- Katılım
- 26 Tem 2008
- Mesajlar
- 174
- Konu Yazar
- #1
Örnek 1 :
Mayıs ayıydı, sabah evden avcılara gitmek için çıktım. Garaj kapısını açtım. Gt 250 r’ın sağını solunu kontrol ettikten sonra marşa bastım. Sırtlığım, kışlık montum, dizliklerim, eldivenlerim, motosiklet botlarım, kaskım. Ya ne çok teferruat vardı motora binmekte, ne kadar çok ayrıntı. Yola çıktım, motosiklet kullanmaktan aldığım keyifle birlikte yüzüm gülüyordu. Havalar ısınsa da yazlık montu çıkarsak diyordum, rahat binsek motora. Avcılara geldim. İşyerimin önünde durdum. Hemen yukarı çıkıp bir şeyler alacak yola devam edecektim. Üstümdekileri çıkarmadım, yoksa iki saat giyinme faslı. Eldivenlerimi çıkardım ve sigaramı almak için çantamı açtım. Bu arada eldivenlerimi de tıkıştırdım çantanın içine. Dışarı çıktım motora oturduğumda deniz köşklerdeki arkadaşa uğrayayım dedim. Bir çay içer yoluma devam ederim. Mesafe 1 ya da 2 km. Sırt çantamdaki eldivenler birden çok uzak geldi bana. Çantayı çıkar, eldivenleri al ooo. Uzun iş şimdi. 1, 2 km eldiven takmamak küçük ayrıntı bir şey olmaz. Yan yolda ilerliyordum. İleride trafik ışıkları. Kırmızı yandı, yavaşladım. Yeşille beraber ufaktan debriyajı bırakıp gaz verdim. 10-20-25-30 ikinci vites 35- 40-45 max 50. Migrosun önüne gelmek üzereyim. Karşıdan Bekonun kamyonu geliyor. Şoför her zamanki motosikletleri iplemeyen bir eleman. Sola dönesi gelmiş, döndü de. Hem de gözlerimin içine bakarak. Gözlerimizi, bakışlarımızı görecek kadar yakındık çünkü birbirimize. Kaçmasaydı söyleyeceği şeyi biliyordum ben. “Abi valla görmedim!” Artık önümde paralel duran beko kamyonunun kasasına bakıyordum. Frenlere asıldım. Gözüm kamyonun arkasındaydı. İçimden “geçerim, geçerim, geçmeliyim…” diyordum. Motoru yatırdım ama geçemedim. Motorun sağ kolu kamyona çarptı ve kırıldı. Motor sola uzanıverdi. Ben o sırada dizlerimin üzerine düştüm. Yuvarlanmadım ama hızlı değildim çünkü. Hemen ayağa kalktım. Kaskımı çıkardım, tam gaz kaçan kamyonun arkasından birkaç adım attım. Allahtan tüm korumalarım vardı diye geçiriyordum içimden. Tam o sırada sağ elimin serçe parmağına takıldı gözüm, daha doğrusu serçe parmağıma benzeyen şeye. Bir an donakaldım. Eldiven, çanta, giymedim mi, ama ama 1 2 km… Tabi eldivenler çantada durunca elini koruyamıyormuş bunu öğrendim. Sonuç mu, kopan bir serçe parmak…
Örnek 2 :
Haziran başları. Güzel bir Pazar günü. Hasan sabah kahvaltısını yapıyor. Ardından başlıyor hazırlanmaya. Eldivenler, mont, kask tamam. Hazırlanmış, motosiklet ile turlamak için güzel bir gün. Öyle uzun bir sürüş değil bu. Pazar keyfi işte. Dizlik mi? Onunda ufak ayrıntısı oluyor dizlik. Oturuyor 1000 rr’ın üzerine. Çeviriyor kontağı başlıyor motor homurdanmaya. Yakıt alıyor yoldan. Sonra ambarlı yoluna dönüyor. Önünde uzanan uzun boş yol. Ee hava güzel, yol güzel, motor güzel. Hafiften asılıyor gaza. 1 vites, 2 vites, 3 vites. Yarışçı zaten, tecrübeli. İlerde dönüş yapacak kamyon fark edemiyor motoru. Yola çıkıyor. Ufak bir temas. Motor sola doğru yalpalayıveriyor. Karşısında kaldırım. Hasan hatırlamıyor o an ne düşündüğünü ne hissettiğini. Öleceğim galiba diyor sadece. Çarpıyor kaldırıma. Mudo outletin çitleri var. İşte o çitlerin direği ile buluşuyor hasanın dizleri. Ama çit onu ve motoru durdurmaya yetmiyor. Mudonun parkında parketmiş iki araba. Birinin camından hasanı birinin camından motoru çıkarıyorlar. Aradan 2 saat geçiyor. Telefonum çalıyor. Bir adam ” Arkadaşınız kaza geçirdi Bakırköy devlet hastanesinde” diyor. Hemen gidiyorum hastaneye. Hasan sedyede yatıyor. Bacağı alçıya alınmış ama bir gariplik var. Alçıdan kan akıyor. Acil bölümünde bir sürü hastanın arasında koşturuyoruz. Ultrason, mr falan. Doktor geliyor. Filmlere bakıyor. Ameliyat edeceğiz, dizkapağında 3 tane kırık var. Platin takılacak diyor. Bir yandan da alçıyı kesiyor. Hasanın bacağını görüyorum. Dizkapağını. İnanın gerçekten görüyorum. Ne et ne de deri kalmış, kırık dizkapağı öylece duruyor ortada. Doktor dikiş atarken şunu düşünüyorum. Bu kazadaki küçük ayrıntı neydi. Pazar günü atılacak birkaç tur. Dizlik takmasak ta olur ama. Sonuç kırık ve platinli bir dizkapağı.
Şimdi diyeceksiniz sıcak başına mı vurdu niye böyle uzun uzun yazdın. Evet sıcak başıma vurdu. Bugün motor kullanırken dizliklerim,sırtlığım,eldivenlerim!!! botum, montum, kaskım terletti beni. Bunaldım sıcaktan. Eee insan bu kadar kazayı arka arkaya yaşayınca 70-80 km sürat yeterli oluyor. İstemiyor daha fazlasını. Sağımdan solumdan geçen motorlara baktım sıcakta kıyafetimin içinde pişerken. En donanımlısı kask takmış ama belli ilerde çıkarıp koluna takacak onu. Scootera binende aynı,ss kullananda, chop chop gezende. Motorun üzerinde giderken rüzgârın okşamasından keyif alarak gidiyorlar serin serin. Kafama ayrıntılar takıldı yine. Motorumu düşündüm. Oda bir sürü küçük ayrıntıdan oluşuyor. Ama atlamıyoruz hiçbir ayrıntısını. Atlayamıyoruz zaten izin vermiyor ki. “Ya markete kadar gideceğim benzin koymasam da olur” veya “Yapacağım yol taş çatlasa 10 km yağsız gideyim bugün” dediğiniz oldu mu hiç? Hayır imkanı olsa da diyemeyiz zaten. Seviyoruz çünkü motorlarımızı, kıyamayız onlara. Ya kendimizi ne kadar seviyoruz? Bu arada hatırlatayım kaza yapan motorlar için yedek parça ararken parçacılara sordum “yedek diz ve serçe parmak var mı?” diye. Yokmuş….
Motosiklete ekipmansız binen yada 600 ve 1000 cc motorlara özenen tecrübesiz arkadaşlara. Bana bir şey olmaz motora ekipmansız binerim tecrübem olmasa da iki gaz çekerim 1000 cc i dize getiririm diyen cengaverlere. Yazılanları bir daha okumanızı tavsiye ederim.
Kazasız sürüşler.
Mayıs ayıydı, sabah evden avcılara gitmek için çıktım. Garaj kapısını açtım. Gt 250 r’ın sağını solunu kontrol ettikten sonra marşa bastım. Sırtlığım, kışlık montum, dizliklerim, eldivenlerim, motosiklet botlarım, kaskım. Ya ne çok teferruat vardı motora binmekte, ne kadar çok ayrıntı. Yola çıktım, motosiklet kullanmaktan aldığım keyifle birlikte yüzüm gülüyordu. Havalar ısınsa da yazlık montu çıkarsak diyordum, rahat binsek motora. Avcılara geldim. İşyerimin önünde durdum. Hemen yukarı çıkıp bir şeyler alacak yola devam edecektim. Üstümdekileri çıkarmadım, yoksa iki saat giyinme faslı. Eldivenlerimi çıkardım ve sigaramı almak için çantamı açtım. Bu arada eldivenlerimi de tıkıştırdım çantanın içine. Dışarı çıktım motora oturduğumda deniz köşklerdeki arkadaşa uğrayayım dedim. Bir çay içer yoluma devam ederim. Mesafe 1 ya da 2 km. Sırt çantamdaki eldivenler birden çok uzak geldi bana. Çantayı çıkar, eldivenleri al ooo. Uzun iş şimdi. 1, 2 km eldiven takmamak küçük ayrıntı bir şey olmaz. Yan yolda ilerliyordum. İleride trafik ışıkları. Kırmızı yandı, yavaşladım. Yeşille beraber ufaktan debriyajı bırakıp gaz verdim. 10-20-25-30 ikinci vites 35- 40-45 max 50. Migrosun önüne gelmek üzereyim. Karşıdan Bekonun kamyonu geliyor. Şoför her zamanki motosikletleri iplemeyen bir eleman. Sola dönesi gelmiş, döndü de. Hem de gözlerimin içine bakarak. Gözlerimizi, bakışlarımızı görecek kadar yakındık çünkü birbirimize. Kaçmasaydı söyleyeceği şeyi biliyordum ben. “Abi valla görmedim!” Artık önümde paralel duran beko kamyonunun kasasına bakıyordum. Frenlere asıldım. Gözüm kamyonun arkasındaydı. İçimden “geçerim, geçerim, geçmeliyim…” diyordum. Motoru yatırdım ama geçemedim. Motorun sağ kolu kamyona çarptı ve kırıldı. Motor sola uzanıverdi. Ben o sırada dizlerimin üzerine düştüm. Yuvarlanmadım ama hızlı değildim çünkü. Hemen ayağa kalktım. Kaskımı çıkardım, tam gaz kaçan kamyonun arkasından birkaç adım attım. Allahtan tüm korumalarım vardı diye geçiriyordum içimden. Tam o sırada sağ elimin serçe parmağına takıldı gözüm, daha doğrusu serçe parmağıma benzeyen şeye. Bir an donakaldım. Eldiven, çanta, giymedim mi, ama ama 1 2 km… Tabi eldivenler çantada durunca elini koruyamıyormuş bunu öğrendim. Sonuç mu, kopan bir serçe parmak…
Örnek 2 :
Haziran başları. Güzel bir Pazar günü. Hasan sabah kahvaltısını yapıyor. Ardından başlıyor hazırlanmaya. Eldivenler, mont, kask tamam. Hazırlanmış, motosiklet ile turlamak için güzel bir gün. Öyle uzun bir sürüş değil bu. Pazar keyfi işte. Dizlik mi? Onunda ufak ayrıntısı oluyor dizlik. Oturuyor 1000 rr’ın üzerine. Çeviriyor kontağı başlıyor motor homurdanmaya. Yakıt alıyor yoldan. Sonra ambarlı yoluna dönüyor. Önünde uzanan uzun boş yol. Ee hava güzel, yol güzel, motor güzel. Hafiften asılıyor gaza. 1 vites, 2 vites, 3 vites. Yarışçı zaten, tecrübeli. İlerde dönüş yapacak kamyon fark edemiyor motoru. Yola çıkıyor. Ufak bir temas. Motor sola doğru yalpalayıveriyor. Karşısında kaldırım. Hasan hatırlamıyor o an ne düşündüğünü ne hissettiğini. Öleceğim galiba diyor sadece. Çarpıyor kaldırıma. Mudo outletin çitleri var. İşte o çitlerin direği ile buluşuyor hasanın dizleri. Ama çit onu ve motoru durdurmaya yetmiyor. Mudonun parkında parketmiş iki araba. Birinin camından hasanı birinin camından motoru çıkarıyorlar. Aradan 2 saat geçiyor. Telefonum çalıyor. Bir adam ” Arkadaşınız kaza geçirdi Bakırköy devlet hastanesinde” diyor. Hemen gidiyorum hastaneye. Hasan sedyede yatıyor. Bacağı alçıya alınmış ama bir gariplik var. Alçıdan kan akıyor. Acil bölümünde bir sürü hastanın arasında koşturuyoruz. Ultrason, mr falan. Doktor geliyor. Filmlere bakıyor. Ameliyat edeceğiz, dizkapağında 3 tane kırık var. Platin takılacak diyor. Bir yandan da alçıyı kesiyor. Hasanın bacağını görüyorum. Dizkapağını. İnanın gerçekten görüyorum. Ne et ne de deri kalmış, kırık dizkapağı öylece duruyor ortada. Doktor dikiş atarken şunu düşünüyorum. Bu kazadaki küçük ayrıntı neydi. Pazar günü atılacak birkaç tur. Dizlik takmasak ta olur ama. Sonuç kırık ve platinli bir dizkapağı.
Şimdi diyeceksiniz sıcak başına mı vurdu niye böyle uzun uzun yazdın. Evet sıcak başıma vurdu. Bugün motor kullanırken dizliklerim,sırtlığım,eldivenlerim!!! botum, montum, kaskım terletti beni. Bunaldım sıcaktan. Eee insan bu kadar kazayı arka arkaya yaşayınca 70-80 km sürat yeterli oluyor. İstemiyor daha fazlasını. Sağımdan solumdan geçen motorlara baktım sıcakta kıyafetimin içinde pişerken. En donanımlısı kask takmış ama belli ilerde çıkarıp koluna takacak onu. Scootera binende aynı,ss kullananda, chop chop gezende. Motorun üzerinde giderken rüzgârın okşamasından keyif alarak gidiyorlar serin serin. Kafama ayrıntılar takıldı yine. Motorumu düşündüm. Oda bir sürü küçük ayrıntıdan oluşuyor. Ama atlamıyoruz hiçbir ayrıntısını. Atlayamıyoruz zaten izin vermiyor ki. “Ya markete kadar gideceğim benzin koymasam da olur” veya “Yapacağım yol taş çatlasa 10 km yağsız gideyim bugün” dediğiniz oldu mu hiç? Hayır imkanı olsa da diyemeyiz zaten. Seviyoruz çünkü motorlarımızı, kıyamayız onlara. Ya kendimizi ne kadar seviyoruz? Bu arada hatırlatayım kaza yapan motorlar için yedek parça ararken parçacılara sordum “yedek diz ve serçe parmak var mı?” diye. Yokmuş….
Motosiklete ekipmansız binen yada 600 ve 1000 cc motorlara özenen tecrübesiz arkadaşlara. Bana bir şey olmaz motora ekipmansız binerim tecrübem olmasa da iki gaz çekerim 1000 cc i dize getiririm diyen cengaverlere. Yazılanları bir daha okumanızı tavsiye ederim.
Kazasız sürüşler.