Motosikletin kısa tarihçesi:
Motosiklet'in gerçek yaratıcısı Henry Hildebrand'dır; 1885 yılında kendi yaptığı küçük bir buhar motorunu bir bisikletin üzerine takan Hildebrand, 1892'de iki zamanlı bir benzin motoru, sonra bir birine paralel iki yatay silindirli ve dört zamanlı bir motor yaptı. Hildebrand'ın motosikletinde paralel iki borudan meydana gelen açık bir kadro bulunuyordu; arka dingil iki biyelle (silindir başına bir tane) harekete geçiriliyordu ve matris tekerlek, aynı zamanda motor volanı vazifesini görüyordu. 1855'te pervaneli bisikleti icat eden Amerikalı Penington, 1895'te Thomas Kane ile birlikte, Wolfmüller'inkine benzeyen iki kişilik motorlu bir bisiklet yaptı. 1896'da, Werner'in, ön tekerleği motris olan motorlu bisikleti ortaya çıktı; bunda, transmisyon kayışla sağlanıyor, binici, motora ilk hareketi pedallarla veriyordu. Kayış yerine transmisyon zincirinin konulması, motosikletin gelişmesinde en büyük adım oldu. Birinci Dünya savaşında, İngilizlerin ünlü B.S.A. motorları, daha sonra Amerikalıların Harley Davidson ve Indiana marka motosikletleri piyasaya sürüldü.
Başlangıçta motor gücü çok düşük olduğu için ilk motosikletler motorlu bisikletten başka bir şey değildi. Sonraları, elli yıl içinde, genellikle tek silindirli, fakat iyi dengelenmemiş çok güçlü motorlar yapıldı. Ne var ki, beşik şeklini benimseyerek türetilmiş çabuk kırılan, lehimli veya kaynaklı boru kadrolar bu motorlara elverişli değildi.
1945'ten itibaren scooter'lerin tutulması, boru kadroların yerine, kaynaklı, saçtan yapılmış alçak kiriş kadroların kullanılması gereğini ortaya koydu. Motoru yataydan daha eğik konumda yerleştirerek ağırlık merkezi daha aşağıya düşürüldü ve iyi bir denge sağlanabildi. Bununla birlikte, geleneksel kadro değiştirilmedi ve sürücüyü motorun pisliklerinden korumak için, üzeri saçla kaplandı.