Şimdi bazı açmazlar var kimi fikirlerde, sizce laiklik veya sekülarizm olmadan demokrasi olur mu mesela?(Şu şu ülkeler laik değil demesin kimse, aklımızla alay etmesin lütfen, oralardaki yaşam düzeyi, demokrasi, geçridikleri reform, aydınlanma filan filan girmeyeyim ben de) Ya da bir kişi adil davranabilmek için tüm inanç ve ideolojilerinden sıyrılmalı mı, yoksa tamamen kendi inanç ve ideolojisiyle de adil olabilir mi? (Belki de inanç ve ideolojisinin ne olduğunu göre değişir diyenler çıkabilir kim bilir?)
Ya da Atatürkçü ne demektir? Atatürk adalet veya bir insana tapınmak hakkında neler söylemiştir?
Liberal nedir? Liboş nedir? Anlamından sapmış olma ihtimali nedir? Hele de bizim topraklarda.
Dindar nedir, dinci nedir? Bu ikisi arasında ne fark vardır? Hatta ve hatta bir insanın din olmadan da ahlaklı olabileceğini düşünenimiz var mıdır? Mesela ateist, agnostik, deist olup da pek çok dindar ya da ülkücü arkadaştan daha sıkı vatansever olan insanların da olma ihtimali nedir bu topraklarda ve hangisi daha samimidir falan filan.
Veya hayatında kutsal kitabını ana dilinde hiç okumamış biri gerçekten dini anlamış mıdır? Ona dindar denir mi? Okumadığı kitabı başkasına anlatan yalancı değil midir?
Hayatında Atatürk'ü derinlemesine araştırmamış biri gerçekten Atatürkçü müdür, Marx'ı derinlemesine okumamış biri, kapitalizmin eleştirisini hiç yapmamış, yapanları okumamış, dinlememiş biri gerçekten solcu olabilir mi? Tüm bunları hem de hepsini birden yapmayandan entellektüel ya da aydın olur mu?
Bizim sıkıntımız, okumuş yazmış, fena halde entel dantel takılanların da salladıkları şeyleri ya da kişileri iyi tanımamasıdır, ki bunlar bu haldeyse, cahil adamın o halde olması niye şaşırtıcı olsun ki. Dindarlığı sadece kapalılık, bazı şeyleri kendine yasak etmek sanan, ve her atıp tutan hocayı alim sanmak zanneden, her ağzına Allahı, peygamberi, bismillahı dolayanı kendinden bilmek sanan, Atatürkçülüğü motosikletine arabasına imza yapıştırmak sanan, milliyetçiliği öpüşmek yerine kafa tokuşturmak ve bıyık bırakmak sanan, el işareti yapmak sanan falan filan, bunların çoğu benzer yerlere saplanır kalır.
İlle de bişeyci olmamak zor zanaattir, aslında o ben hiç bişeyci değilim diyen de bir taraftadır. Tabii temel insan hakları, eşitlik, adalet v.b. zaten insan olmanın asgari sınırı olmalı, da, gel de bunu anlat. Daha okumuş yazmış insanların bile çoğu belli sabitlere saplanmış, birine kötü diyebilmek için ille diğerine de kötü demesi gerektiğini düşünüyorsa orada zaten kişi kendinde arayacak eksikleri. hangimiz öğrenim hayatında insan hakları evrensel bildirisini adam gibi öğrendi ya da sonradan okudu?
Cahil adama anlatmak kolaydır, ama yarı cahil ya da en doğrusu benimki diyen(ki neredeyse aynı kapıya çıkıyor) adama bir şeyi anlatmak, her öyle sandığının aynı olmadığını anlatmak zordur.
Cahil kendini sorgulamaz, kendini aşmış sanan hiç sorgulamaz, belki de bütün mesele bu. Bi kuyruk acısından bi fikre ya da birine takıp her ettiği kelamda oraya da ekstradan gönderme yapan adam kendini sorgulamalıdır, haklıysa ispatlarıyla, gerçekleri ya da başına gelenleri ama yalancı medyadan ya da birilerinden duyduklarıyla değil, gerçek delillerle ortaya koymalıdır.
Kuyruk acısıyla hiç bir şeye doğru yerden bakılmaz. Bu her fikir ya da ideoloji için geçerli sanki.
Uzatmaya gerek yok, fikirleri ortaçağda kalmış adamların yanında mı yoksa güncel, modern dediğimiz, geleceğe doğru uzanan hayatı savunan adamların yanında mı duracaksın arkadaş, mesele budur, kendi çıkarları için her türlü yolsuzluğu, üçkağıdı, yalanı hileyi yapabilme kapasitesi ayyuka çıkanın yanında mı, yoksa iyi kötü, sözle bile olsa senin çıkarını savunan, ortalama normal insanın çağdaş, insan hakkını savunanla mı yürüyeceksin, kendi istikbali için demokrasi, hak, hukuk hiç bir şey tanımayanın hatta bu çıkarlar için senin kutsalını, hassas noktalarını fena halde sömürenin mi yanında olacaksın, yoksa gelin dünyanın az çok normal, gelişmiş, ileri, modern ülkeleri gibi olalım, demokrasi ve adaleti yeniden kuralım diyenin mi? Ocu bucu bilmem neci, hangisi ikincisine daha yakınsa(bu saatten sonra artık) Türkiye'de az çok normalleşmek ve düzelmek için o tarafa meyletmek zorunluluğu vardır. Yoksa Pakistan orada, Afganistan orada, Irak, Libya orada duruyor, hatta az çok İran'ın da tarihine bi bakın(ki İran belki şu an bizden iyi sayılabilir pek çok anlamda).
Konu sapmasın, son bir tespitte bulunup gideyim, bu seçim işinden ben artık şüpheliyim, bu işi buradan döndürenler bir daha seçimi vermemek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır. Umarım yanılırım.
Hep diyorum, gene diyeyim öyle gideyim, kendimi geçtim, küçük çocuğumun geleceğini düşünmedeyim... Yazık oluyor... Çok yazık...
Dünyanın en güzel coğrafyalarından birinde geçmişten bugüne, hayat kalitemizi de, insan kalitemizi de bu kadar yerlere düşürenlere yazıklar olsun.
Her anlamda. İşimiz zor...