Hani şu Doğuda kanatlarını çırpıp Batıda bir kasırgaya sebep olan kelebek var ya...
Yalın ayak çayırlarda,tarlalarda,yagmur altında koştuğum çocukluğum geldi bir an aklıma...
Toprağın dostluğunu,berrak derelerin gülümseyişini,ekin tarlalarında öten ağustos böceklerinin şarkılarını özledim,
Endüstriyelin,sanayinin,kapitalizmin,delice üretmenin,çılgınca tüketmenin olmadığı,özgür olduğumuz zamanlara dönmek istedim bir an....
Ama baktım ki..... pc başındayım ve bunları yazarken buldum kendimi....
Ama duyduklarınız,bizimle aynı kaderi paylaşan,değişime ve dönüşüme uğramış zamanımızın ağustos böcekleri....Malesef uçsuz bucaksız ekin tarlalarında,çayırlarda özgürce öten atalarının aksine,şuan onlar beton ve çelik yığınlarının ortasında yalan sahralarda,acıklı besteler yapmaktalar...ve duyduklarımız içimizdeki seslerle,aynı haykırışlar,özlemler ve pişmanlıklar olabilirmi....İşte o benim
[Nereden bilecektim öyle olacağını]
---------- Mesajlar birleştirildi - 23:01 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:51 ----------
D'mi? Ben de tam onu soracaktım şimdi...
[Bu arada ben burda - PC başında - ağustos böceklerini duyabiliyorum"Çılgınca" tüketmek kötü de... Teknoloji kötü bişe diil bence
]
Ama duyduklarınız,bizimle aynı kaderi paylaşan,değişime ve dönüşüme uğramış zamanımızın ağustos böcekleri....Malesef uçsuz bucaksız ekin tarlalarında,çayırlarda özgürce öten atalarının aksine,şuan onlar beton ve çelik yığınlarının ortasında yalan sahralarda,acıklı besteler yapmaktalar...ve duyduklarımız içimizdeki seslerle,aynı haykırışlar,özlemler ve pişmanlıklar olabilirmi....
ALışkanlıklarımız,fantezilerimiz,ihtiyaçlarımız, önceliklerimiz.... evet biz bu çağın çocuklarıyız ve bu çağın gereklerine uyarlamak zorundayız herşeyimizi...ama hiçbiri vageçilmez değilki,100 yıl önce internet mi vardı,cep telefonumu vardı,hızlı trenler,motosikletlermi vardı...yoktu ama insan hep vardı hep aynıydı,herşey daha doğal,daha içten,samimi ve gerçekti...çok uzaklardan teknoloji yardımıyla konuşabiliyor dertleşebiliyoruz fakat;kurulan ilişkilerin dostukların hepsi sanal dünyada ve siber kablolara bağlı...,insan teknolojiye yakınlaştıkla yalınlaşıyor ve yalnızlaşıyor...Ve bedelini bize çok ağır ödetiyor...Olamaz. İhtiyaçlarımız hem değişiyor hem de artıyor. Mesela bugün elimden telefonumu, bilgisayarımı alıp beni ağustos böceklerinin özgürce öttüğü uçsuz bucaksız bir tarlaya koysalar yaşayamam:santa:. O ağustos böceğini alıp benim bilgisayarla telefonun yanına koysam:queen:, o da burda yaşayamaz. Ben oradan haykırırım o buradan:izza::. Ama haykırışlarımız eskisi gibi olur mu? Yok. Şimdi... Dertler değişti ondan! O diyor ki: "Benim çiçeem böceem nerde?" Ben diyorum ki: "Konuşmak, araştırmak, öğrenmek istireeeeem! Paylaşmak istireeeem!"
:cgum::
Ya tamam doğa mükemmel.. Milyon kere katılıyorum da.. Gönlümüz başka bişe istiyo ama şimdi burda başka bişe yapıyoruz. Bunları çok düşününce ben hata veriyorum ::deliir:: Siz vermiyo musunuz yav? :mrgreen:
::146::
İşte benimde bahsettiğimde tam budur::gozluk:: :silent:
"Into the Wild" diye bir film var (Kitap da var aslında). İzlemeni tavsiye ediyorum. Öyle kendini teknolojiden soyutlamanı da hiç tavsiye etmiyorum ::147::
(Bi de... Eğer internet istemiyorsan, bu mesajıma cevap vermemeyi dene:bounce![]()
"Into the Wild"ı seyreden herkes kendince ayrı bir çıkarım yapmış gibi geliyor bana. Kiminle konuşsam farklı bir yerinden tutmuş filmi. Benim anladığım da şöyle ki filmde teknolojiden kopuş ile ilgili bir pişmanlık yok ama "herşey paylaşıldığında güzel" durumu var...
Muhteşem bir filmdi (none the less)...
[Bu arada, evet! Adam filmin sonunda ölüyor :queen:]
Kınıyorum![]()