafındaki çitler anlamına geliyormuş. Wold ise yayla, bozkır anlamına geliyor. Etrafta çok fazla çiftlik ve meralarda otlayan koyunlar, inekler vardı. Adına yaraşır bir yer olmuş.
Rotamızın uzun ve uğranacak yerlerin çok olması sebebiyle sabah saat 5e saatimizi kurduk. Maalesef uyuyakalmışız. Kalktık, evden çıktık derken saat 9a geliyordu. Yol üzerinde mola verip, klasik bir English Breakfast ile midemizi şenlendirdikten sonra yola devam ettik. Eskiden alışmadığımız bu kahvaltı çok garip gelse de, serpme kahvaltıları hala çok özlesekte artık favori kahvaltılarımızdan biri ��
Bibury
İlk durağımız olan Biburye Londradan yaklaşık bir buçuk saat sonra vardık. İngilterenin en güzel köylerinden bir tanesi burası. Hatta bazı dergilerde en romantik köy olarak seçilse de benim favorim hala Castle Combe. Köye girer girmez bizi atlarıyla karşılayan köylü insanlar oldukça samimiydiler. Kilisenin o tarafta elma ağaçlarının karşısına biz de atımızı parkettikten sonra Arlington Rowa doğru yürümeye başladık ��
Nehir kenarında küçüçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Günümüzde bu evleri hala kullanıyorlarmış. Nehir kenarından geçerken gözümüze çarpan köy evlerinden bazıları:
Arlington Row
14 yydan kalma bu evler yan yana dizilmiş inci gibi duruyorlardı. Her ev birbirinden süslüydü. Bu bölge eskiden yün depoları olarak tasarlanmış daha sonra dokumacılar tarafından uzun yıllar boyunca günlük yaşadıkları evler olarak kullanılmış.
Nehrin yanından Swan Otele doğru yürüdüğünüzde ileride Bibury Alabalık Çifliği'ni göreceksiniz. Belli bir ücret karşılığı balık tutmak için tüm ekipmanları size sağlıyorlar. Gitmeden internet sitesinden mutlaka kontrol edin. Bazı zamanlarda balık tutmaya izin verilmiyormuş.
Painswick
Biburyden çıkıp, yarım saat sonra Painswicke vardık. Burası da tıpkı diğer köyler gibi Cotswold taşlarından yapılan evlerin bulunduğu, diğer köylere göre biraz daha büyük olan bir yer. Kasabanın hemen meydanında yer alan Saint Mary Kilisesi önünde 5 dakikalık bir mola verip, Rococo bahçelerine gitmek üzere yola çıktık.
Rococo Garden
Otoparka girer girmez karşımıza Triumph model eski klasik bir araba çıktı. Sizce hangisi daha güzel ��
1740larda, Benjamin Hyett, misafirlerini Painswick Houseda eğlendirmek için alışılmadık bir bahçe olarak tasarlamış burayı. Çok düzenli kısımları olsa dahi, bir o kadar kendi halinde olan koca ağaçların olduğu kısımlarda içeride mevcut. Bu gizli vadide konuşlanmış ve samimi bahçe partilerini düzenlemek için mükemmel bir tiyatro yeri haline getirmiş. Mimarisi de oldukça farklı.
Painswickte bulunan keyifli bahçeye giremedik. Kendine ait otoparkı bulunan bu bahçeye giriş 8.50 pound. Şansımıza bir İngiliz düğünü olduğu için bahçede bazı bölümler kapalıydı. Kafesinde oturup buz gibi yerel biralarından içtikten sonra çiftliğe gitmeye karar verdik. Çünkü içeri girsek birçok yeri göremeyecektik. Kafede otururken düğün için gelen davetlileri izleyip, farklı bir deneyim yaşadık. Bizim kültürümüzden çok daha farklı. Herkes düğün için özel hazırlansa da hala doğallıklarından ödün vermiyorlar. Bizdeki gibi abartılı elbiseleri, makyajları, saçları yok. Son derece doğallar. Sadece geleneksel şapkaları ile düğüne renk katıyorlar.
Cotswold Farm Park
Rococo Gardendan ayrıldıktan 40 dakika sonra çiftliğe varmıştık. 1971 yılında bazı çiftlik hayvanlarının ırklarını korumak için Cotswold Farm Park kurulmuş. Çok büyük bir tutku ve zevkle işletildiği o kadar belli ki.. Çalışanlar son derece güleryüzlü. Çocuklara hayvan sevgisini aşılamak için sayısız aktivite bulunuyor. Tavşanlara, guinee domuzlarına, ördeklere, koyunlara, kuzulara, domuzlara dokunup sevebileceğiniz, onlar hakkında birçok bilgi edinebileceğiz bir çiftlik yaratmışlar. Kendine ait kocaman bir otoparkı var. Giriş ücreti ise 13 pound.
Bu küçük kız tavşanı büyük diye ağlıyordu ��
Cotswold Farm Park, hayvanları seven herkes için aslında. Her yaştan insanı eğlendirmek için birçok aktivite bulunuyor. Parkın güzel tarafı, ziyaretçilerin, kuzuları keçileri biberonla beslemeleri ve tavşanlara, civcivlere dokunup, sarılma imkanı bulmaları. Eğlenceli olmanın yanı sıra, çiftlik ve nadir ırklı çiftlik hayvanları hakkında da bilgi edinebileceğiniz birçok fırsat bulunuyor. Ayrıca traktör gezintisi de yapabilirsiniz. İşte çiflikten sevimli hayvanlar:
İngiltere maçı olması sebebiyle herkes kafede maçı izliyordu. Çok kalabalık olmaması sebebiyle rahatça gezdik. Gezinin en keyifli ve eğlenceli noktası burası oldu diyebilirim.
Cotswold Lavender
Çiftlikten ayrıldıktan 10 dakika sonra buraya vardık. Broadway yakınlarındaki Snowshilldeki Cotswold Lavanta bahçeleri mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Yolunuz bu taraflara düşerse, bu gözalabildiğine uzanan misler gibi kokan harika bahçeyi ziyaret etmeden gitmeyin. Girişi 4 pound. İçeride istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Genellikle Hazirandan Temmuza kadar çiçek açan mor lavanta tarlaları gerçekten görülmeye değer manzaraya sahip. Gitmeden önce internet sitelerinden lavantaların durumu hakkında bilgi alabileceğiniz fotoğraflar var. Bu şekilde yeni mi ekildi, yoksa sezon bitimi mi görebilirsiniz bilmiyorum ama biz çok şanslıydık en güzel zamanına denk geldik. İşte size mor bahçeler:
Lavantaların arasında fotoğraf çekilirken çok dikkatli olmak gerekiyor. Şayet arıya alerjiniz varsa bence hiç girmeyin. Heryer arı kaynıyor. Vızıltıları insanı biraz geriyor. Sanki heran sokacaklar gibi ��
Keyifli şekilde gezip, uzun uzun fotoğraf çekildikten sonra kafesine soluklanmak için uğradık. Burası tarafından yapılan meşhur bir dondurması var. Hayatımda lavantalı dondurma hiç yememiştim. Çok farklı mutlaka deneyin. Ağzınıza lavanta taneleri geliyor. Ayrıca bu kafeden çeşitli lavanta yağlarını, çaylarını. kozmetik ürünleri, banyo malzemelerini bulabilirsiniz. Satın almak isterseniz çok güzel hediyelik eşyalar da bulunuyor.
Broadway Tower
Lavanta Bahçelerinden çıkmamız neredeyse 5i bulmuştu. Kuleye giriş saat 5e kadar. 5 dklık yakınlıkta olan bu yere gittiğimizde maalesef kapanmıştı. Broadway Tower, Cotswoldsdaki en yüksek ikinci nokta olan Broadway Hillin tepesinde yer alıyor. Broadwaye yürüyüş yapmadan önce küçük bir merdiven çıkmak istiyorsanız, Broadway Towera çıkıp tepeden manzaraya göz atabilirsiniz. Açık bir günde, Güney Gallere kadar tüm yolun görüldüğü söyleniyor. Ama tırmanmasanız bile, Broadway Tepesinin tepesinden harika manzaralar da oldukça göze çarpıyor. Kulenin yanından uzanan up uzun yolda keyifli bir yürüyüşte yapabilirsiniz. 6 mil uzunluğunda olan bu yol Broadwaye kadar uzanıyormuş. Biz dışından fotoğraf çekilip yolumuza devam etmek durumunda kaldık.
Blockley
Ve son durağımız Blockley. Bu köyde yapılacak neredeyse hiçbirşey yoktu. Küçük bir bar bulduk. Mutfak saat 6 olmadığı için açık değildi. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğim gibi İngilterede bu tarz küçük kasabaları gezerken biraz dikkatli olmanız gerekiyor. Yoksa aç kalabilirsiniz �� Çok acıktığımız için bekleyeceğimizi söyleyip, bahçede keyifli bir masaya oturduk. Fish and chipsi hemen hemen her yere yiyebilirsiniz. Hepsinin tadı neredeyse aynı ve güzel.
Yemeğimizi yiyip Londraya doğru yola çıktık. Yaklaşık bir buçuk saat sonra eve varmıştık.
Bu küçük köyleri hiç sıkılmadan yeniden gezebilirim. Londraya gelirseniz mutlaka ama mutlaka görmeye gidin. Gözünüz kadar ruhunuzu da besleyen büyülü yerler buralar.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle. Keyifli sürüşler.
Son düzenleme: