demonicdreams, yani bendeniz hafta sonunu mükemmel bir RR - Çanakkale gezisiyle geçirdim. Size RR'yle uzun yol konulu bir şeyler yazmak isterdim ama diğer markalarla ilgili hiç bir tecrübem olmadığı için "bizim motor'da şöyle, böyle oluyor" türünde yorumlar yapamam. Konuyla ilgili tek diyebileceğim, 120 ile giderken motor teklediğinde aklıma herhangi bir 'eyvah' gelmeden yakıt musluğunu yedek konumuna getirdiğim olacak. Çünkü motor yolda kalma korkusu yaşatmayacak kadar güven veriyor. Kontak kapatmadan, ayağım yere değmeden en çok 280 km yol yaptım. İndiğimde ufak bir-iki eğilip kalkma, vücudu rahatlatma hareketinden sonra kendimi sanki o kadar yolu hiç gelmemişim gibi dinç ve rahat hissettim. Yine de koruma demirlerine koyulacak bir çift peg çok daha iyi olurdu diyebilirim. Giderken yoğun neredeyse %90'ı gece sürüşü oldu. Farlar gece sürüşü için çok zayıf geldi bana. Belki yeterlidir, bana öyle gelmiştir bilmiyorum ama bazen sollayan araçlar yanımdan geçerken gün doğuyor zannediyordum. Bunun etkisiyle (ve acemiliğin getirdiği temkinle) süratimi 90 civarlarında tuttum ve 110'u hiç geçmedim. İş'ten çıkmış olmamın ve gece yolculuğunun yorgunluğuyla hedefe 100-150 km kala şalterleri kapatıp uykuya daldım. Uykuya daldımdan kastım, doğayı, geceyi, yıldızları izlemeyi bırakıp sadece yola odaklandım. Çünkü her ne kadar kendimi dinç hissetsem de şartlar itibarıyla hata yapmaya en yakın olduğum anları yaşıyordum.
Dönüş yolu çok daha farklıydı. Yalova'ya kadar gündüz yolculuğuydu. Heryerini çok net görebildiğin bir yolda gaz açmak inanılmaz bir duyguymuş diye düşünürken rüzgarın azizliğine uğradım. Bandırma Bursa arasındaki yol boyunca tarif edilemeyecek şiddette bir rüzgar vardı. Motor ciddi anlamda sola yatık bir şekilde ilerliyordu. Normalde şehirlerarası yollar zaten rüzgarlı olur ama bu gerçekten normalden fazlaydı. Karşı şeritten gelen ve yanımdan otobüs ve kamyonların rüzgarı hem motoru sarsıyordu, hem de yüzüme tokat gibi vuruyordu. O an anladım ki; her ne kadar kullanımı rahat olsa da uzun yolda yarım kask yerine full face denilen tam kapalı kasklardan kullanmak şartmış.
Rüzgarın dışında olumsuz bir şey yoktu. Hatta yol o kadar keyifliydi ki, bir yerden sonra rüzgarı duymaz oldum. Hele Bandırma Yalova arası, hele hele Bursa'dan sonraki yol inanılmaz güzeldi. Yalova'ya yaklaştıkça sıklaşan virajlar rüzgarın da şiddetini kaybetmesiyle yolculuğu 'hiç bitmese keşke' kıvamına getirdi. Yolun bitimine 10-15 km kala aklıma vibrasyon geldi, geldiği gibi de gitti. Bu kadar durgun bir sürüş için 1500 km beklemek yetmiş anlaşılan.
Vibrasyonla ilgili sorusu olan herkese açık cevap: "Yok öyle bir şey"
Denge mükemmel. Rüzgara çok iyi direniyor ve virajlarda yolu çok iyi tutuyor. Üstbaş düzeltmek, eldivenleri çekiştirmek ya da herhangi bir şey yapmak için ellerimi bıraktığımda aynı düzlükte ilerliyor. Yeter ki o esnada bir taş parçasına denk gelinmesin.
Yakıt beklediğimin biraz üstünde tüketti. 11,7 kuruş / km benzin harcadım. Bunda en büyük pay rüzgarındı diye düşünüyorum. Çünkü daha önce 130'u rahat rahat gördüğüm motorumun şiddetli rüzgarda gazı sonuna kadar açtığım zaman bile 125'yi geçemediği anlar oldu.
Eve döndüğümde çok hafif bir yorgunluk vardı. Erken kalktığım herhangi bir günmüş gibiydi. Ama yüzümdeki tebessüm hiç de normal bir gün geçirmişim gibi değildi. Gülüyordum, dinlenmiş hissediyordum. Gerçekten iyiydim, hem de çok iyi. Her nereye olursa olsun mutlaka siz de gidin. Altınızda o yollarını hakkını verecek, süper bir sürüş zevki yaşatacak bir makineniz var. Tadını çıkarın!..