Evvelki yıl kışın İstanbula az uğrayan kötü akşamlarından birinde, Bahçeşehir tarafına gitmeye çalışırken yol artık gidilmez olmuştu.. Sağolsunlar, zincir takmayan, karda sürmeyi bilmeyen sürücüler bağcılar tarafında yolu tıkadı. Anlık trafik uygulamalarında yolun gerisi de bordo-siyah renklere bürünmüştü.. Eve ulaşamayacağımı anlayınca, kendimi batışehir tarafında bir otele zor attım. Arabayı güvene aldıktan sonra bir şeyler atıştırmak için dışarı çıktım; fastfood'cuların olduğu bir alana yaklaşık 100 mt zar zor, düşe kalka yürüdüm.
Bizim kardan önümüzü göremediğimiz, yolda yürümeyi beceremediğimiz havada kurye arkadaşlar evlerinden sipariş verenlere yiyecek götürmeye çalışıyordu.. Fastfood'cuların dışındaki sigara içilen kısmın ısıtıcılarda ellerini oğuşturup bir sonraki siparişe çıkıyorlardı.. İşte o zaman bu insanların ekmek parası için ne zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını anlamıştım. Keşke o gün herkes evinde iki yumurta kırsaydı da; sipariş vermeseydi demiştim.
O günden beri ne zaman eve veya iş yerine sipariş versem,hızlı teslimat falan istemediğimi, getiren arkadaşın sağ salim gelmesinin daha önemli olduğunu belirtirim. İşletmeler bunu ne derece dikkate alıyorlardır, bilmiyorum..
Belgeseldeki kurye arkadaşlar yiyecek teslimatı yapmıyorlar, ama konu benzer olduğu için yazmak istedim. Allah işlerinde kolaylık versin. Herkese kazasız, belasız sürüşler.