23.Ağustos.2012 Perşembe
Çadır hayatına pek alışık olmadığımdan ister istemez erken uyandım. Çevreyi biraz fotoğraflayayım bari.
Ertesi gün boş alan hiç kalmayacak, çevremiz çadır ve motosikletlerle dolacaktı zaten.
Merkezden tahmini 30 Km uzak olan kamp alanımızın girişi. Kahvaltıdan sonra buraya kurulan masada 30 Lira karşılığı giriş işlemlerimizi yaptık.
Bilgilerimizi aldılar, festival çıkartmalarını verdiler. Gürcistan bayrağı olanında haç işareti olduğundan pek az kişinin çantaya yapıştırdığını gözlemledim.
Bileğimize, her şey dahil otellerde uygulanan beyaz renkte bir bileklik takıldı.
Açık büfe yok, herhangi bir hizmet yok iken buna niçin gerek duyuldu, bir anlam veremedik.
Giriş ücreti adı altında 30 Türk Lirasını aldıkları kişilerle alamadıkları kişileri ayırt etmek içindi sanırım.
Artçılardan da bu ücret talep edildiği için daha sonra pek çok grubun protesto ederek erken ayrıldığını duyduk.
Adet olduğu üzre biz de bayrağımızı açıverdik.
Kendi halimizdeyiz. Bari tanıyalım şu memleketi diyerek yola koyuluverdik kendi başımıza.
Navigasyonun bu ülkede işlemediğini sınır kapısında öğrenmiştik. Hiç bir marka cihazda Gürcistan haritası yüklü değilmiş.
Bizde para birimi LİRA, Gürcistanda LARİ. Kim kimden benzetmiş bilmiyorum doğrusu.
Sigara ve benzin ülkemizin yarı fiyatına olmasına dışında, yeme içme söylendiği gibi ucuz değildi.
Zor bela park edecek bir yer bulduk.
Adım başı polis üniformalı kişi vardı. İşsizliği önlemek için çok kişiyi polis yapıp sokak başlarına ağaç etmişler gibi.
Plaja doğru yürümeye başladık.
Akdenizin ince kumundan eser yok tabi. Çakıl taşları kum niyetine duruyordu.
Tuvalet bulup içeriye dalmıştım ki arka fonda kırmızı tişörtlü kadını görünce acaba yanlış mı girdim diyerek kendimi zor attım dışarı.
Sonra mesele anlaşıldı ki o tuvaletin işletmecisiymiş. Enteresan olanı, istersen altına et, parayı almadan işetmiyor seni.
Çocuk her yerde çocuk işte. Kask ilginç gelmiş olmalı.
Lokantaya benzer, yarısı iskele üzerinde oaln bu yere girip oturduk.
Vaz geçilmemiz olan armut suyu eşliğinde tatlı bir şeyler yedik.
Sovyet döneminden kalma olduklarından hizmet anlayışları çok zayıf. Bizim tabirle, bir yumurtayı on kişi taşıyordu.
Yaklaşık beş garsona kül tablası istediğimizi tarzanca ifade ettik. Hepsi de işaret parmağını bize doğru kaldırıp "bir dakika, meşgulüm ama birazdan geleceğim" benzeri bir işaret yaptı.
Gelen giden yok tabi. Kalkıp kendimiz aldığımızda efendilerin paşa paşa oturduğunu gördük.
Bizim obaya geri döndüğümüzde, nüfusumuzun artmakta olduğunu gözlemledik.
Araç üzerinde ses düzeni görünce akşam hareketli geçecek diye düşündük ama yanılmışız.
Kendi kafasından, ne olduğu anlaşılmayan bir takım gürültüler çıkarıp, uyuma vaki sustu.
Ne bu ülkenin müziğine dair canlı uygulama gördük, ne de başka bir faaliyet.
Elazığ gurubuna ait olup da bizden sonra yola çıkan Orkun OKYAY ve Salih ŞİMŞEK arkadaşlarımız geçmiş tecrübelerinden olacak, kamp ateşi yaktılar.
Başka da yakan olmadı zaten. Organizeyi yapanların bunu düşünüp, üç beş ayrı yerde kamp ateşi yakmaları gerekirdi.
Ben oturacak kürsü bile getirememişken, Salih ŞİMŞEK nargilesine varıncaya kadar hazırlıklı gelmiş.
Tecrübe bu olsa gerek.
Arif KABAKLI Ustamın cümbüşünü almadığımıza çok pişman olduk. Obamızı canlandırırdık valla.
Kamp ateşinin karşısında bir müddet kaldıktan sonra, çadırımıza çekilerek uyuduk.
.
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:55 ---------- bir önceki mesaj zamanı 20:22 ----------
24.Ağustos.2012 Cuma
Sabah uyandığımda elimi yüzümü yıkayıp, obamızın yeni sakinlerini ve de demir atlarını fotoğrafladım. :cat:
Çok kişi kulüp logolu afişlerini asmış, kendi bölgesinin sınırlarını belirleyivermişti. :queen:
Ümmet PERKİTAN'ın çadırı ve Düldülü.
Bu karavan tam bana göre.
Hani motosiklet sevdası ağır basmasa, bir tane alınabilirdi.
Gurup halinde şehir turu yapılacağı söylenince bi heves, hazırlanıp beklemeye başladık.
Kim bilir nereleri nereleri görecektik.

ale:
Bir kutlu sefer var deyip düzüldük yola.
Ümmet PERKİTAN dostumuz. :rendeer:
Ana yola çıkmadan önce ilk benzinlikte depolar takviye ediliyor, biz de bekliyoruz.
Beni fotoğrafla Arif Ustam diyorum. Demesinler ki Gürcistan'a bilem getmemiş. :queen:
Motor gürültülerini Mehter marşı niyetine dinleyerek, yakın tarihte elden çıkardığımız bu vatan toprağında, yeniden bulunmanın heyecanıyla düzüldük yola.
Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik.
Ya biz nereye gidiyoruz arkadaşlar, bir bilen varsa söylesin Allah aşkına.
Yüz kilometreye yakın, bayağı yol gittik. Bakalım nolacak. :silent:
Uyduk imama. :cherry:
Geldik bir yere, kamyon garajıymış galiba. Biraz dinlenin dediler. İyi dedik.
Sonra "Ricat" borusu çalındı. Düzenli bir şekilde geri dönüyoruz denildi. Gürcüler de "Geldiğiniz gibi gidersiniz" demiştir her hal.
Hayde ters geri marş marş. Buyrun cenaze namazına.
O da ne ! Bizim Orkun'un BMW K 1200 S'si hepimizin asfaltta düştüğü kortiğe düşmüş ama düştüğü gibi çıkamamış.
Gaziantepli Murat DİKE Usta ve ismen tanıyamadığım birkaç kişi olayı anlamaya çalışıyordu.
Benzin deposunu motora bağlayan aparat düşmenin etkisiyle kırılmış. Batum'a gidip tornacıdan birşeyler uydurdular.
Bizdeki gibi torna tezgahları pek olmadığından güçlükle halletmişler.Akşama kadar bekledik ve geri dönebildik.
Çadır alanındaki lokantavari yerde karnımızı doyurmak için oturuyoruz. Kampta genel bir memnuniyetsizlik havası var.
Ses düzeni yüklü araç yine gürültü çıkarıyor. Ortamda bir coşkü yok, birliktelik yok. Hatta kızıp susturanlar oldu sonunda.,
Mototalya başta olmak üzere dönen guruplar olduğunu öğrendik. Biz de dönüşe geçmeye karar verdik.
Elazığ'dan Zülfü DAL arkadaşımız ertesi gün yapılacağı söylenen drag yarışları için motoruyla gelişti ama ben o yarışın yapılacağından bile emin değildim.
25.Ağustos.2012 Cumartesi
Sabahleyin çadırlarımızı söküp, motosikletlerimize yükledik. Armut suyu olmadan biz yol alamayız abi diyerek çantalara stokladık. :queen:
Arkadaşlar sınıra yakın bir benzinlikten ucuz olduğundan dolayı sigara aldılar. Ucuz benzini bulmuşken motosiklet depolarını boğazına kadar doldurduk.
Elimizde kalan LARİ lerimizi LİRA yapıverdik.
Geliyoruz Türkiye bekle bizi.
Hopa'da kahvaltı molası verdik. Ümmet PERKİTAN başka bir festivale yetişmek üzere ayrıldı bizlerden.
Artvin-Erzurum üzeri dönmeyi planlamıştık ama yolların bozuk olduğunu, asfalt çalışmalarının bitmemiş olduğunu öğrendik.
Geldiğimiz istikametten dönmeye karar verdik. Trabzon merkezindeyiz.
Akşam karanlığında Erzincan'a varınca Kuytu Dere'yi karanlıkta geçmek akıl karı değil dedik.
Erzincan motosiklet camiasından tanıdığımız Serkan AKPINAR'a telefonla ulaştık. Uygun gördüğü Karakaya Otele yerleştik.
26. Ağustos.2012 Pazar
Karakaya Oteli çok beğendik. Erzincan'a uğrayan herkese tavsiye ederiz.
Arkadaşlarla birlikte olmak ne güzel.
Ağır Abi Zafer BİLDİK her zaman olduğu gibi en son davrananımız. :rendeer:
Arif KABAKLI Ustanın akrabası hanımına Elazığ'da bir aracın çarptığını ve vefat ettiğini akşamdan öğrenmiştik.
Kardeşi halk müziği sanatçısı Servet KABAKLI'nın kendisini otomobille alarak cenazeye yetişeceğini öğrenince otelde vedalaştık.
Serkan AKPINAR'ın dükkanına giderek kucaklaştık. Batum'da tanıştığımız Metin ÖZDEMİRde oradaydı.
Ekşisu denilen yere götürüldük. Görmemiz iyi oldu.
Metin ÖZDEMİR, Serdar SERTDEMİR ve Serkan AKPINAR
Tadı sahiden de ekşi olan doğal minaralli suyun tadına baktık.
Hakan ÇAKMAK doktorum bir pehlivan adayı görünce ilgileniverdi.
Erzincan'ın simgesi, Çift Başlı Kartal figürü.
Düğün vesilesiyle halay çekenleri görünce görüntüledik.
26.Ağustos.2012 Pazar günü öğlen saatlerinde ayrıldık Erzincan'dan.
Serkan AKPINAR eşliğinde Tunceli Kuytu Dere yol ayrımına doğru hareketlendik.
Erzincan-Erzurum yolu motosiklet için şahane. Hazır artçım da yokken ben yüksek hızlarda kaptırıvermişim kendimi yola.
Kuytu Dere yol ayrımını 70 Km kadar geçmişim haberim yok. Arkadaşların beni yol ayrımında beklediklerini telefonla öğrenince döndüm.
Hepimiz sağ selim evimize vardık çok şükür. Sağlıcakla kalın.