Sabah ilk işimiz İshakpaşa Otelden ayrılmak oldu.. Amaç İshakpaşa sarayında gündoğumunda Ağrı Dağı manzarası ile kahvaltı etmek..
İshakpaşa sarayı uzaktan görünür.. Yol Arnavut kaldırımlı yaklaşık merkeze 4 km mesafededir..
Sarayın tüm haşmeti birkaç yüz metrede iken farkettirir….
İshakpaşa’dan Doğubayazıt….
İhtişamlı bir saray.. Nihayet kapısına kadar geldik.. Kahvaltımızı yaptık.. Artık en doğudayım.. Türkiye Işık doğudan yükseldiği an ilk biz gördük… Ağrı Dağı ile..
Bu bölüm ziyefet salonu imiş…
Bu bölümden Ana Salona geçilir..
Onlarca misafir odalarından sadece birisi..
Muhafız odalarına giden boşluk…
Avludayız… Sağdaki ise Camii..
Yaklaşık 15 kadar zindan odası vardı.. Bazıları dar pencereli bazıları karanlık…
İshakpaşa’ya veda edip, Iğdır’a doğru yola çıkarız.. Ama düşünsenize bu saray inşaa edilirken kimler ne entrikalar yapmıştır.. Ne kalpler ne gönüller kırılmıştır.. Oysa bu koca saray artık yalnızdır.. Güvercinler ağırlanır ziyafet salonunlarında…
Saray eskidir ama saraydan ayrılırken; o günlerde bu sarayın inşası için çalışanların kırılan kalpleri, hala eminim kırıktır.. Günümüzde yapılan yok; TOWERLAND İstanbul, yok Park Life Ankara evleri, yok bilmem ne Konakları diye trilyonluk daireler bir anda gözümde ufaldı, anlamsızlaştı.. Sanırım büyükşehirlerde insanların gözünü hırs, insani değer olarak değil de parasal sınıf atlama çabası, şehirde saçma sapan ciplere binme gayreti, hayatımızı ıskalamamıza neden oluyor gibi düşünceleri düşünmekten kendimi alamadım…
Allahım Doğubayazıt gene 40 derece.. Hava feci sıcak.. Toz, toprak, çukur, çakıl derken ön tekerim bir kayar, az daha düşecekken son anda toparlarım.. Etrafımdaki iş makinalarına, ortada yolda yürüyen insanlara, sağdan soldan meraklı yanıma önüme zıplayan çocuklara, önüme çıkacaka potansiyel inek, tosun, at, köpek gibi unsurlaru düşünürken yaklaşık patetes büyüklüğündeki bir taşı göremem…. O an hoooppp hoopppp neyse toparladım.. Yola devam.. Iğrdır yoluna bir kendimiz atsak kurtaracağız.. Bu arada sınıra gitmek isteriz ama yolun 40 km boyunca bundan beter olduğunu öğrenince vaz geçeriz..
30 dakikalık uğraş sonucu Iğdır yoluna çıkarız… Ama ne yol…
İlk 10 km de motorum 3 defa esaslı çukura oturur… Hoplama,zıplama, kıpraşma, titreşme.. Artık ön camın çatlağı daha da büyüdü… İyice görnür olmuştu…
Allahım yol ince tozlu bir çakıl malzemeli bi’şeydir.. Kum, toz toprak, sıcak, yük, motorumun ısısı derken perişanımdır…
Neyse Yol açıldı gibi derken..
Bir kamyon yada tır geçer.. Ama ne geçiş.. Hızları 100 km dir.. Sanki asfaltta biz onları geçeriz ya, onlarda bizlerden şimdi intikam alır gibi… Kalkan toz, pislik, burun deliklerimizden göz aralarımıza, kask içinden saçımıza, mont arasından atletimize, ayak bileklerimizden terli çoraplarımıza, kulak içlerimize kadar girer..
Yapacak fazla bişey yoktur.. Toz bulutu içinde arkadan bizi görmeyen bir tırın yada kamyonun arkadan vurmaması için sürekli korna basıp, dörtlü flaşörümü yakıyorum.. Ama heyhatttt… Bir kamyonu toz bulut içinde farketmemle 20 cm ötemden saatte 100 km lik bir hız ile geçmesi an meselesi oluyor…
Allahım sen bizlere yardım et.. Bizlere bişey çarpmasın derken bu işkence 70 km devam etti.. Evet 70 km…
Güya Iğdır yolu Ağrı Dağı manzaralı imişte, etrafından dolanıyormuşuz.. Yemin ederim.. 70 km Ağrı dağının eteğini dolanmamıza rağmen dağ ortadan toz toprak içinde 5km lik dağ kayboldu…
Bu arada bir Ağrı köyü…
Nihayet Iğdır…
Iğdır’da Ermenilerin katlettikleri Türkler için kurulan abideyiz ziyaret ederiz.. Yanındakide Nuhun Gemisidir..
Bu arada çam deviririm.. İşçi başı sandığım kişi buranın inşaat mühendisi Nedim beydir..
Bu arada Iğdır Bayındırlık İl Müdürüde bizleri görünce merak eder yanımıza gelir az da olsa sohbet ederiz…
Iğdır dan ayrılır Kars Tuzlucaya doğru devam ederiz.. Aslında burada dilucu bölgeside ziyaret edilmesi gereken yerler arasındadır lakin vaktimiz dardır..
Kars Tuzluca…
Sağdaki dağlar ermenlerin dağlarıdır.. Askeri kontrol noktasına geliriz.. İleride sınıra 100 m kadar yakın mesafede Ermeni köyleri olacağını askerler tembihler… Orada Ermeni askerlerinde bulunabileceği söylenir. Ama arada dere vardır.. Yani burada sınır geçiliyormu tam anlamadım…
Evet karşıda ağaçlar arasında görünen köy Ermeni köyü… Yürüyerek 10 dakika.. Ama arada dere var.. Birde mayında olabilir… Birde ermenilerin asker kuleleri var ama asker yok gibi geldi bana…
İşte karşısı Ermeni köyü ve önlerinde askeri gözetleme kuleleri var.. Bizim Iğdır-Kars yoluda diplerinde.. Yani ermeni askerinin kafası atsa yoldaki araçları rahatlıkla vurabilir.. Ama kimse oralı bile değil…
Buda köyeden daha hallice Ermeni kasabası…
Bu kasabadan sonra Digor üzerinden gittikçe yükselir yaklaşık 1700-1800 m lere tekrar
çıkarız.. Hava değişmiştir.. Geniş platolar yemyeşildir.. Hayatımda böyle yeşil düzlükler görmemiştim..
Her yer Atlar ile doludur..
Eminim atların toprak üzerinde çıkardıkları ayak sesleri kadar hayatta etkileyici bi’şey olamaz…
Atlar bence insanı rehabilite eden canlılar.. Bir ara motorlarımız durdurduk.. Anne atı ve tayı 15 dakika izlediğimizde yemin ederim büyülenmiş gibiydik..
Kafalarımıza reset atılmış gibi.. Düzlüklerde koşan onlarca yılkı atları ve tayları, allahım…
İleride görülen tepelerdeki at sürüleridir.. Her yerde At vardır.. Karsın girişi bizleri büyülemiştir..
Nihayet Kars’a ulaştık…
Kars şehir yapısı çok kullanışlıdır.. Ruslardan kalma ızgara plan yapısı vardır…
Eski bir Rus evi…
Buda eski bir Kars geleneksel Türk Mimarisine örnek…
Kars Öğretmenevi mükemmeldir. Hemen yerleşiriz.. Ve acıkmışızdır.. Niyetimiz kurutulmuş kaz eti yemektir…
Kars Kaz Evine gideriz.. Ve çok doğru bir tercih yaptığımız anlarız… Hemen çeçil peyniri, kars kaşarı, ve de kete gelir.. Tadları ağızlarımızda dağılır…
Bu da geleneksel Piti yemeği.. Kemikli Dana eti ile nohut.. Arkadaşlar buradaki danalar tosunlar ot yemiyorlar.. Dağlada heryerde çiçek vardı.. Bir tepe bir dağ komple çiçek ve kekik.. Bu danalar ot yerine çiçek ve kekik yiyorlar.. Etlere kekik ekmeye gerek yok doğal olarak kekikliler.. O sebeble değil Piti, normal pişirsen bile et tek kelime ile mükemmel oluyor…
Eşim Piti yemeğine ve Kaz etine bayıldı… Kaz eti, et, kete, piti, peynir,kaşar yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum…
Kaz evinin değerli sahibesi Nuran Hanım’a bu mükemmel geleneksel tadlarından dolayı çok teşekkür eder, tüm arkadaşlarıma şiddetle tavsiye ederim… Kaz eti yerseniz, kuzu etine bakmazsınız bile yemin ederim.. Lokum gibiydiler.. Bir de pilav üstü geldi.. Offffff…….
