- Katılım
- 14 Mar 2013
- Mesajlar
- 387
- Konu Yazar
- #1
Kışın kapımıza dayandığı bu günlerde birkaç günlük güzel havayı ve bayram tatilini fırsat bilip yine düştüm yollara. Bu sefer istikametim Likya. Kaş'ı kendime üs edinip Likya'nın sahil şeridini gezmeyi planladım bu gezimde.
Gidiş güzergahım şu şekilde: Ankara-Afyon-Burdur-Tefenni-Söğüt-Eşen-Kaş
Geliş güzergahım ise şu şekilde: Kaş-Adrasan-Olimpos-Phaselis-Antalya-Burdur-Afyon-Ankara
Cumartesi sabahı hazırlıklarımı tamamlayıp saat 9 gibi düştüm yola. Bayram arifesi nedeniyle yollar son derece kalabalıktı. Yoğunluk Burdur'a kadar devam etti.
Burdur üzerinden bu güzergahı izleyecek arkadaşlara Burdur Gölü kenarında mola vermelerini kesinlikle tavsiye ederim. Son derece huzur verici, dingin, sessiz ve güzel bir manzara ile karşılıyor sizi Burdur Gölü.
Yollar son derece düzgün ve keyif vericiydi. Bu keyifle Söğüt'e kadar ne açlık, ne de yorgunluk hissetmeden geldim. Söğüt'te yol kenarına dizilmiş gözlemeciler acıktığımı fark ettirdi bana ve Toroslar'ı tırmanmaya başlamadan önce bir yemek molası verdim. Menüde gözleme ve çay vardı. Yolda içilen çay bile bir başka oluyor. Planlar, hayaller eşliğinde içilen çaylardan sonra tekrar düştüm yola. Artık Toroslar'ı aşma vakti gelmişti.
Yol arkadaşımla Toraslar'ı aşıp vardık Akdeniz'e. Akşam saat 6 gibi kamp yapacağım Can Mocamp'a vardım. Kamp yapacak arkadaşlar için tavsiye edebileceğim bir yer Can Mocamp. Rahat ve huzurlu. 9 saatlik ve 700 küsür kilometrelik bir yolculuğun ardından, çadırıma yerleşip güzel bir manzara eşliğinde dinlenmeye çekildim.
Geceye dinlenerek geçirdikten sonra ilk gün planım olan Patara-Ksanthos-Letoon-Saklıkent gezim için düştüm yola. Yolumun üzerinde bulunan Kaputaş Plajında küçük bir mola verdim. Eğer Kaputaş Plajında denize girmek istiyorsanız erken saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü günün ilerleyen saatlerinde inanılmaz kalabalıklaşıyor Kaputaş.
Ve İlk günün ilk durağı Patara. Kaş'a yaklaşık 40-45 km uzaklıkta. Antik kent ve 10 km'yi geçkin uzunluğa sahip sahili ile Patara sizi hayatın bütün koşturmacasından kurtarabilecek bir yer. Ben hazırlıklı olmadığım için burada denize giremedim. Buraya gidecek olanlar muhakkak burada bir kez denize girmeli. Ben yapılacaklar listesine şimdiden ekledim.
Patara'dan sonraki durağım Ksantos (Xsanthos). Ksanthos'un Patara'ya uzaklığı yaklaşık olarak 10 km. Likya Birliği'nin başkentliğini de yapmış olan Ksanthos muhteşem tiyatrosu ile sizi karşılar.
Üçüncü durağım olan Letoon, Leto-Artemis-Apollon tapınakları ile Likya'nın tapınma merkeziydi. Ksanthos'tan yaklaşık olarak 5 km uzaklıktaki Letoon, Patara, Ksantos ve Pınaranın orta yerinde bir ortak tapınak kentidir.
Letoon'u gezerken gördüğüm narlar küçük bir mola vermeme neden oldu. Narları yedikten sonra günün son durağı olan Saklıkent'e doğru yola devam ettim. Saklıkent'in Kaş'a olan uzaklığı yaklaşık 65-70 km. Kaş-Fethiye yolunun yaklaşık olarak 20 km içerisinde yer alıyor Saklıkent. Saklıkent'e giriş 5,5 TL.
İlk günkü gezimi tamamlayıp dönüyorum Kaş'a...
İkinci günkü gezi rotam Üçağız, Kekova, Andriake ve Myra. Sabah erkenden kalkıp hızlı bir kahvaltıdan sonra düştüm yollara...
İlk durak Üçağız. Evden çok teknenin olduğu küçücük bir sahil kasabası Üçağız. Kaş'a uzaklığı yaklaşık olarak 35 km. Üçağız'ın muhteşem manzarasında bir sabah kahvesi içmek doyumsuzdu. Sabah kahvesinin ardından başladım Üçağız'ı gezmeye.
Üçağız'da gezerken bir amca yaklaşarak tekne gezisi yapmak isteyip istemediğimi sordu. Tek başına yapılacak bir tekne gezintisinin çok pahallı olacağını düşünüp önceleri çok sıcak bakmadım teklife. Ama yine de pazarlığa tutuştuk Cahit Kaptan ile ve el sıkıştık. Ve açıldık bu taka ile turkuaz mavisi sulara.
Önce Simena 'ya (Kale), sonra batık şehre gittik. Sonrasında da bir deniz molası. Simena küçük bir Likya kıyı kenti olup, MÖ 4. yüzyıldan günümüze kadar iskan görmüş.
Deniz sefasından sonra hafif tuzlu olarak ikinci durağım olan Andriake'ye doğru düştüm yollara. Üçağız Andriake arsındaki yol yer yer virajlı ve keyifli bir yol. Asfalt kaplamadaki bozukluklar ve çukurlar bile bu keyfe engel olamıyor.
Andreake'ye vardığımda yapılan kazılar nedeni ile giriş olmadığını gördüm. Çevreyi biraz gezip Myra'ya doğru yola devam ettim.
Bir sonraki durağım Demre'de bulunan Noel Baba Kilisesi. Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise 529 yılındaki depremde yıkılınca daha büyük bir kilise yapılmış. Kilise 8. yüzyılda deprem veya Arap akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034 yılında Arap donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On yıl harap durumda kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zöe tarafından tamir ettirildiği kitabesinden anlaşılmaktadır. XII. yüzyılda binaya bazı ekler yapılmış, kilise tekrar onarılmış.
Kiliseden çıkıp motosikletime doğru giderken köylü teyzelerin kurduğu firincir (Dikenli incir) ve üzüm tezgahlarını gördüm. Yıllardır firincir yememiştim. Hemen bir tezgaha yanaşıp birkaç firincir yiyip yolluk olarakta biraz incirle üzüm alıp yola devam ettim sonraki durak Myra.
Ve 12.000 kişilik muhteşem tiyatrosuyla Myra... Kente Likyalılar Myrrh adını vermişlerdi ve Yüce Ana Tanrıçanın Yeri anlamına geliyordu. Myra MÖ 5. yüzyılda bile önemli bir Likya şehriydi.
Myra'da motorumu park etmek üzereyken bir ses gel motoru gölgeye koy diye seslendi. Dönüp baktığımda sakallı bir abi tezgahının önüne beni davet ediyordu. Motorumu abinin gösterdiği yere koydum ve başladı muhabbet. Beni tezgahının önüne çağıran kişi Mehmet Abi idi. Oranın yerlisi motor düşkünü bir abi. Antalya'dan Haleb'e kadar yaptığı geziyi anlattı. Bu sırada tezgahında hazırlayıp sattığı nar ve portakal sularından ikram etti. Israrla parasını vermek istesem de kabul etmedi. Eylül sonu ekim başı gibi bu bölgeye giderseniz mutlaka nar suyu için. Çok lezzetli.
Muhabbet devam ederken Mehmet Abi evlerinin hemen yanında birkaç yıl önce bulunan şapeli gösterdi.
Ve tekrar Kaş'a doğru düştüm yollara. Kaş'a doğru giderken gördüğüm Kyanoie tabelası beni yoldan sapmak için yeterli oldu. Ama Kyanoie'ye ulaşmak bir türlü mümkün olmadı. Olasılıkla kaçırdığım bir tabela beni sapa yollara soktu. Sapa yollar daha önce hiç duymadığım kuş seslerinin olduğu bir doğa parçasının ortasına götürdü beni ve bana da bu güzelliğin keyfini çıkarmak kaldı. Demre'de aldığım incir ve üzümüle de kendime bir ziyafet çektim.
İkinci günün sonunda Kaş'a dönme vakti gelmişti. Kaş'ta bir nargileci bulma ümidi ile düştüm yollara. Yollar yine keyifli ve güzelliklerle doluydu.
Kaş'ta nargileyi Palmiye Kafe'de buldum. Nargilesi fena değildi ama Kaş'a bir daha gidersem yakınından bile geçmeyeceğim Palmiye Kafe'nin. Benden size tavsiye sizde geçmeyin yakınından Palmiye Kafe'nin. Özellikle kafe sahiplerinin insanlara yaklaşımı son derece kaba.
Günün sonuna doğru yavaş yavaş acıkmaya başlamıştım. E buralara kadar gelip rakı balık yapmamakta olmaz. İstikamet Büyük Çakıl Plajı'nda bulunan Memed'in Yeri. Mezeleri, balığı, manzarası, müziği ve çalışanlarıyla kesinlikle ama kesinlikle tavsiye edeceğim bir yer. Günü burada sonlandıracağım.
Üçüncü güne biraz geç başladım ve tüm günü Kaş'a ayırdım. Kaş sokaklarında aylak aylak gezdim, limanda çekirdek çitledim. Anlayacağınız tam bir dinlenme günüydü.Kaş, Klasik Çağda önemli bir liman yerleşimiydi. MÖ 6. yüzyıla kadar gidiyordu geçmişi. Likya dağlarından gelen kereste ile buradan çıkarılan süngerin diğer ülkelere gönderildiği bir liman şehriydi.
Ankara'ya bu kadar erken dönmeyi düşünmüyordum aslında. Ama şiddetli yağmurların geldiğini öğrenince erkenden düştüm yola. Ama geze geze gideceğim. yolun keyfini çıkara çıkara. Bu yüzden sabahın sekizinde kahvaltı yapmadan düştüm yola.
Dönüş yolculuğunda ilk durağı Adrasan. Sakin, sessiz ve huzurlu bir yer arayanların mekanı.
http://img577.imageshack.us/img577/3714/5cvn.jpg
Denize karşı kahvaltımı yapıp yola devam ediyorum. İkinci durak Olimpos. Adrasan-Olympos arası 10 km. Adrasan ne kadar sakinse Olympos o kadar hareketli, Adrasan ne kadar tenhaysa Olympos o kadar kalabalıktı. Ama kesinlikle gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Çok güzel bir doğası var Olympos'un. Ama bu güzellikleri ya ilkbaharda ya da sonbaharda görmek gerekir. Çünkü ekimde bile çok sıcak.
Ve tarih... Kentin Helenistik Dönemde kurulduğu tahmin edilmektedir. Olympos MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Likya Birliği sikkelerinde yer almaktadır. MÖ 1. yüzyılda korsan Zenekites kontrolünde olan şehir, MÖ 77de Roma komutanı Servillius tarafından ele geçirilmiştir. Cicero Servilliusun seferi sırasında Olymposu iyi donatılmış eski bir kent olarak niteler. MS 7. yüzyılda etkin olan Arap akınları, salgın hastalıklar ve depremler nedeniyle kentin hasar gördüğü ve nüfusunun azaldığı bilinmektedir. Olympos, Haçlı Seferleri sırasında Venedik, Cenova ve Rodos şövalyelerinin işgaline uğramış.
Ceneviz Kalesine çıkarsanız sizi çok güzel bir manzara bekliyor. Gerçi kaleye çıkmak yasakmış ama ben yine de çıktım. Yorucu bir tırmanıştan sonra keyifli bir seyir bizi bekler. Kalenin tepesinde Akdeniz'i izlerken hayallere dalmamak imkansız.
Hayaller eşliğinde yola devam ediyorum. Bir sonraki durak Phaselis. Likya'nın her bir köşesi ayrı güzel. İlk kez gördüğüm Phaselis'in güzelliği ve huzur veren havası beni benden aldı.
Likyanın son şehri, küçük ve zengin üyesidir Phaselis. Luvice Passaladan gelen adı deniz kentçiği anlamına gelir. Önemli bir ticaret ve liman şehri olan Phaselisin MÖ 7. yüzyılda Rodoslu kolonistler tarafından kurulduğu düşünülmekle birlikte kesin değildir.
Arkadaşlar daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://sinancinar1.blogspot.com/p/yolculuklar.html adresine bakabilirsiniz. Herkese Ankara'dan selamlar
Gidiş güzergahım şu şekilde: Ankara-Afyon-Burdur-Tefenni-Söğüt-Eşen-Kaş
Geliş güzergahım ise şu şekilde: Kaş-Adrasan-Olimpos-Phaselis-Antalya-Burdur-Afyon-Ankara
Cumartesi sabahı hazırlıklarımı tamamlayıp saat 9 gibi düştüm yola. Bayram arifesi nedeniyle yollar son derece kalabalıktı. Yoğunluk Burdur'a kadar devam etti.
Burdur üzerinden bu güzergahı izleyecek arkadaşlara Burdur Gölü kenarında mola vermelerini kesinlikle tavsiye ederim. Son derece huzur verici, dingin, sessiz ve güzel bir manzara ile karşılıyor sizi Burdur Gölü.
Yollar son derece düzgün ve keyif vericiydi. Bu keyifle Söğüt'e kadar ne açlık, ne de yorgunluk hissetmeden geldim. Söğüt'te yol kenarına dizilmiş gözlemeciler acıktığımı fark ettirdi bana ve Toroslar'ı tırmanmaya başlamadan önce bir yemek molası verdim. Menüde gözleme ve çay vardı. Yolda içilen çay bile bir başka oluyor. Planlar, hayaller eşliğinde içilen çaylardan sonra tekrar düştüm yola. Artık Toroslar'ı aşma vakti gelmişti.
Yol arkadaşımla Toraslar'ı aşıp vardık Akdeniz'e. Akşam saat 6 gibi kamp yapacağım Can Mocamp'a vardım. Kamp yapacak arkadaşlar için tavsiye edebileceğim bir yer Can Mocamp. Rahat ve huzurlu. 9 saatlik ve 700 küsür kilometrelik bir yolculuğun ardından, çadırıma yerleşip güzel bir manzara eşliğinde dinlenmeye çekildim.
Geceye dinlenerek geçirdikten sonra ilk gün planım olan Patara-Ksanthos-Letoon-Saklıkent gezim için düştüm yola. Yolumun üzerinde bulunan Kaputaş Plajında küçük bir mola verdim. Eğer Kaputaş Plajında denize girmek istiyorsanız erken saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü günün ilerleyen saatlerinde inanılmaz kalabalıklaşıyor Kaputaş.
Ve İlk günün ilk durağı Patara. Kaş'a yaklaşık 40-45 km uzaklıkta. Antik kent ve 10 km'yi geçkin uzunluğa sahip sahili ile Patara sizi hayatın bütün koşturmacasından kurtarabilecek bir yer. Ben hazırlıklı olmadığım için burada denize giremedim. Buraya gidecek olanlar muhakkak burada bir kez denize girmeli. Ben yapılacaklar listesine şimdiden ekledim.
Patara'dan sonraki durağım Ksantos (Xsanthos). Ksanthos'un Patara'ya uzaklığı yaklaşık olarak 10 km. Likya Birliği'nin başkentliğini de yapmış olan Ksanthos muhteşem tiyatrosu ile sizi karşılar.
Üçüncü durağım olan Letoon, Leto-Artemis-Apollon tapınakları ile Likya'nın tapınma merkeziydi. Ksanthos'tan yaklaşık olarak 5 km uzaklıktaki Letoon, Patara, Ksantos ve Pınaranın orta yerinde bir ortak tapınak kentidir.
Letoon'u gezerken gördüğüm narlar küçük bir mola vermeme neden oldu. Narları yedikten sonra günün son durağı olan Saklıkent'e doğru yola devam ettim. Saklıkent'in Kaş'a olan uzaklığı yaklaşık 65-70 km. Kaş-Fethiye yolunun yaklaşık olarak 20 km içerisinde yer alıyor Saklıkent. Saklıkent'e giriş 5,5 TL.
İlk günkü gezimi tamamlayıp dönüyorum Kaş'a...
İkinci günkü gezi rotam Üçağız, Kekova, Andriake ve Myra. Sabah erkenden kalkıp hızlı bir kahvaltıdan sonra düştüm yollara...
İlk durak Üçağız. Evden çok teknenin olduğu küçücük bir sahil kasabası Üçağız. Kaş'a uzaklığı yaklaşık olarak 35 km. Üçağız'ın muhteşem manzarasında bir sabah kahvesi içmek doyumsuzdu. Sabah kahvesinin ardından başladım Üçağız'ı gezmeye.
Üçağız'da gezerken bir amca yaklaşarak tekne gezisi yapmak isteyip istemediğimi sordu. Tek başına yapılacak bir tekne gezintisinin çok pahallı olacağını düşünüp önceleri çok sıcak bakmadım teklife. Ama yine de pazarlığa tutuştuk Cahit Kaptan ile ve el sıkıştık. Ve açıldık bu taka ile turkuaz mavisi sulara.
Önce Simena 'ya (Kale), sonra batık şehre gittik. Sonrasında da bir deniz molası. Simena küçük bir Likya kıyı kenti olup, MÖ 4. yüzyıldan günümüze kadar iskan görmüş.
Deniz sefasından sonra hafif tuzlu olarak ikinci durağım olan Andriake'ye doğru düştüm yollara. Üçağız Andriake arsındaki yol yer yer virajlı ve keyifli bir yol. Asfalt kaplamadaki bozukluklar ve çukurlar bile bu keyfe engel olamıyor.
Andreake'ye vardığımda yapılan kazılar nedeni ile giriş olmadığını gördüm. Çevreyi biraz gezip Myra'ya doğru yola devam ettim.
Bir sonraki durağım Demre'de bulunan Noel Baba Kilisesi. Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise 529 yılındaki depremde yıkılınca daha büyük bir kilise yapılmış. Kilise 8. yüzyılda deprem veya Arap akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034 yılında Arap donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On yıl harap durumda kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zöe tarafından tamir ettirildiği kitabesinden anlaşılmaktadır. XII. yüzyılda binaya bazı ekler yapılmış, kilise tekrar onarılmış.
Kiliseden çıkıp motosikletime doğru giderken köylü teyzelerin kurduğu firincir (Dikenli incir) ve üzüm tezgahlarını gördüm. Yıllardır firincir yememiştim. Hemen bir tezgaha yanaşıp birkaç firincir yiyip yolluk olarakta biraz incirle üzüm alıp yola devam ettim sonraki durak Myra.
Ve 12.000 kişilik muhteşem tiyatrosuyla Myra... Kente Likyalılar Myrrh adını vermişlerdi ve Yüce Ana Tanrıçanın Yeri anlamına geliyordu. Myra MÖ 5. yüzyılda bile önemli bir Likya şehriydi.
Myra'da motorumu park etmek üzereyken bir ses gel motoru gölgeye koy diye seslendi. Dönüp baktığımda sakallı bir abi tezgahının önüne beni davet ediyordu. Motorumu abinin gösterdiği yere koydum ve başladı muhabbet. Beni tezgahının önüne çağıran kişi Mehmet Abi idi. Oranın yerlisi motor düşkünü bir abi. Antalya'dan Haleb'e kadar yaptığı geziyi anlattı. Bu sırada tezgahında hazırlayıp sattığı nar ve portakal sularından ikram etti. Israrla parasını vermek istesem de kabul etmedi. Eylül sonu ekim başı gibi bu bölgeye giderseniz mutlaka nar suyu için. Çok lezzetli.
Muhabbet devam ederken Mehmet Abi evlerinin hemen yanında birkaç yıl önce bulunan şapeli gösterdi.
Ve tekrar Kaş'a doğru düştüm yollara. Kaş'a doğru giderken gördüğüm Kyanoie tabelası beni yoldan sapmak için yeterli oldu. Ama Kyanoie'ye ulaşmak bir türlü mümkün olmadı. Olasılıkla kaçırdığım bir tabela beni sapa yollara soktu. Sapa yollar daha önce hiç duymadığım kuş seslerinin olduğu bir doğa parçasının ortasına götürdü beni ve bana da bu güzelliğin keyfini çıkarmak kaldı. Demre'de aldığım incir ve üzümüle de kendime bir ziyafet çektim.
İkinci günün sonunda Kaş'a dönme vakti gelmişti. Kaş'ta bir nargileci bulma ümidi ile düştüm yollara. Yollar yine keyifli ve güzelliklerle doluydu.
Kaş'ta nargileyi Palmiye Kafe'de buldum. Nargilesi fena değildi ama Kaş'a bir daha gidersem yakınından bile geçmeyeceğim Palmiye Kafe'nin. Benden size tavsiye sizde geçmeyin yakınından Palmiye Kafe'nin. Özellikle kafe sahiplerinin insanlara yaklaşımı son derece kaba.
Günün sonuna doğru yavaş yavaş acıkmaya başlamıştım. E buralara kadar gelip rakı balık yapmamakta olmaz. İstikamet Büyük Çakıl Plajı'nda bulunan Memed'in Yeri. Mezeleri, balığı, manzarası, müziği ve çalışanlarıyla kesinlikle ama kesinlikle tavsiye edeceğim bir yer. Günü burada sonlandıracağım.
Üçüncü güne biraz geç başladım ve tüm günü Kaş'a ayırdım. Kaş sokaklarında aylak aylak gezdim, limanda çekirdek çitledim. Anlayacağınız tam bir dinlenme günüydü.Kaş, Klasik Çağda önemli bir liman yerleşimiydi. MÖ 6. yüzyıla kadar gidiyordu geçmişi. Likya dağlarından gelen kereste ile buradan çıkarılan süngerin diğer ülkelere gönderildiği bir liman şehriydi.
Ankara'ya bu kadar erken dönmeyi düşünmüyordum aslında. Ama şiddetli yağmurların geldiğini öğrenince erkenden düştüm yola. Ama geze geze gideceğim. yolun keyfini çıkara çıkara. Bu yüzden sabahın sekizinde kahvaltı yapmadan düştüm yola.
Dönüş yolculuğunda ilk durağı Adrasan. Sakin, sessiz ve huzurlu bir yer arayanların mekanı.
http://img577.imageshack.us/img577/3714/5cvn.jpg
Denize karşı kahvaltımı yapıp yola devam ediyorum. İkinci durak Olimpos. Adrasan-Olympos arası 10 km. Adrasan ne kadar sakinse Olympos o kadar hareketli, Adrasan ne kadar tenhaysa Olympos o kadar kalabalıktı. Ama kesinlikle gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Çok güzel bir doğası var Olympos'un. Ama bu güzellikleri ya ilkbaharda ya da sonbaharda görmek gerekir. Çünkü ekimde bile çok sıcak.
Ve tarih... Kentin Helenistik Dönemde kurulduğu tahmin edilmektedir. Olympos MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Likya Birliği sikkelerinde yer almaktadır. MÖ 1. yüzyılda korsan Zenekites kontrolünde olan şehir, MÖ 77de Roma komutanı Servillius tarafından ele geçirilmiştir. Cicero Servilliusun seferi sırasında Olymposu iyi donatılmış eski bir kent olarak niteler. MS 7. yüzyılda etkin olan Arap akınları, salgın hastalıklar ve depremler nedeniyle kentin hasar gördüğü ve nüfusunun azaldığı bilinmektedir. Olympos, Haçlı Seferleri sırasında Venedik, Cenova ve Rodos şövalyelerinin işgaline uğramış.
Ceneviz Kalesine çıkarsanız sizi çok güzel bir manzara bekliyor. Gerçi kaleye çıkmak yasakmış ama ben yine de çıktım. Yorucu bir tırmanıştan sonra keyifli bir seyir bizi bekler. Kalenin tepesinde Akdeniz'i izlerken hayallere dalmamak imkansız.
Hayaller eşliğinde yola devam ediyorum. Bir sonraki durak Phaselis. Likya'nın her bir köşesi ayrı güzel. İlk kez gördüğüm Phaselis'in güzelliği ve huzur veren havası beni benden aldı.
Likyanın son şehri, küçük ve zengin üyesidir Phaselis. Luvice Passaladan gelen adı deniz kentçiği anlamına gelir. Önemli bir ticaret ve liman şehri olan Phaselisin MÖ 7. yüzyılda Rodoslu kolonistler tarafından kurulduğu düşünülmekle birlikte kesin değildir.
Arkadaşlar daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://sinancinar1.blogspot.com/p/yolculuklar.html adresine bakabilirsiniz. Herkese Ankara'dan selamlar