- Katılım
- 14 Mar 2013
- Mesajlar
- 387
- Konu Yazar
- #1
Arkadaşlar merhaba. Geçenlerde yapmış olduğum bu geziyi sizinle paylaşmak istedim. Daha fazla gezi ve fotoğraf için http://anadoluyollarinda.blogspot.com.tr/ adresine bakabilirsiniz.
Kapadokya denince pek çok insan gibi benim de aklıma Göreme-Avanos-Ürgüp üçgeninden başka bir şey gelmiyordu. Ama okuyup araştırdıkça durumun böyle olmadığını anlamaya başladım. Kapadokya bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Çorum, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış bir bölge. Strabon, Geographikada Kapadokyanın 10 valilikten oluştuğunu söylemekte ve Kapadokyanın sınırlarını şu şekilde ifade etmekte:
... güneyde Kilikia Taurosları diye adlandırılan dağlar, doğuda Armenia ve Kolkhis, kuzeyde Halys Irmağının (Kızılırmak) ağzına kadar Euksenios (Karadeniz) ve batıda Phrygiada (Frigya) yerleşmiş olan Lykaonialılar tarafından çevrilmiş oldukları söylenebilir.
Coğrafi olarak geniş bir alana yayılan Kapadokya tarihsel açıdan da çok geniş bir döneme yayılmış durumda. Klasik Kapadokya üçgenini gezen bir insan, Kapadokya tarihinin çok ama çok azını görebilir ve doğal, tarihsel ve görsel zenginlik örneği olan Kapadokyanın yaklaşık 10.000 yıllık kesintisiz bir kültürel evrimin içinde Doğu ile Batının eklemlendiği, halkların, dinlerin, dillerin ve kültürlerin birbiri içinde eridiği çok özel bir coğrafya olduğunu anlayabilir.
Bunları düşünerek geniş bir Kapadokya Turu planlayarak rotamı belirledim. Rota 1.000 kmnin üzerinde. Ve bu rotayı gezmek en az 3 gün gerektiriyor. Hazırladığım rota şu şekilde.
Kırşehir
Seyfe Gölü
Hacı Bektaş
Avanos-Özkonak Yeraltı Şehri
Zelve Açık Hava Müzesi
Göreme Açık Hava Müzesi
Ürgüp-Uçhisar
Kervansaraylar
Aşıklıhöyük
Selime
Belisırma
Ihlara
Güzelyurt
Kızıl Kilise
Derinkuyu
Konaklı (Rum Kilisesi)
Gümüşler Manastırı
Niğde
Biraz daha fazla zamanı olanlar bu rotaya Kayseri ve Konyayı da ekleyebilirler. Kapadokya gezisi kesinlikle fiziksel olarak insanı yoruyor. Zira bol bol yürüyüş yapıp, merdiven inip çıkıp ve uzun yürüyüşler yaparak Kapadokyayı tam anlamıyla gezebiliyorsunuz. Bence bu bölgeyi gezmek için en uydun zaman iğdelerin çiçek açtığı zaman. Yani Mayıs ayının ilk haftaları. Hem bu tarihlerde hava sıcaklıkları çok rahatsız edici seviyelere ulaşmıyor hem de bu bölge de bol bol bulunan iğde ağaçlarının çiçek açtığı döneme denk getirirseniz gezinizi mis gibi kokular içerisinde gezme fırsatı yakalıyorsunuz. Ama bu dönemde birden bire gelen sağanak yağmurlarla da karşılaşabilirsiniz. Ayrıca polen alerjisi olanlar ve arı vb. korkanlar için de sıkıntı yaratabilir bu dönem.
Ve geziye başlayalım. İlk gün Kırşehir, Hacı Bektaş, Avanos, Özkonak Yer Altı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi ve Çavuşin Kilisesi gezi listemizde yer alıyor.
[/url][/IMG]
1. GÜN
İlk gün Kırşehir, Hacı Bektaş, Avanos, Özkonak Yer Altı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi, Uçhisar Kalesi ve Çavuşin Kilisesi gezi listemizde yer alıyor.
KIRŞEHİR:
Gezimizin ilk durağı Kırşehir. Kırşehir bozkırın ortasında mütevazı bir şehir. Kırşehir ve çevresinde yapılan araştırmalar ilin tarihinin, Eski Tunç Çağı'na (M.Ö. 3000-2000) kadar uzandığını göstermektedir. Daha sonra Hititler, Frigler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu ve Osmanlılar yörede hüküm sürmüş. Kırşehirin bugünü her ne kadar mütevazı ise de coğrafi konumu sayesinde geçmişinde çok önemli kültürlerin izini taşımaktadır.
Bugün ki Hacı Bektaş ve Konya ile birlikte Kırşehir 13. yüzyıl Anadolusunun siyasetini etkileyen/belirleyen merkezlerden biri idi. 20. yüzyılda ise Kırşehir siyasetin etkisinde kalarak (1954 seçimlerinde Demokrat Parti Kırşehirden hiç milletvekili çıkaramamış ve Kırşehir cezalandırılmıştır) 20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı Kanun ile Nevşehire bağlı bir ilçe haline dönüştürülmüştür. 1954 yılında ilçe haline getirilen Kırşehir 1957 tarihinde tekrar il yapılmıştır.
Kırşehir de görülebilecek temel yapılar Ahi Evran Türbesi, Cacabey Medresesi ve Âşık Paşa Türbesidir. Kırşehire gelmişken Seyfe Gölünü de görmeden geçmemek lazım.
Ahi Evran Camii ve Türbesi:
Ahilerin ulusu Ahi Evranın türbesi Kırşehirin tam ortasında bulunmaktadır. Selçuki tarzında üç kubbe tarzında inşa edilmiş olan yapı, bazı felaketler sonucunda tahrip olmuş bahçesindeki pek çok mezar taşları ve kitabeler kaybolmuştur. Şecerelerde Ahi Evranın Türkmen olduğu, Âşık Paşanın ve Hacı Bektaş Velinin izinden ilerleyerek Anadoluya geldiği bir süre Denizli, Konya ve Kayseride oturduktan sonra Kırşehire yerleştiği ifade edilmektedir. Ahi Evran hiç evlenmemiş ve 93 yaşında ölmüştür. Ahiliğin Bektaşîlik ve Mevlevilik ile olan münasebetinin önyargısız olarak kavranabilmesi 13. yüzyıldan günümüze Anadolu tarihinin kavranabilmesi için gereklidir. Bu pek tabi ki tarihe sadece resmi tarih penceresinden bakmamakla mümkündür.
[/url][/IMG]
Cacabey (Medresesi) Cami:
Kılıç Aslanın vezirlerinden Kırşehir Valisi Nurettin Caca tarafından Hicri 671de (1272-1273) yaptırılan Cacabey Medresesi Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerindendir. Kırşehirin merkezinde yer alan yapının ihtişamı kapısında ve minaresindedir. Minarenin yüksekliği 35 metre, çevresi 7 metredir. Kırmızı tuğladan, özenilerek yapılan minare mavi çinilerle süslüdür. Halk bunun için buraya cıncıklı minare de der. Cacabey Medresesi, Selçuklular döneminde dinî ilimler yanında müspet bilimlerin de öğretildiği bir fakülte olarak kullanılmış; gökyüzünün, güneşin, ayın, yıldızların hareketlerini inceleyen bir gözlem evi olarak yıllar boyu ayakta kalmış, o dönemde astronomi çalışmalarının yapıldığı bir rasathâne olarak kullanılmış. Nurettin Caca Mevlananın en yakın müritlerinden birisi idi.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Aşıkpaşa Türbesi:
Âşık Paşa Türbesi, Kırşehirin kuzeyinde Kayseri yolu üzerindedir. Türbeyi Paşanın ölümünden sonra kardeşinin oğlu Alâeddin Ali Şah yaptırmıştır. Güzel bir bahçe içinde bulunan türbenin cephesindeki pencere ile saçak arasında, zarif bir mermere oyulmuş kitabe vardır. Âşık Paşa, Horasandan Anadoluya göç eden tanınmış sufilerden Baba İlyasın torunu ve Muhlis Paşanın büyük oğludur. Âşık Paşanın Kırşehirde doğup doğmadığına dair kesin bir bilgi yoktur. Kitabesinden Hicri 670de (1271-1272) doğduğu Hicri 733te (1332- 1333) öldüğü anlaşılmaktadır. Âşık Paşanın adını ebedileştiren en değerli ve önemli eseri Maarifname, Gencname de denilen Garipnamesidir.
[/url][/IMG]
Seyfe Gölü:
Seyfe Gölüne en rahat Mucur üzerinden ulaşılıyor. Göl Mucura 16 km uzaklıkta. Buradaki farklı ekolojik karakterdeki yaşama ortamları, değişik türden binlerce kuşa ideal beslenme, barınma ve üreme ortamı oluşturmuş. Geçmişte tamamen kuruyan göl bugünlerde tekrar eski canlılığına kavuşmaya başlamış. Seyfe Gölüne giderken yol üzerinde size şaşkın şaşkın bakan pek çok tarla faresi ile karşılaşa bilirsiniz.
[/url][/IMG]
HACI BEKTAŞ:
Kırşehirden sonra ikinci ana durağım Hacı Bektaş. Burası mistisizmin Anadoludaki merkezlerinden birisi. Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret edenlerin, burayı ziyaret etmeden önce bir okuma sürecine girmesi buranın anlaşılmasında faydalı olacaktır. Burası sadece gidilip görülecek yerler arasında olmayıp, Hacı Bektaş tarihinin ve günümüze yansımasının buraları ziyaret etmeden önce azda olsa araştırılması gerektiği kanaatindeyim.
Hacı Bektaş Veli'nin 12481337 tarihleri arasında yaşadığı sanılıyor. Nişaburlu olan Hacı Bektaş Veli Horasan'da, Hoca Ahmet Yesevi ocağında felsefe, sosyal ve pozitif bilimler öğrenimi gördü. Daha sonra Anadolu'ya gelerek XIII. yüzyılda, bugünkü Hacıbektaş ilçesinde bir dergâh kurarak felsefesini yaymaya başladı.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Dergâh)
[/url][/IMG]
Hacıbektaş ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin çevirdiği, batıdan doğuya doğru uzanan, üç avlu içerisindeki türbeler ve diğer hizmet yapıları, Hacı Bektaş Veli Külliyesi'ni oluşturmaktadır. İlk yapı olan 'Çile Damı' Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında inşa edilmiş, çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemelerle Külliye bugünkü şeklini almıştır. Hacı Bektaş Veli'nin türbesi, Orhan Gazi zamanında, 1338 yıllarında, nisbeten basit bir yapı olarak Çile Damı'na eklenmiştir. Türbe bugünkü şekliyle, sekizgen bir zemin üzerinde, Murat (Hüdavendigar) hayatta bulunduğu sırada, Hacı-Bektaş Veli'nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından, 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. 1485-86 yıllarında 2. Beyazıt tarafından türbenin çevresi tanzim edilmiş ve kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut 1827 yılında, türbeler dışında kalan tüm külliye binalarını yıktırmış, Dergah Avlusu'nun doğu köşesindeki camiyi yaptırmıştır. Külliye, 1869-70 yıllarında Osmanlı hükümdarı Abdülaziz'in gönderdiği mimarlar tarafından, Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişini Ali Celalettin Çelebi'nin nezaretinde yeni baştan yapılmış ve türbeler onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1958-59 yıllarında tamire muhtaç yerleri onartmış ve 16 Ağustos 1964 yılında Külliye, müze olarak açılmıştır.
1. Avlu: Nadar Avlusu
Külliye'nin birinci avlusuna, son restorasyondan sonra yeniden yapılmış cümle kapısından girilir. Eskiden bu kapıya 'Taç Kapı'da deniliyordu. Tamirden önce kapının dış yüzüne 'Burası aşıkların kabesidir. Eksik gelen tamam olur' anlamında kitabe vardı. Birinci avlu, eskiden beri 'altın avlu' anlamına gelen 'Nadar Avlusu' adı ile anılmıştır. Avlu'nun girişe göre sağ tarafında, Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan, motiflerle süslü Üçler Çeşmesi yer alır. Bu avlu geniş bir bahçe görünümünde olup, girişin solunda bulunan At Evi ile sağ taraftaki Ekmek Evinden günümüze herhangi bir kalıntı gelememiştir. Çeşmenin Osmanlıca kitabesi:
Asitan-ı Hacı Bektaş Velîde nice zat
Eseri hayrederek eylemiş ümid-i necat
İşte bu nev eser muteber inşasında
Türbedar Fevzi Baba oldu delilül-hayrat
Çokeri Al-i Aba Fatıma, Fikriye Hanım
Yaptı bir çeşme ki talisin eder ehl-i hasenat
Dilerem bais ve banisini zat-ı vehfaap
Kevseryab ile seyrab ide ruz-ı Arasat
Aktı tarih-i mizap kaleminden Kami (Şey Baba)
Şüheda aşkına Ya HU içiniz ab-ı hayat
Bu çeşmenin etrafı renkli taşlarla bezenmiş, üzerine de Arapça bir kitabe yerleştirilmiş ve üzerine de Mühr ü Süleyman motifi eklenmiştir. Üçler Çeşmesinin biraz ilerisindeki kapıdan bugün yalnızca temel kalıntıları bulunan Ekmek Evine geçiliyordu.
Avlunun kuzeyindeki bir kapıdan II. Avluya girişi sağlayan Üçler Kapısı bulunmaktadır. Bu kapı ile aynı doğrultuda külliyenin hamamı ve çamaşırhanelerin girişleri bulunmaktadır. Çamaşırhane iki bölümden meydana gelmiş olup, birinci oda çamaşırların yıkandığı, ikinci oda da yıkanacak çamaşırların toplandığı kısımlardır. Günümüzde bu bölüm depo olarak kullanılmaktadır.
2. Avlu: Dergah Avlusu
[/url][/IMG]
Meydan Avlusu da denilen Dergah Avlusu'na piramit üstlüklü Üçler kapısından girilir. Konuklarca Arslanlı Avlu olarak bilinen Dergah Avlusu'nun girişe göre sağ tarafında Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, Sol tarafında Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler Evi vardır. Avlunun iki, tarafı Selçuki revaklarla çevrilmiştir. Arslanlı Çeşme'nin ilk yapılışı oldukça eskidir. Yusuf Bali Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'ye konuk olan Ali Bey oğlu Malkoç Bali Bey, dergaha bergüzar olarak bu çeşmeyi yaptırmıştır.
[/url][/IMG]
Üç kapı ve iki koridordan geçildikten sonra Aş Evi'ne girilmektedir. Aş Evi'nde ortadaki ocakta bulunan büyük kazan, Kara Kazan diye anılmaktadır. Aş Evi geçildikten sonra Dergah Camisi'ne varılır. Kısa minaresi ve özel yapısı ile çevredeki binalara uyan sağlam cami, 1827 yılında, Nakşibendi usulü ibadet yapılmak üzere Osmanlı Padişahı 2. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Dergah Avlusu'na girişe göre soldan ilk kapı Mihman Evi'nindir. Aynı sıradaki ikinci kapı Meydan Evi'ne açılmaktadır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkat çekicidir. Hacı Bektaş Veli'nin arslanla geyiği kucaklayan minyatürünün orijinali ve diğer bazı müze eşyası burada sergilenmektedir. Meydan Evi geçildikten sonra, avlunun sol köşesindeki Kiler Evi'ne gelinir.
Çicek bahçesi Hazret Avlusu
[/url][/IMG]
Hacı Bektaş Veli dergâhında, üst tarafı kubbe ile örtülmüş Altılar Kapısı'ndan girilen Hazret Avlusu bir çiçek bahçesi görünümündedir. Tam karşıda Hacı Bektaş Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi, Avlu'nun sağ köşesinde de bal peteği rengindeki yontma taşlarla yapılmış Balım Sultan türbesi vardır. Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan girilmektedir. Sağ tarafta, tek pencerinden pek az ışık alan Çile Damı (Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında mevcut olan tek yapı burasıdır. Tonos kubbeli koridorun sonundaki kapıdan Mürüvvet penceresinin aydınlattığı Kırklar Meydanı'na girilir. Güneş motifli ahşap tavanla örtülmüş Kırklar Meydanı'nda ünlü Kırk Budak, Hz. Ali'nin el yazması olduğu söylenen Kur'an yaprağı, tarihi değeri olan eserler sergilenmektedir. Kırklar Meydanı'nın doğu kısmındaki terasta on Hacı Bektaş evladından iki zatın mezarı bulunmaktadır.
Hacı Bektaş Veli Türbesi
[/url][/IMG]
Kırklar Meydanı'nda girişe göre sağ tarafta, etrafı mermer kaplama küçük bir kapıdan Hacı Bektaş Veli (1209-1271) türbesine girilmektedir. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında üç balık dört güvercin motifi vardır. Gök Eşik diye adlandırılan kapının altında, türbeyi yapan mimar Derviş Sadık'ın mezarının bulunduğu söylenir. Kesin olmayan bazı söylentilere göre de bu mezar Kadıncık Ana'ya aittir. Ortasında yüksekçe bir sanduka bulunan Hacı Bektaş Veli Türbesi, Külli'yenin en önemli yeridir. Türbenin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslenmiştir. Çiçek motifli kubbe aşab piramid şeklindedir.
KLASİK KAPADOKYA ÜÇGENİ:
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Gezimin bu bölümü benim Klasik Kapadokya Üçgeni olarak adlandırdığım Avanos-Göreme-Ürgüp bölgelerini kapsıyor. Bu bölge de gezilebilecek başlıca yerler Avanos-Özkonak Yeraltı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi, Çavuşin Kilisesi, Göreme Açık Hava Müzesi, Ürgüp ve Uçhisar Kalesi.
Özkonak Yeraltı Şehri:
Avanosa 14 km uzaklıktaki yeraltı şehrine gitmek için çok dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü Özkonak Yeraltı Şehri tabelaları son derece küçük ve yol ayrımlarının hemen dibinde. Hiç fark etmeden yol ayrımların kaçırabilirsiniz. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak Özkonak Yeraltı Şehri'nde katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm.) ve uzun deliklerle sağlanmış. Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır. Bu bölgedeki yeraltı şehirlerine ait bütün bulgular MS 5-10. yüzyıllar arasına yani Bizans Dönemi'ne aittir. Genellikle dini ve sığınma amaçlı olarak kullanılan yeraltı şehirlerinin sayısı bu dönemde artmıştır. Bizans Dönemi'nde 7. yüzyıl da başlayan Arap-Sasani akınları karşısında Kapadokya'da yaşayan Hıristiyan topluluklar sürgü taşlarını kapatarak kendilerini savunmuş. Eğer sizde benim gibi uzun boyluysanız ya da dizleriniz ağrıyorsa veya kapalı yerlerden hoşlanmıyorsanız gezerken sizi zorlayacak bir yer Özkonak Yeraltı Şehri.
[/url][/IMG]
Zelve Açık Hava Müzesi:
Avanostan Göremeye doğru devam ederken bir sonraki durağımız olacak Zelve Açık Hava Müzesi benim bu bölgedeki favori yerlerimden. Göreme'ye 7 km. uzaklıktaki Zelve Açık Hava Müzesi, üç vadiden oluşmaktadır. Zelve, özellikle 9. ve 13. yüzyılda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuştur. Rahiplere ilk dini seminerler bu yörede verilmiştir. 1952 yılına kadar iskân edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, değirmen, cami, şarap mahzenleri ve güvercinlikler bulunmaktadır. Zelveye giderken yol üzerinde bulunan Paşabağları belki de peri bacalarının en iyi görülebileceği yerlerden.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Çavuşin Kilisesi:
Avanos-Göreme yolunun hemen üzerinde olan ve Göreme'ye 3 km. uzaklıkta bulunan, İmparator Nicephorus Phocas adına yapılan Çavuşin Kilisesi 964-965 yıllarına tarihlenmektedir.
[/url][/IMG]
Uçhisar Kalesi:
Bölgenin en güzel seyir teraslarında birisi Uçhisar Kalesi. Kalenin zirvesine ulaştığınızda, Güvercinlik Vadisinden Avanosa, Ortahisar Kalesinden, Göreme Kasabasına, Erciyesten Hasan Dağına kadar, Kapadokyanın tüm güzelliği ayaklarınızın altına serili veriyor. Uçhisar Kalesine girişte müze kart geçerli değil maalesef. Uçhisar Kalesine çıkmak için onlarca basamağı göze almanız gerekiyor, ancak buna değiyor.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
2. GÜN
İkinci güne erken başlıyoruz. Zira gidecek, gezecek çok yer var. İkinci gün gezi planımızda olan yerler Güvercinlik Vadisi, Göreme Açık Hava Müzesi, Derinkuyu Yer Altı Şehri ve bölgedeki kervansaraylar var.
[/url][/IMG]
Güvercinlik Vadisi:
Kapadokyanın doğal güzelliklerini görebileceğiniz yerlerden birisi Güvercinlik Vadisi. 4 km uzunluğa sahip olan ve bir trekking alanı olarak da kullanılan vadinin girişi Göremenin hemen kenarında. Vadiyi erken saatlerde gezmekte fayda var. Zira vadi tabanı Göremeye göre daha nemli ve sıcak. Ayrıca erken saatler kimseciklerde olmuyor. Doğa ile baş başa kalabiliyorsunuz. Vadi tabanında küçük bir dereyi izleyerek, bir kaş tünelden geçip vadinin derinliklerine ilerleye bilirsiniz.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Göreme Açık Hava Müzesi:
Göreme Açık Hava Müzesi, Göreme kasabasının 2 km doğusunda yer alıyor. Buraya olan ziyaretimizi ikinci güne bıraktık. Zira Göreme Açık Hava Müzesi son derece ilgi gören bir yer ve çok kalabalık. Burayı sabah erken saatte biraz daha tenha iken gezmek en mantıklısı. Biz sabah 8.30 gibi Göreme Açık Hava Müzesini gezmeye başladık. Göreme Açıkhava Müzesi, aslında MS 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatına ev sahipliği eden bir kaya yerleşim yeri.
[/url][/IMG]
Bir vadi oluşturan alanda, kaya blokların içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları oyulmuş. Göreme Vadisi, manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul ediliyor.
[/url][/IMG]
Kiliselerde Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kullanılan geometrik süslemeler ortaya çıkarılan ilk boya katmanlarında görülebilirken, daha sonraki tarihlerde yapılan freskler İncil ve Hz. İsanın hayatından sahneleri betimliyor.
[/url][/IMG]
Göreme Açık Hava Müzesinde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise gezilebiliyor. Ancak Karanlık Kiliseyi ziyaret edebilmek için ekstra bir ödeme de bulunmak gerekiyor.
Derinkuyu Yer Altı Şehri:
Nevşehir'e 30 km uzaklıkta bulunan Derinkuyu Yeraltı Şehri de bölge çok rağbet gören yerlerden birisi. Bu yeraltı şehri sekiz katlıymış. Ben, bırakın 8 katı görmeyi ikinci kata bile inemedim. Burası hem çok kalabalık hem de çok klostrofobik bir mekan.
[/url][/IMG]
Derinkuyu da görebileceğiniz bir diğer tarihi yap ise Ayios Theodoros Trion Kilisesidir. 19. yüzyıla ait Üzümlü Kilise olarak da bilinen, Ayios Theodoros Trion Kilisesi, Sultan Abdulmecid döneminde inşa edilmiş. Bugün ki hali ise içler acısı. Kilisenin duvarları sprey boyalarla boyanmış durumda.
[/url][/IMG]
Kilisenin Yunanca kitabesinde, Ayios Theodoros Trionun bu çok kutsal kilisesi, İmparator Sultan Abdülmecid Han zamanında, onun yüksek iradesi ile Aziz İkonion (metropoliti) Neofitos Efendinin teşviki ile ve burada (Malakopi) ikamet eden Hristiyanların bağışları ile Haldiaslı başmimar Kiriako Papadopoulos Efendinin zahmetleriyle inşa edilmiştir. Ayios Theodorosa ithaf edilmiş ve kutsanarak açılmıştır. Ki onun (Ayios Theodoros) vasıtalarıyla Allah bu memleketi bütün tehlikelerden korusun. Amin. Sene 1858 Mayıs 15... ifadeleri yer alıyor.
Kervansaraylar:
Kapadokyayı en iyi ifade eden yapılardandır kervansaraylar. Doğu ile Batıyı birleştiren, halkların, dinlerin, dillerin ve kültürlerin birbiri içinde erimesine olanak sağlayan yapılardır. Kapadokyayı gezmeye-görmeye genellikle bu bölgedeki kervansarayları pek bilmezler. Gerçi bu kervansarayların bazıları ziyarete kapalı bazılarının ise durumu içler acısı. Bizim gezi güzergâhımız üzerinde 3 kervansaray bulunmakta. Bunlar Alayhan, Tepesi Delik Han ve Ağzıkarahan Kervansarayları.
Alayhan Kervansarayı, Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde yer alıyor ve yol üzerinden rahatlıkla görülebiliyor. Biz gittiğimizde ziyarete kapalı idi. Yapı son yıllarda bir restorasyon geçirmiş. Bu kervansarayın 12. yüzyılın son yıllarında veya 13. yüzyılın başlarında yaptırıldığı düşünülmektedir.
[/url][/IMG]
Tepesi Delik Han yine Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde. Adı tepesi delik ama kendisinin tepesi delik değil. Zira burası da restore edilmiş ancak aslına uygun olarak değil. Ve şu anda yapı yol üzerinde bir dinlenme tesisi olarak işletiliyor.
[/url][/IMG]
Ağzıkarahan Kervansarayı Aksaray-Nevşehir karayolunun 15. kmsindedir. Kervansarayın açık ile kapalı kısımları ve açık kısmın ortasında bir mescidi bulunmaktadır. Yapıya özel yuvaları içinde bulunan, iki kitabesinde belirtildiği üzere 1231 ile 1239-40 yılları arasında Selçuklu sultanları I. Alaaddin Keykubat oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrevin hükümdarlık günlerinde inşa edilmiştir. Kervansarayın dış duvarlarında yarım vaziyette inşaat iskeleleri kala kalmış. Burada da restorasyon çalışmaları başlamış ancak yarım kalmış. Restorasyon çalışmalarının yarım kalması iyi mi kötü mü bir türlü karar veremedim.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
3. GÜN:
Gezimizin üçüncü günü ağırlıklı olarak Ihlara Vadisinin çevresinde yoğunlaşacak. Bugünkü güzergahımız Aşıklıhöyük, Selime, Ihlara, Belisırma, Güzelyurt, Kızıl Kilise, Konaklı Kilisesi, Gümüşler Manastırı ve Niğde şeklinde.
Aşıklı Höyük:
Aşıklı Höyük, Kapadokya'nın batı kesiminde, günümüz Aksaray ilinin yaklaşık 25 km. güneydoğusunda, Gülağaç ilçesine bağlı Kızılkaya Köyü sınırları içerisinde, Melendiz nehrinin kıyısında yer alır. Köyün yaklaşık 1,5 km dışındadır. Melendiz'in oluşturduğu Ihlara Vadisi'nin başladığı Selime'den 4,5 km. uzaklıktadır. Aşıklı Höyük ilk kez 1963 yılında Hititolog Edmund Gordon tarafından saptanmıştır. 1964-65 yıllarında Ian Todd kapsamlı yüzey toplaması, kesit çalışması ve kesitten elde ettiği örneklerle tarihlendirme çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, höyükteki yerleşimi günümüzden 9 ya da 10 bin yıl öncesine tarihlemiştir. Aşıklıhöyüke gittiğimizde höyüğün etrafının parmaklıklar ile çevrili olduğunu ve giriş kapısının da kapalı olduğunu gördük. Dışarıdan sadece kazılarda ortaya çıkarılmış yapıların orijinallerine birebir sadık kalınarak yeniden yapılan binaları görebildik.
[/url][/IMG]
Aşıklı Höyük'te bulunan iki ayrı kafatası tıp tarihi açısından önemlidir. 20-25 yaşındaki genç bir kadının kafatasında "trepanation" adı verilen beyin ameliyatı izi saptanmıştır. Radyoskopik ve makroskopik incelemeden sonra kafatasındaki muntazam deliğin, cerrahi bir operasyon sonucu olduğu tespit edilirken, delik açıldığında kadının hayatta olduğu ve ameliyattan sonra bir hafta kadar daha yaşadığı anlaşılmıştır. Başka bir kafatasında ise çene kemiğinde çok ustaca yapılmış otopsi izleri belirlenmiştir. Anadolu'nun ilk beyin ameliyatı olarak kabul edilen genç kadına ait kafatası bugün Aksaray Müzesi'nde sergilenmektedir.
Selime Katedrali:
Selime Katedrali, Ihlara Vadisi'nin bitiş noktasıdır. Bizans sanatının izlerini taşıyan Selime Katedrali'nin üst kısmı kale olarak inşa edilmiş. Katedralin önemli özelliklerinden biri de uzun yıllar, bölgedeki din adamlarının yetiştirildiği mekan olması. Kapadokya'nın en büyük manastırı olma özelliği de taşıyan Selime Katedrali'nde Hazreti İsa'nın göğe çıkışı, müjde ve Hazreti Meryem gibi tasvirler bulunuyor. Katedrale çıkmak çıkış ve iniş güzergâhında bulunan dar kanallardan dolayı biraz zahmetli. Buraya da erken saatte gelmekte fayda var. Yoksa yukarıdan aşağıya inen bir insan seli ile karşılaşmanız işten bile değil.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Ihlara Vadisi:
[/url][/IMG]
Selime Kasabasından sonra Ihlaraya varmadan Belisırma tabelalarını göreceksiniz. Biz Belisırmaya Ihlara Vadisini gezdikten sonra uğramaya karar verdik. Çünkü Güzelyurta en kestirme yol Belisırma içerisinden geçiyor.
Ihlara Vadisi Hristiyanlığının yayılışının ilk yıllarında önemli bir dini merkezmiş. MS 4. yüzyıldan itibaren bir manastır merkezi olan Ihlara Vadisi'nde, döneminin fresk, resim sanatı özelliklerini barındıran pek çok kilise bulunmaktadır. Vadide yer alan kiliselerin 9-10. yüzyıllardan kaldığı tahmin edilmektedir. Vadi'de yer alan freskli kiliselerde (Sümbüllü, Yılanlı, Kokar, Ağaçaltı, Pürenliseki, Eğritaş, Kırkdamaltı, Bahattin Samanlığı gibi) İsa'nın Doğumu, Meryem'e Müjde, Ziyaret, Mısır'a Kaçış, Son Akşam Yemeği gibi sahneleri görmek mümkün.
Eski adı Peristremma olan 14 km uzunluğundaki Ihlara Vadisini, Melendiz Çayı (Potamus, KapadukusKappadokya Irmağı), baştan başa kat etmektedir. Irmak, Ihlara Kasabasından başlayarak, yer yer vadiyi 100200 m derinlikte yararak, kuzeybatı istikametinde Selime Kasabası, Yaprakhisar ve Belisırma Köylerinin ve Ziga Kaplıcasının bulunduğu geniş vadiye ve oradan Tuz Gölüne yönelir. Pek çok doğal güzelliği içinde saklamaktadır Ihlara Vadisi. Bu güzellikleri görmek için yaklaşık 400 basamağı inip çıkmayı göze almak gerekiyor. Vadi içerisinde yer alan Belisırma Köyünde de önemli kiliseler bulunmaktadır. Bu freskli kiliseler ve yaşam alanları 14 km boyunca Ihlaradan Selimeye kadar devam eden Ihlara Vadisi içerisinde yer alırlar.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Belisırma:
Belisırma Ihlara Vadisinde yer alan şirin bir köy. Eğer Ihlara Vadisini görmek için yüzlerce basamak inip çıkmak istemiyorsanız Belisırma Köyüne kadar aracınızla inip buradan da Ihlara Vadisine giriş yapabilirsiniz. Bu girişten yaklaşık olarak 4 kmlik doğa içerisinde bir yürüyüş yaparak vadinin Ihlara girişine ulaşabilirsiniz. Ayrıca köy içerisinde nehir kenarında yer alan lokantalarda dinlenip nefes alabilirsiniz.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Köyün Güzelyurt yolu tarafındaki girişinde bulunan Ala Kilise ve hemen bitişiğindeki bezirhane burada görülecek yerler arasında. Bezirhane içerisinde, ahşap malzemeden yapılmış bezir yağı havuz teşkilatı bulunmaktadır. 12-13. yüzyıllar arasına tarihlenen Bezirhane, tek nefli uzunlamasına dikdörtgen planlıdır. Yapının tavan ve duvarlarında yer alan; Vaftiz, Metamorfosis, Fırında Üç İbrani Genci, Deesis, Aziz ve Martirler sahnesinin bulunduğu freskolar aşırı nem sonucu tahrip olmuştur. Bezirhaneler; yapıldığı dönemlerde bölge halkının aydınlatmada kullandığı bezir yağı üretim yerleridir. Izgın adı verilen bir ot türünün bezirhanede ezilip işlenmesinin ardından ottan çıkarılan yağın işlenmesi sonucunda bezir yağı elde edilirdi. Elde edilen yağlar, kiliseler, kaya oyma mekanlar ile yeraltı şehirlerinin, kandiller vasıtası ile aydınlatılmasında kullanılırdı.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Güzelyurt:
[/url][/IMG]
Belisırma Köyünden Güzelyurta doğru yola devam ediyoruz. Arkamızda beliren yağmur bulutları da bizi takip ediyor.
Güzelyurt, insanıyla, doğasıyla, tarihi yapıları ile bu bölge içerisinde benim en çok hoşuma giden yerlerden oldu. Sessiz, sakin eski evleri ile şirin bir yer. Güzelyurt sınırları içinde yer alan 4-5 km uzunluğundaki Manastır Vadisi döneminin özelliklerini yansıtan pek çok kaya oyma kilisesi ve yeraltı şehirleri ile harika bir yer. Sivişli Kilise, Kilise Camii görülecek başlıca yerler.
[/url][/IMG]
Güzelyurttaki Kilise Cami, tüm Kappadokia bölgesi içinde, 5. yüzyıldan günümüze kadar takip edilebilen tarihçesi ile büyük bir önem taşımaktadır; ancak günümüzde ancak çok az sayıda kişinin düzenli olarak gittiği bir mahalle camisi, olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Güzelyurtun hemen dışında yer alan Kızıl Kilise bu gezide beni en çok etkileyen yapılardan oldu. Kızıl Kilise, Kapadokya'nın batısında, Güzelyurt bölgesi, Sivrihisar köyü yakınlarında, Melendiz Dağlarının karşısında büyük bir düzlüğün ortasında yapa yalnızdır bugünlerde. Hıristiyanlığın en önemli üç azizinden biri olan ve burada gömülen Nazianzlı Gregoirusa (330-390) ithaf edilmiştir. VI. yüzyılın sonlarına tarihlenen Kızıl Kilise, çatı örtüsü ayakta olan bu döneme ait bölgedeki tek kilisedir. Dış duvarlar ve kubbe ayakta, haç kollarını örten tonozların büyük bir bölümü ise yıkılmış. Tabi ki bu yapı üzerinde de sprey boyalı çalışmalar eksik kalmamış.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Konaklı:
Güzelyurttan sonra 1.700-1.800 metre rakımlı virajlı yollardan geçerek Konaklı ve Niğdeye doğru devam ettiği yolculuğumuz. Yağmur yavaş yavaş atıştırmaya başlıyor. Hemen yağmurluğu giyerek geziye devam.
[/url][/IMG]
Gezide şimdiki durağım Konaklı Kilisesi. Kilise ziyarete kapalı. Sadece dışarıdan kiliseyi görmek benim için yeterli diyorsanız gelin buralara kadar. Üstelik yolu da kötü. Uzun yıllar patates deposu olarak kullanılan ve define avcıları tarafından birçok yeri kazılarak tahrip edilen Konaklı Kasabasındaki Aziz Vasilios diğer adı ile Misli Kilisesi Türkiye ile Yunanistan'ın nüfus değişimini öngören ve 1924 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'na kadar ibadete açık kalmış.
[/url][/IMG]
Gümüşler Manastırı:
Gezi sırasında karşılaştığım en ilginç yapı sanırım Gümüşler Manastırı idi. Niğde'ye 8 km. uzaklıktaki Gümüşler kasabasında yer alan manastır oldukça büyük ve geniş bir kaya kütlesi içinde yekpare ana kütle kayadan oyulmak suretiyle yapılmış. Kaya oyuğu şeklinde dört sütunu bulunan kilisenin duvarlarını son derece canlı freskler kaplamakta. Gümüşler manastırı barındırdığı yeraltı şehri, büyük mezarlık odası ve oldukça büyük kaya kütlesine kazılmış yerleşim birimleriyle oldukça kompleks bir yapı. Manastır 10. yüzyıl Bizans sanatının en güzel eserlerinden olup, günümüze kadar korunarak gelmiş kesinlikle görülmesi gereken bir yer.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Hava muhalefeti olmasaydı Tyana Su Kemerleri ve İvriz Kaya Anıtı yolculuğumun sonraki durakları olacaktı. Ancak kara bulutlar ve vakitsizlik yolculuğu bura da sonlandırmama sebep oluyor. 1.000 kmnin üzerindeki bu yolculuk beni kimi zaman üzdü, kimi zaman şaşırttı bol bol da düşündürdü geçmişe, bugüne ve geleceğe dair. Anadolunun bu köşesinde de biraz yalnızlık, biraz hüzün, biraz karanlık, biraz da umut var.
[/url][/IMG]
Hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat:
Kapadokya denince pek çok insan gibi benim de aklıma Göreme-Avanos-Ürgüp üçgeninden başka bir şey gelmiyordu. Ama okuyup araştırdıkça durumun böyle olmadığını anlamaya başladım. Kapadokya bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Çorum, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış bir bölge. Strabon, Geographikada Kapadokyanın 10 valilikten oluştuğunu söylemekte ve Kapadokyanın sınırlarını şu şekilde ifade etmekte:
... güneyde Kilikia Taurosları diye adlandırılan dağlar, doğuda Armenia ve Kolkhis, kuzeyde Halys Irmağının (Kızılırmak) ağzına kadar Euksenios (Karadeniz) ve batıda Phrygiada (Frigya) yerleşmiş olan Lykaonialılar tarafından çevrilmiş oldukları söylenebilir.
Coğrafi olarak geniş bir alana yayılan Kapadokya tarihsel açıdan da çok geniş bir döneme yayılmış durumda. Klasik Kapadokya üçgenini gezen bir insan, Kapadokya tarihinin çok ama çok azını görebilir ve doğal, tarihsel ve görsel zenginlik örneği olan Kapadokyanın yaklaşık 10.000 yıllık kesintisiz bir kültürel evrimin içinde Doğu ile Batının eklemlendiği, halkların, dinlerin, dillerin ve kültürlerin birbiri içinde eridiği çok özel bir coğrafya olduğunu anlayabilir.
Bunları düşünerek geniş bir Kapadokya Turu planlayarak rotamı belirledim. Rota 1.000 kmnin üzerinde. Ve bu rotayı gezmek en az 3 gün gerektiriyor. Hazırladığım rota şu şekilde.
Kırşehir
Seyfe Gölü
Hacı Bektaş
Avanos-Özkonak Yeraltı Şehri
Zelve Açık Hava Müzesi
Göreme Açık Hava Müzesi
Ürgüp-Uçhisar
Kervansaraylar
Aşıklıhöyük
Selime
Belisırma
Ihlara
Güzelyurt
Kızıl Kilise
Derinkuyu
Konaklı (Rum Kilisesi)
Gümüşler Manastırı
Niğde
Biraz daha fazla zamanı olanlar bu rotaya Kayseri ve Konyayı da ekleyebilirler. Kapadokya gezisi kesinlikle fiziksel olarak insanı yoruyor. Zira bol bol yürüyüş yapıp, merdiven inip çıkıp ve uzun yürüyüşler yaparak Kapadokyayı tam anlamıyla gezebiliyorsunuz. Bence bu bölgeyi gezmek için en uydun zaman iğdelerin çiçek açtığı zaman. Yani Mayıs ayının ilk haftaları. Hem bu tarihlerde hava sıcaklıkları çok rahatsız edici seviyelere ulaşmıyor hem de bu bölge de bol bol bulunan iğde ağaçlarının çiçek açtığı döneme denk getirirseniz gezinizi mis gibi kokular içerisinde gezme fırsatı yakalıyorsunuz. Ama bu dönemde birden bire gelen sağanak yağmurlarla da karşılaşabilirsiniz. Ayrıca polen alerjisi olanlar ve arı vb. korkanlar için de sıkıntı yaratabilir bu dönem.
Ve geziye başlayalım. İlk gün Kırşehir, Hacı Bektaş, Avanos, Özkonak Yer Altı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi ve Çavuşin Kilisesi gezi listemizde yer alıyor.
1. GÜN
İlk gün Kırşehir, Hacı Bektaş, Avanos, Özkonak Yer Altı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi, Uçhisar Kalesi ve Çavuşin Kilisesi gezi listemizde yer alıyor.
KIRŞEHİR:
Gezimizin ilk durağı Kırşehir. Kırşehir bozkırın ortasında mütevazı bir şehir. Kırşehir ve çevresinde yapılan araştırmalar ilin tarihinin, Eski Tunç Çağı'na (M.Ö. 3000-2000) kadar uzandığını göstermektedir. Daha sonra Hititler, Frigler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu ve Osmanlılar yörede hüküm sürmüş. Kırşehirin bugünü her ne kadar mütevazı ise de coğrafi konumu sayesinde geçmişinde çok önemli kültürlerin izini taşımaktadır.
Bugün ki Hacı Bektaş ve Konya ile birlikte Kırşehir 13. yüzyıl Anadolusunun siyasetini etkileyen/belirleyen merkezlerden biri idi. 20. yüzyılda ise Kırşehir siyasetin etkisinde kalarak (1954 seçimlerinde Demokrat Parti Kırşehirden hiç milletvekili çıkaramamış ve Kırşehir cezalandırılmıştır) 20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı Kanun ile Nevşehire bağlı bir ilçe haline dönüştürülmüştür. 1954 yılında ilçe haline getirilen Kırşehir 1957 tarihinde tekrar il yapılmıştır.
Kırşehir de görülebilecek temel yapılar Ahi Evran Türbesi, Cacabey Medresesi ve Âşık Paşa Türbesidir. Kırşehire gelmişken Seyfe Gölünü de görmeden geçmemek lazım.
Ahi Evran Camii ve Türbesi:
Ahilerin ulusu Ahi Evranın türbesi Kırşehirin tam ortasında bulunmaktadır. Selçuki tarzında üç kubbe tarzında inşa edilmiş olan yapı, bazı felaketler sonucunda tahrip olmuş bahçesindeki pek çok mezar taşları ve kitabeler kaybolmuştur. Şecerelerde Ahi Evranın Türkmen olduğu, Âşık Paşanın ve Hacı Bektaş Velinin izinden ilerleyerek Anadoluya geldiği bir süre Denizli, Konya ve Kayseride oturduktan sonra Kırşehire yerleştiği ifade edilmektedir. Ahi Evran hiç evlenmemiş ve 93 yaşında ölmüştür. Ahiliğin Bektaşîlik ve Mevlevilik ile olan münasebetinin önyargısız olarak kavranabilmesi 13. yüzyıldan günümüze Anadolu tarihinin kavranabilmesi için gereklidir. Bu pek tabi ki tarihe sadece resmi tarih penceresinden bakmamakla mümkündür.
Cacabey (Medresesi) Cami:
Kılıç Aslanın vezirlerinden Kırşehir Valisi Nurettin Caca tarafından Hicri 671de (1272-1273) yaptırılan Cacabey Medresesi Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerindendir. Kırşehirin merkezinde yer alan yapının ihtişamı kapısında ve minaresindedir. Minarenin yüksekliği 35 metre, çevresi 7 metredir. Kırmızı tuğladan, özenilerek yapılan minare mavi çinilerle süslüdür. Halk bunun için buraya cıncıklı minare de der. Cacabey Medresesi, Selçuklular döneminde dinî ilimler yanında müspet bilimlerin de öğretildiği bir fakülte olarak kullanılmış; gökyüzünün, güneşin, ayın, yıldızların hareketlerini inceleyen bir gözlem evi olarak yıllar boyu ayakta kalmış, o dönemde astronomi çalışmalarının yapıldığı bir rasathâne olarak kullanılmış. Nurettin Caca Mevlananın en yakın müritlerinden birisi idi.
Aşıkpaşa Türbesi:
Âşık Paşa Türbesi, Kırşehirin kuzeyinde Kayseri yolu üzerindedir. Türbeyi Paşanın ölümünden sonra kardeşinin oğlu Alâeddin Ali Şah yaptırmıştır. Güzel bir bahçe içinde bulunan türbenin cephesindeki pencere ile saçak arasında, zarif bir mermere oyulmuş kitabe vardır. Âşık Paşa, Horasandan Anadoluya göç eden tanınmış sufilerden Baba İlyasın torunu ve Muhlis Paşanın büyük oğludur. Âşık Paşanın Kırşehirde doğup doğmadığına dair kesin bir bilgi yoktur. Kitabesinden Hicri 670de (1271-1272) doğduğu Hicri 733te (1332- 1333) öldüğü anlaşılmaktadır. Âşık Paşanın adını ebedileştiren en değerli ve önemli eseri Maarifname, Gencname de denilen Garipnamesidir.
Seyfe Gölü:
Seyfe Gölüne en rahat Mucur üzerinden ulaşılıyor. Göl Mucura 16 km uzaklıkta. Buradaki farklı ekolojik karakterdeki yaşama ortamları, değişik türden binlerce kuşa ideal beslenme, barınma ve üreme ortamı oluşturmuş. Geçmişte tamamen kuruyan göl bugünlerde tekrar eski canlılığına kavuşmaya başlamış. Seyfe Gölüne giderken yol üzerinde size şaşkın şaşkın bakan pek çok tarla faresi ile karşılaşa bilirsiniz.
HACI BEKTAŞ:
Kırşehirden sonra ikinci ana durağım Hacı Bektaş. Burası mistisizmin Anadoludaki merkezlerinden birisi. Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret edenlerin, burayı ziyaret etmeden önce bir okuma sürecine girmesi buranın anlaşılmasında faydalı olacaktır. Burası sadece gidilip görülecek yerler arasında olmayıp, Hacı Bektaş tarihinin ve günümüze yansımasının buraları ziyaret etmeden önce azda olsa araştırılması gerektiği kanaatindeyim.
Hacı Bektaş Veli'nin 12481337 tarihleri arasında yaşadığı sanılıyor. Nişaburlu olan Hacı Bektaş Veli Horasan'da, Hoca Ahmet Yesevi ocağında felsefe, sosyal ve pozitif bilimler öğrenimi gördü. Daha sonra Anadolu'ya gelerek XIII. yüzyılda, bugünkü Hacıbektaş ilçesinde bir dergâh kurarak felsefesini yaymaya başladı.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Dergâh)
Hacıbektaş ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin çevirdiği, batıdan doğuya doğru uzanan, üç avlu içerisindeki türbeler ve diğer hizmet yapıları, Hacı Bektaş Veli Külliyesi'ni oluşturmaktadır. İlk yapı olan 'Çile Damı' Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında inşa edilmiş, çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemelerle Külliye bugünkü şeklini almıştır. Hacı Bektaş Veli'nin türbesi, Orhan Gazi zamanında, 1338 yıllarında, nisbeten basit bir yapı olarak Çile Damı'na eklenmiştir. Türbe bugünkü şekliyle, sekizgen bir zemin üzerinde, Murat (Hüdavendigar) hayatta bulunduğu sırada, Hacı-Bektaş Veli'nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından, 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. 1485-86 yıllarında 2. Beyazıt tarafından türbenin çevresi tanzim edilmiş ve kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut 1827 yılında, türbeler dışında kalan tüm külliye binalarını yıktırmış, Dergah Avlusu'nun doğu köşesindeki camiyi yaptırmıştır. Külliye, 1869-70 yıllarında Osmanlı hükümdarı Abdülaziz'in gönderdiği mimarlar tarafından, Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişini Ali Celalettin Çelebi'nin nezaretinde yeni baştan yapılmış ve türbeler onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1958-59 yıllarında tamire muhtaç yerleri onartmış ve 16 Ağustos 1964 yılında Külliye, müze olarak açılmıştır.
1. Avlu: Nadar Avlusu
Külliye'nin birinci avlusuna, son restorasyondan sonra yeniden yapılmış cümle kapısından girilir. Eskiden bu kapıya 'Taç Kapı'da deniliyordu. Tamirden önce kapının dış yüzüne 'Burası aşıkların kabesidir. Eksik gelen tamam olur' anlamında kitabe vardı. Birinci avlu, eskiden beri 'altın avlu' anlamına gelen 'Nadar Avlusu' adı ile anılmıştır. Avlu'nun girişe göre sağ tarafında, Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan, motiflerle süslü Üçler Çeşmesi yer alır. Bu avlu geniş bir bahçe görünümünde olup, girişin solunda bulunan At Evi ile sağ taraftaki Ekmek Evinden günümüze herhangi bir kalıntı gelememiştir. Çeşmenin Osmanlıca kitabesi:
Asitan-ı Hacı Bektaş Velîde nice zat
Eseri hayrederek eylemiş ümid-i necat
İşte bu nev eser muteber inşasında
Türbedar Fevzi Baba oldu delilül-hayrat
Çokeri Al-i Aba Fatıma, Fikriye Hanım
Yaptı bir çeşme ki talisin eder ehl-i hasenat
Dilerem bais ve banisini zat-ı vehfaap
Kevseryab ile seyrab ide ruz-ı Arasat
Aktı tarih-i mizap kaleminden Kami (Şey Baba)
Şüheda aşkına Ya HU içiniz ab-ı hayat
Bu çeşmenin etrafı renkli taşlarla bezenmiş, üzerine de Arapça bir kitabe yerleştirilmiş ve üzerine de Mühr ü Süleyman motifi eklenmiştir. Üçler Çeşmesinin biraz ilerisindeki kapıdan bugün yalnızca temel kalıntıları bulunan Ekmek Evine geçiliyordu.
Avlunun kuzeyindeki bir kapıdan II. Avluya girişi sağlayan Üçler Kapısı bulunmaktadır. Bu kapı ile aynı doğrultuda külliyenin hamamı ve çamaşırhanelerin girişleri bulunmaktadır. Çamaşırhane iki bölümden meydana gelmiş olup, birinci oda çamaşırların yıkandığı, ikinci oda da yıkanacak çamaşırların toplandığı kısımlardır. Günümüzde bu bölüm depo olarak kullanılmaktadır.
2. Avlu: Dergah Avlusu
Meydan Avlusu da denilen Dergah Avlusu'na piramit üstlüklü Üçler kapısından girilir. Konuklarca Arslanlı Avlu olarak bilinen Dergah Avlusu'nun girişe göre sağ tarafında Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, Sol tarafında Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler Evi vardır. Avlunun iki, tarafı Selçuki revaklarla çevrilmiştir. Arslanlı Çeşme'nin ilk yapılışı oldukça eskidir. Yusuf Bali Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'ye konuk olan Ali Bey oğlu Malkoç Bali Bey, dergaha bergüzar olarak bu çeşmeyi yaptırmıştır.
Üç kapı ve iki koridordan geçildikten sonra Aş Evi'ne girilmektedir. Aş Evi'nde ortadaki ocakta bulunan büyük kazan, Kara Kazan diye anılmaktadır. Aş Evi geçildikten sonra Dergah Camisi'ne varılır. Kısa minaresi ve özel yapısı ile çevredeki binalara uyan sağlam cami, 1827 yılında, Nakşibendi usulü ibadet yapılmak üzere Osmanlı Padişahı 2. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Dergah Avlusu'na girişe göre soldan ilk kapı Mihman Evi'nindir. Aynı sıradaki ikinci kapı Meydan Evi'ne açılmaktadır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkat çekicidir. Hacı Bektaş Veli'nin arslanla geyiği kucaklayan minyatürünün orijinali ve diğer bazı müze eşyası burada sergilenmektedir. Meydan Evi geçildikten sonra, avlunun sol köşesindeki Kiler Evi'ne gelinir.
Çicek bahçesi Hazret Avlusu
Hacı Bektaş Veli dergâhında, üst tarafı kubbe ile örtülmüş Altılar Kapısı'ndan girilen Hazret Avlusu bir çiçek bahçesi görünümündedir. Tam karşıda Hacı Bektaş Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi, Avlu'nun sağ köşesinde de bal peteği rengindeki yontma taşlarla yapılmış Balım Sultan türbesi vardır. Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan girilmektedir. Sağ tarafta, tek pencerinden pek az ışık alan Çile Damı (Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında mevcut olan tek yapı burasıdır. Tonos kubbeli koridorun sonundaki kapıdan Mürüvvet penceresinin aydınlattığı Kırklar Meydanı'na girilir. Güneş motifli ahşap tavanla örtülmüş Kırklar Meydanı'nda ünlü Kırk Budak, Hz. Ali'nin el yazması olduğu söylenen Kur'an yaprağı, tarihi değeri olan eserler sergilenmektedir. Kırklar Meydanı'nın doğu kısmındaki terasta on Hacı Bektaş evladından iki zatın mezarı bulunmaktadır.
Hacı Bektaş Veli Türbesi
Kırklar Meydanı'nda girişe göre sağ tarafta, etrafı mermer kaplama küçük bir kapıdan Hacı Bektaş Veli (1209-1271) türbesine girilmektedir. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında üç balık dört güvercin motifi vardır. Gök Eşik diye adlandırılan kapının altında, türbeyi yapan mimar Derviş Sadık'ın mezarının bulunduğu söylenir. Kesin olmayan bazı söylentilere göre de bu mezar Kadıncık Ana'ya aittir. Ortasında yüksekçe bir sanduka bulunan Hacı Bektaş Veli Türbesi, Külli'yenin en önemli yeridir. Türbenin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslenmiştir. Çiçek motifli kubbe aşab piramid şeklindedir.
KLASİK KAPADOKYA ÜÇGENİ:
Gezimin bu bölümü benim Klasik Kapadokya Üçgeni olarak adlandırdığım Avanos-Göreme-Ürgüp bölgelerini kapsıyor. Bu bölge de gezilebilecek başlıca yerler Avanos-Özkonak Yeraltı Şehri, Zelve Açık Hava Müzesi, Çavuşin Kilisesi, Göreme Açık Hava Müzesi, Ürgüp ve Uçhisar Kalesi.
Özkonak Yeraltı Şehri:
Avanosa 14 km uzaklıktaki yeraltı şehrine gitmek için çok dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü Özkonak Yeraltı Şehri tabelaları son derece küçük ve yol ayrımlarının hemen dibinde. Hiç fark etmeden yol ayrımların kaçırabilirsiniz. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak Özkonak Yeraltı Şehri'nde katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm.) ve uzun deliklerle sağlanmış. Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır. Bu bölgedeki yeraltı şehirlerine ait bütün bulgular MS 5-10. yüzyıllar arasına yani Bizans Dönemi'ne aittir. Genellikle dini ve sığınma amaçlı olarak kullanılan yeraltı şehirlerinin sayısı bu dönemde artmıştır. Bizans Dönemi'nde 7. yüzyıl da başlayan Arap-Sasani akınları karşısında Kapadokya'da yaşayan Hıristiyan topluluklar sürgü taşlarını kapatarak kendilerini savunmuş. Eğer sizde benim gibi uzun boyluysanız ya da dizleriniz ağrıyorsa veya kapalı yerlerden hoşlanmıyorsanız gezerken sizi zorlayacak bir yer Özkonak Yeraltı Şehri.
Zelve Açık Hava Müzesi:
Avanostan Göremeye doğru devam ederken bir sonraki durağımız olacak Zelve Açık Hava Müzesi benim bu bölgedeki favori yerlerimden. Göreme'ye 7 km. uzaklıktaki Zelve Açık Hava Müzesi, üç vadiden oluşmaktadır. Zelve, özellikle 9. ve 13. yüzyılda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuştur. Rahiplere ilk dini seminerler bu yörede verilmiştir. 1952 yılına kadar iskân edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, değirmen, cami, şarap mahzenleri ve güvercinlikler bulunmaktadır. Zelveye giderken yol üzerinde bulunan Paşabağları belki de peri bacalarının en iyi görülebileceği yerlerden.
Çavuşin Kilisesi:
Avanos-Göreme yolunun hemen üzerinde olan ve Göreme'ye 3 km. uzaklıkta bulunan, İmparator Nicephorus Phocas adına yapılan Çavuşin Kilisesi 964-965 yıllarına tarihlenmektedir.
Uçhisar Kalesi:
Bölgenin en güzel seyir teraslarında birisi Uçhisar Kalesi. Kalenin zirvesine ulaştığınızda, Güvercinlik Vadisinden Avanosa, Ortahisar Kalesinden, Göreme Kasabasına, Erciyesten Hasan Dağına kadar, Kapadokyanın tüm güzelliği ayaklarınızın altına serili veriyor. Uçhisar Kalesine girişte müze kart geçerli değil maalesef. Uçhisar Kalesine çıkmak için onlarca basamağı göze almanız gerekiyor, ancak buna değiyor.
2. GÜN
İkinci güne erken başlıyoruz. Zira gidecek, gezecek çok yer var. İkinci gün gezi planımızda olan yerler Güvercinlik Vadisi, Göreme Açık Hava Müzesi, Derinkuyu Yer Altı Şehri ve bölgedeki kervansaraylar var.
Güvercinlik Vadisi:
Kapadokyanın doğal güzelliklerini görebileceğiniz yerlerden birisi Güvercinlik Vadisi. 4 km uzunluğa sahip olan ve bir trekking alanı olarak da kullanılan vadinin girişi Göremenin hemen kenarında. Vadiyi erken saatlerde gezmekte fayda var. Zira vadi tabanı Göremeye göre daha nemli ve sıcak. Ayrıca erken saatler kimseciklerde olmuyor. Doğa ile baş başa kalabiliyorsunuz. Vadi tabanında küçük bir dereyi izleyerek, bir kaş tünelden geçip vadinin derinliklerine ilerleye bilirsiniz.
Göreme Açık Hava Müzesi:
Göreme Açık Hava Müzesi, Göreme kasabasının 2 km doğusunda yer alıyor. Buraya olan ziyaretimizi ikinci güne bıraktık. Zira Göreme Açık Hava Müzesi son derece ilgi gören bir yer ve çok kalabalık. Burayı sabah erken saatte biraz daha tenha iken gezmek en mantıklısı. Biz sabah 8.30 gibi Göreme Açık Hava Müzesini gezmeye başladık. Göreme Açıkhava Müzesi, aslında MS 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatına ev sahipliği eden bir kaya yerleşim yeri.
Bir vadi oluşturan alanda, kaya blokların içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları oyulmuş. Göreme Vadisi, manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul ediliyor.
Kiliselerde Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kullanılan geometrik süslemeler ortaya çıkarılan ilk boya katmanlarında görülebilirken, daha sonraki tarihlerde yapılan freskler İncil ve Hz. İsanın hayatından sahneleri betimliyor.
Göreme Açık Hava Müzesinde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise gezilebiliyor. Ancak Karanlık Kiliseyi ziyaret edebilmek için ekstra bir ödeme de bulunmak gerekiyor.
Derinkuyu Yer Altı Şehri:
Nevşehir'e 30 km uzaklıkta bulunan Derinkuyu Yeraltı Şehri de bölge çok rağbet gören yerlerden birisi. Bu yeraltı şehri sekiz katlıymış. Ben, bırakın 8 katı görmeyi ikinci kata bile inemedim. Burası hem çok kalabalık hem de çok klostrofobik bir mekan.
Derinkuyu da görebileceğiniz bir diğer tarihi yap ise Ayios Theodoros Trion Kilisesidir. 19. yüzyıla ait Üzümlü Kilise olarak da bilinen, Ayios Theodoros Trion Kilisesi, Sultan Abdulmecid döneminde inşa edilmiş. Bugün ki hali ise içler acısı. Kilisenin duvarları sprey boyalarla boyanmış durumda.
Kilisenin Yunanca kitabesinde, Ayios Theodoros Trionun bu çok kutsal kilisesi, İmparator Sultan Abdülmecid Han zamanında, onun yüksek iradesi ile Aziz İkonion (metropoliti) Neofitos Efendinin teşviki ile ve burada (Malakopi) ikamet eden Hristiyanların bağışları ile Haldiaslı başmimar Kiriako Papadopoulos Efendinin zahmetleriyle inşa edilmiştir. Ayios Theodorosa ithaf edilmiş ve kutsanarak açılmıştır. Ki onun (Ayios Theodoros) vasıtalarıyla Allah bu memleketi bütün tehlikelerden korusun. Amin. Sene 1858 Mayıs 15... ifadeleri yer alıyor.
Kervansaraylar:
Kapadokyayı en iyi ifade eden yapılardandır kervansaraylar. Doğu ile Batıyı birleştiren, halkların, dinlerin, dillerin ve kültürlerin birbiri içinde erimesine olanak sağlayan yapılardır. Kapadokyayı gezmeye-görmeye genellikle bu bölgedeki kervansarayları pek bilmezler. Gerçi bu kervansarayların bazıları ziyarete kapalı bazılarının ise durumu içler acısı. Bizim gezi güzergâhımız üzerinde 3 kervansaray bulunmakta. Bunlar Alayhan, Tepesi Delik Han ve Ağzıkarahan Kervansarayları.
Alayhan Kervansarayı, Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde yer alıyor ve yol üzerinden rahatlıkla görülebiliyor. Biz gittiğimizde ziyarete kapalı idi. Yapı son yıllarda bir restorasyon geçirmiş. Bu kervansarayın 12. yüzyılın son yıllarında veya 13. yüzyılın başlarında yaptırıldığı düşünülmektedir.
Tepesi Delik Han yine Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde. Adı tepesi delik ama kendisinin tepesi delik değil. Zira burası da restore edilmiş ancak aslına uygun olarak değil. Ve şu anda yapı yol üzerinde bir dinlenme tesisi olarak işletiliyor.
Ağzıkarahan Kervansarayı Aksaray-Nevşehir karayolunun 15. kmsindedir. Kervansarayın açık ile kapalı kısımları ve açık kısmın ortasında bir mescidi bulunmaktadır. Yapıya özel yuvaları içinde bulunan, iki kitabesinde belirtildiği üzere 1231 ile 1239-40 yılları arasında Selçuklu sultanları I. Alaaddin Keykubat oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrevin hükümdarlık günlerinde inşa edilmiştir. Kervansarayın dış duvarlarında yarım vaziyette inşaat iskeleleri kala kalmış. Burada da restorasyon çalışmaları başlamış ancak yarım kalmış. Restorasyon çalışmalarının yarım kalması iyi mi kötü mü bir türlü karar veremedim.
3. GÜN:
Gezimizin üçüncü günü ağırlıklı olarak Ihlara Vadisinin çevresinde yoğunlaşacak. Bugünkü güzergahımız Aşıklıhöyük, Selime, Ihlara, Belisırma, Güzelyurt, Kızıl Kilise, Konaklı Kilisesi, Gümüşler Manastırı ve Niğde şeklinde.
Aşıklı Höyük:
Aşıklı Höyük, Kapadokya'nın batı kesiminde, günümüz Aksaray ilinin yaklaşık 25 km. güneydoğusunda, Gülağaç ilçesine bağlı Kızılkaya Köyü sınırları içerisinde, Melendiz nehrinin kıyısında yer alır. Köyün yaklaşık 1,5 km dışındadır. Melendiz'in oluşturduğu Ihlara Vadisi'nin başladığı Selime'den 4,5 km. uzaklıktadır. Aşıklı Höyük ilk kez 1963 yılında Hititolog Edmund Gordon tarafından saptanmıştır. 1964-65 yıllarında Ian Todd kapsamlı yüzey toplaması, kesit çalışması ve kesitten elde ettiği örneklerle tarihlendirme çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, höyükteki yerleşimi günümüzden 9 ya da 10 bin yıl öncesine tarihlemiştir. Aşıklıhöyüke gittiğimizde höyüğün etrafının parmaklıklar ile çevrili olduğunu ve giriş kapısının da kapalı olduğunu gördük. Dışarıdan sadece kazılarda ortaya çıkarılmış yapıların orijinallerine birebir sadık kalınarak yeniden yapılan binaları görebildik.
Aşıklı Höyük'te bulunan iki ayrı kafatası tıp tarihi açısından önemlidir. 20-25 yaşındaki genç bir kadının kafatasında "trepanation" adı verilen beyin ameliyatı izi saptanmıştır. Radyoskopik ve makroskopik incelemeden sonra kafatasındaki muntazam deliğin, cerrahi bir operasyon sonucu olduğu tespit edilirken, delik açıldığında kadının hayatta olduğu ve ameliyattan sonra bir hafta kadar daha yaşadığı anlaşılmıştır. Başka bir kafatasında ise çene kemiğinde çok ustaca yapılmış otopsi izleri belirlenmiştir. Anadolu'nun ilk beyin ameliyatı olarak kabul edilen genç kadına ait kafatası bugün Aksaray Müzesi'nde sergilenmektedir.
Selime Katedrali:
Selime Katedrali, Ihlara Vadisi'nin bitiş noktasıdır. Bizans sanatının izlerini taşıyan Selime Katedrali'nin üst kısmı kale olarak inşa edilmiş. Katedralin önemli özelliklerinden biri de uzun yıllar, bölgedeki din adamlarının yetiştirildiği mekan olması. Kapadokya'nın en büyük manastırı olma özelliği de taşıyan Selime Katedrali'nde Hazreti İsa'nın göğe çıkışı, müjde ve Hazreti Meryem gibi tasvirler bulunuyor. Katedrale çıkmak çıkış ve iniş güzergâhında bulunan dar kanallardan dolayı biraz zahmetli. Buraya da erken saatte gelmekte fayda var. Yoksa yukarıdan aşağıya inen bir insan seli ile karşılaşmanız işten bile değil.
Ihlara Vadisi:
Selime Kasabasından sonra Ihlaraya varmadan Belisırma tabelalarını göreceksiniz. Biz Belisırmaya Ihlara Vadisini gezdikten sonra uğramaya karar verdik. Çünkü Güzelyurta en kestirme yol Belisırma içerisinden geçiyor.
Ihlara Vadisi Hristiyanlığının yayılışının ilk yıllarında önemli bir dini merkezmiş. MS 4. yüzyıldan itibaren bir manastır merkezi olan Ihlara Vadisi'nde, döneminin fresk, resim sanatı özelliklerini barındıran pek çok kilise bulunmaktadır. Vadide yer alan kiliselerin 9-10. yüzyıllardan kaldığı tahmin edilmektedir. Vadi'de yer alan freskli kiliselerde (Sümbüllü, Yılanlı, Kokar, Ağaçaltı, Pürenliseki, Eğritaş, Kırkdamaltı, Bahattin Samanlığı gibi) İsa'nın Doğumu, Meryem'e Müjde, Ziyaret, Mısır'a Kaçış, Son Akşam Yemeği gibi sahneleri görmek mümkün.
Eski adı Peristremma olan 14 km uzunluğundaki Ihlara Vadisini, Melendiz Çayı (Potamus, KapadukusKappadokya Irmağı), baştan başa kat etmektedir. Irmak, Ihlara Kasabasından başlayarak, yer yer vadiyi 100200 m derinlikte yararak, kuzeybatı istikametinde Selime Kasabası, Yaprakhisar ve Belisırma Köylerinin ve Ziga Kaplıcasının bulunduğu geniş vadiye ve oradan Tuz Gölüne yönelir. Pek çok doğal güzelliği içinde saklamaktadır Ihlara Vadisi. Bu güzellikleri görmek için yaklaşık 400 basamağı inip çıkmayı göze almak gerekiyor. Vadi içerisinde yer alan Belisırma Köyünde de önemli kiliseler bulunmaktadır. Bu freskli kiliseler ve yaşam alanları 14 km boyunca Ihlaradan Selimeye kadar devam eden Ihlara Vadisi içerisinde yer alırlar.
Belisırma:
Belisırma Ihlara Vadisinde yer alan şirin bir köy. Eğer Ihlara Vadisini görmek için yüzlerce basamak inip çıkmak istemiyorsanız Belisırma Köyüne kadar aracınızla inip buradan da Ihlara Vadisine giriş yapabilirsiniz. Bu girişten yaklaşık olarak 4 kmlik doğa içerisinde bir yürüyüş yaparak vadinin Ihlara girişine ulaşabilirsiniz. Ayrıca köy içerisinde nehir kenarında yer alan lokantalarda dinlenip nefes alabilirsiniz.
Köyün Güzelyurt yolu tarafındaki girişinde bulunan Ala Kilise ve hemen bitişiğindeki bezirhane burada görülecek yerler arasında. Bezirhane içerisinde, ahşap malzemeden yapılmış bezir yağı havuz teşkilatı bulunmaktadır. 12-13. yüzyıllar arasına tarihlenen Bezirhane, tek nefli uzunlamasına dikdörtgen planlıdır. Yapının tavan ve duvarlarında yer alan; Vaftiz, Metamorfosis, Fırında Üç İbrani Genci, Deesis, Aziz ve Martirler sahnesinin bulunduğu freskolar aşırı nem sonucu tahrip olmuştur. Bezirhaneler; yapıldığı dönemlerde bölge halkının aydınlatmada kullandığı bezir yağı üretim yerleridir. Izgın adı verilen bir ot türünün bezirhanede ezilip işlenmesinin ardından ottan çıkarılan yağın işlenmesi sonucunda bezir yağı elde edilirdi. Elde edilen yağlar, kiliseler, kaya oyma mekanlar ile yeraltı şehirlerinin, kandiller vasıtası ile aydınlatılmasında kullanılırdı.
Güzelyurt:
Belisırma Köyünden Güzelyurta doğru yola devam ediyoruz. Arkamızda beliren yağmur bulutları da bizi takip ediyor.
Güzelyurt, insanıyla, doğasıyla, tarihi yapıları ile bu bölge içerisinde benim en çok hoşuma giden yerlerden oldu. Sessiz, sakin eski evleri ile şirin bir yer. Güzelyurt sınırları içinde yer alan 4-5 km uzunluğundaki Manastır Vadisi döneminin özelliklerini yansıtan pek çok kaya oyma kilisesi ve yeraltı şehirleri ile harika bir yer. Sivişli Kilise, Kilise Camii görülecek başlıca yerler.
Güzelyurttaki Kilise Cami, tüm Kappadokia bölgesi içinde, 5. yüzyıldan günümüze kadar takip edilebilen tarihçesi ile büyük bir önem taşımaktadır; ancak günümüzde ancak çok az sayıda kişinin düzenli olarak gittiği bir mahalle camisi, olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
Güzelyurtun hemen dışında yer alan Kızıl Kilise bu gezide beni en çok etkileyen yapılardan oldu. Kızıl Kilise, Kapadokya'nın batısında, Güzelyurt bölgesi, Sivrihisar köyü yakınlarında, Melendiz Dağlarının karşısında büyük bir düzlüğün ortasında yapa yalnızdır bugünlerde. Hıristiyanlığın en önemli üç azizinden biri olan ve burada gömülen Nazianzlı Gregoirusa (330-390) ithaf edilmiştir. VI. yüzyılın sonlarına tarihlenen Kızıl Kilise, çatı örtüsü ayakta olan bu döneme ait bölgedeki tek kilisedir. Dış duvarlar ve kubbe ayakta, haç kollarını örten tonozların büyük bir bölümü ise yıkılmış. Tabi ki bu yapı üzerinde de sprey boyalı çalışmalar eksik kalmamış.
Konaklı:
Güzelyurttan sonra 1.700-1.800 metre rakımlı virajlı yollardan geçerek Konaklı ve Niğdeye doğru devam ettiği yolculuğumuz. Yağmur yavaş yavaş atıştırmaya başlıyor. Hemen yağmurluğu giyerek geziye devam.
Gezide şimdiki durağım Konaklı Kilisesi. Kilise ziyarete kapalı. Sadece dışarıdan kiliseyi görmek benim için yeterli diyorsanız gelin buralara kadar. Üstelik yolu da kötü. Uzun yıllar patates deposu olarak kullanılan ve define avcıları tarafından birçok yeri kazılarak tahrip edilen Konaklı Kasabasındaki Aziz Vasilios diğer adı ile Misli Kilisesi Türkiye ile Yunanistan'ın nüfus değişimini öngören ve 1924 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'na kadar ibadete açık kalmış.
Gümüşler Manastırı:
Gezi sırasında karşılaştığım en ilginç yapı sanırım Gümüşler Manastırı idi. Niğde'ye 8 km. uzaklıktaki Gümüşler kasabasında yer alan manastır oldukça büyük ve geniş bir kaya kütlesi içinde yekpare ana kütle kayadan oyulmak suretiyle yapılmış. Kaya oyuğu şeklinde dört sütunu bulunan kilisenin duvarlarını son derece canlı freskler kaplamakta. Gümüşler manastırı barındırdığı yeraltı şehri, büyük mezarlık odası ve oldukça büyük kaya kütlesine kazılmış yerleşim birimleriyle oldukça kompleks bir yapı. Manastır 10. yüzyıl Bizans sanatının en güzel eserlerinden olup, günümüze kadar korunarak gelmiş kesinlikle görülmesi gereken bir yer.
Hava muhalefeti olmasaydı Tyana Su Kemerleri ve İvriz Kaya Anıtı yolculuğumun sonraki durakları olacaktı. Ancak kara bulutlar ve vakitsizlik yolculuğu bura da sonlandırmama sebep oluyor. 1.000 kmnin üzerindeki bu yolculuk beni kimi zaman üzdü, kimi zaman şaşırttı bol bol da düşündürdü geçmişe, bugüne ve geleceğe dair. Anadolunun bu köşesinde de biraz yalnızlık, biraz hüzün, biraz karanlık, biraz da umut var.
Hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat: