- Katılım
- 10 Mar 2008
- Mesajlar
- 42
- Konu Yazar
- #1
Çukurova gezilerinin 2. sini batıya yapmaya karar verdik... Cumartesi akşamı da kamp yapacağız...
Gidiş-Dönüş rotamız bu şekilde. Giderken Erdemli'ye kadar otoyoldan, dönüşte E-5 ten geldik....
Demiratımız hazır...
Tarsus yolunun sağ tarafında gördüğünüz minare Eshabı-Keyf (Yedi uyuyanlar mağarası). Daha önce burayı ziyaret ettiğim için eski fotoları koyuyarım
görmeyenler için...
Yola devam.
Erdemli, narenciyesiyle meşhur (bana kalırsa bide tantunisi çok güzel)
İlk durağımız Kanlıdivane (Kanytelleis)...
Bölgedeki ilginç ören yerlerinden biri olan Kanlıdivane’ye ulaşmak için Ayaş’ı Mersin yönünde 3,5 km geçtikten sonra sola dönüp kuzeye 4 km daha gitmek
gerekiyor.
Antik adı Kanytelis ya da Neapolis olan kentin nekropolündeki mezar anıtları, özellikle alacakaranlıkta esrarengiz bir görünüm alıyor.
Antik kent büyük olasılıkla, Helenistik dönemde ve Olba’ya bağlı olarak kurulmuş. Ama kentte görülebilecek kalıntılar Roma ve Bizans dönemine aittir.
Ören yeri derin bir çukur(obruk) çevresine kurulmuş. Efsaneye göre suçlular bu çukura atılır ve vahşi hayvanlara yem yapılırlarmış. Belki de Kanlıdivane adı
buradan geliyor. Güney yamacında 5 kişilik bir ailenin, kuzey yamacında ise elinde kılıç tutan bir askerin kabartmalarının bulunduğu çukura patika ve
merdivenlerle inilebiliyor. Çukurun kuzey kenarında kentin şu anda ayakta kalan en büyük yapısı olan bazilikanın duvarları yükseliyor. Kentte en az 4 tane
daha bazilika var. Bir bölümü büyük ölçüde tahrip olmuş.
Obruğun 200 metre kuzeydoğusunda bulunan Aba Mezar Anıtı, kentin Olba ile ilişkisini gösteren bir kanıttır ve Uzuncaburç yolu üzerindeki 6 anıt mezarla aynı
türdendir. Bir başka mezar anıtı ise obruğun güneydoğusundadır ve üç sütunludur. Oldukça geniş bir alana dağılmış kent kalıntıları arasında, nekropoldeki
kaya mezarları, helenistik kule(obruğun güneyinde), hamam ve sarnıçlar bulunuyor. (Sarnıçlara dikkat, düşebilirsiniz...)
Burası da sucluların, işe yaramayan askerlerin aslanlara atıldığı yer...
Minik çay bahçesi, börekçi de manzara, çok sayıda su kabağı...
Keçi boynuzu...
Memleketin her tarafı tarihi eser, her tarafı güzel ama yine bi o kadar bakımsız ve ilgisizlik...
Ortadaki büyük çukrun kenarından karşıya geçeceğiz...
Kubbe çok güzel ve bu zamana kadar sağlam kalmış...
Bu yapı benim çok dikkatimi çekti, inanılmaz bişey. Nasıl bu zamana kadar belki 1000 yıldır dökülmeden bu şekilde durmuş, emanet gibi duruyor aslında...
Kral kapısıymış.
Bu yapının gerçekten güzel mimarisi var...
Eşim: Yaa çok güzel yapmışlar.
Ben: Sıkıysa yapmasınlar, belki ilk 2 mimarı kuyuya, aslanlara attılar, bunu da üçüncüsü yapmıştır
)) Yersen, sıkıysa yapma...
Bide biz hatıra pozu verelim...
Keçi boynuzu ağacı...
Bide sevgili eşimin hatıra pozu...
Uzaktan deniz...
Tahrip edilmiş lahit....
Buda kapağı, kimbilir içinde ne vardı?...
Yine su sarnıcı ve içerisinde hala su var ve bu taşlar nasıl bu şekilde duruyor...
Cristene in Kanytelleis hatırası...
Acıktım, sıkma, börek ve ayran yiyoruz...
Şanlı bayrağımız nasılda güzel dalgalanıyor, çekmeden geçemedim...
Başka bir ören yerimiz...
Ayaş Köyü'nün güneyindeki bir terasta, 6x12 sütunlu, Korint düzeninde, peripteros planlı bir tapınağın kalıntıları vardır. Yapı, Hıristiyanlığın
başlangıcında kiliseye dönüştürüldü.
Tapınağın güneydoğusunda bazilikal planlı kilisenin kalıntıları görülür. Tiyatronun oturma sıralarının çoğu, konut yapımında kullanılmak üzere alınmıştır.
Köyün doğu ve batısında su kemerlerinin kalıntıları vardır. Denize doğru eğimli bir alanda, kıyıda ve kıyıdan 1200 m içeride işlevi ve yapım tarihi
belirlenemeyen yapı kalıntıları bulunmaktadır. Haç planlı çok katlı binalar, sarnıç, su deposu, çeşme ve liman bu yapılardan bazılarıdır.
Antik kente gelirken yolun kenarında tapınak cepheli kaya mezarları ve lahitler dikkati çekiyor..
Ne yazdığını bilmiyorum ama heralde önemliydi...
Restorasyon çalışmaları devam ediyor...
Burdan Mocamp a geliyoruz... Çadır kurmak, dinlenmek için ideal bir yer... Duş, WC, deniz, elektrik, her şey var ve çok sessiz (sadece dalga, ağaç ve horoz
sesi)
Tavsiye ederim...
Çadırı kuryoruz, hanım habersiz çekmiş beni...
Çadır hazır...
Deniz çok güzeldi...
Karşısı kız kalesi...
BU kale denizden gelebilecek saldırılara karşı kenti korumak amacıyla yapıldı. İlk adı Elousa idi. Kıyıdan 200 m açıkta bulunan ada üzerinde güzel bir
görünüme sahip.
250 metre uzunlukta olan kalede 8 kule ve kral Archelus'a ait bir saray kalıntısı bulunmaktadır.
Yüzerekte gitmiştim kaleye, içerisi de güzel, ve sahil şeridini karşıdan seyrediyorsunuz....
Güneşlendiğimiz yer (Bira şişelerini attık tabiki çöpe...)
Bazende çok dalga vardı...
Akşam kampta ızgara mı yapalım yoksa, Narlıkuyu'ya mı gidelim diye düşünürken, Narlıkuyu ya karar verdik... Eee bu kadar yakınken nefis balıkları yemeden
gitmek olmaz...
Önden mezeler...
Sonrada levreğimiz...
Nane likörlü Türk Kahvesi....
Sabah kahvaltımız. Tek eksik pul biber onu da hanım atıyor...
Burda pist çok güzel, engebelli, taşlı, ağaçlı, çok hoş...
Dayanamıyorum, bu pistte sürekli tur atıyorum.... Hanım habersiz çekmiş...
Ağzımda şeker... (kaskta takyorum tabiki)
Deniz ertesi gün bu şekilde, ben çok severim...
İstikamet Silifke... Silifke'nin girişi...
Daha önce Almanya'daki bir şehirle kardeş şehirdi ve burada yazıyordu ama kaldırmışlar...
Silifke kalesi...
Restorasyon yapılmış, ama yukarısı içler acısı....
Harika bir silifke manzarası...
Tarihi taşköprü...
Tam zirveye çıkınca herzaman ne manzara göreceğim diye merak ederşm ama manzara harabe...
Buda yerli pat pat motor...
Cennet-cehennemi ziyaret ediyoruz...
İniş-çıkış çok yorucu, dinlene dinlene çıkılıyor...
Kilise...
Bu arada baktım, cennette cep telefonu çekiyor. Yalnız şarjın uzun olması lazım
))
Çıkış yolu...
Aşağıya atılan taşlar yığın oluşturmuş....
Silifkenin yoğurdu.... ve ayranı....
Bundan sonra artık dönüş yoluna gidiyoruz. Çok keyifli 2 gün geçirdik, sanki 1 hafta tatil yapmışım gibi geldi bana... Gezmek isteyenlere buraları tavsiye
ederim....
Selamlaaaaaaar....
Gidiş-Dönüş rotamız bu şekilde. Giderken Erdemli'ye kadar otoyoldan, dönüşte E-5 ten geldik....
Demiratımız hazır...
Tarsus yolunun sağ tarafında gördüğünüz minare Eshabı-Keyf (Yedi uyuyanlar mağarası). Daha önce burayı ziyaret ettiğim için eski fotoları koyuyarım
görmeyenler için...
Yola devam.
Erdemli, narenciyesiyle meşhur (bana kalırsa bide tantunisi çok güzel)
İlk durağımız Kanlıdivane (Kanytelleis)...
Bölgedeki ilginç ören yerlerinden biri olan Kanlıdivane’ye ulaşmak için Ayaş’ı Mersin yönünde 3,5 km geçtikten sonra sola dönüp kuzeye 4 km daha gitmek
gerekiyor.
Antik adı Kanytelis ya da Neapolis olan kentin nekropolündeki mezar anıtları, özellikle alacakaranlıkta esrarengiz bir görünüm alıyor.
Antik kent büyük olasılıkla, Helenistik dönemde ve Olba’ya bağlı olarak kurulmuş. Ama kentte görülebilecek kalıntılar Roma ve Bizans dönemine aittir.
Ören yeri derin bir çukur(obruk) çevresine kurulmuş. Efsaneye göre suçlular bu çukura atılır ve vahşi hayvanlara yem yapılırlarmış. Belki de Kanlıdivane adı
buradan geliyor. Güney yamacında 5 kişilik bir ailenin, kuzey yamacında ise elinde kılıç tutan bir askerin kabartmalarının bulunduğu çukura patika ve
merdivenlerle inilebiliyor. Çukurun kuzey kenarında kentin şu anda ayakta kalan en büyük yapısı olan bazilikanın duvarları yükseliyor. Kentte en az 4 tane
daha bazilika var. Bir bölümü büyük ölçüde tahrip olmuş.
Obruğun 200 metre kuzeydoğusunda bulunan Aba Mezar Anıtı, kentin Olba ile ilişkisini gösteren bir kanıttır ve Uzuncaburç yolu üzerindeki 6 anıt mezarla aynı
türdendir. Bir başka mezar anıtı ise obruğun güneydoğusundadır ve üç sütunludur. Oldukça geniş bir alana dağılmış kent kalıntıları arasında, nekropoldeki
kaya mezarları, helenistik kule(obruğun güneyinde), hamam ve sarnıçlar bulunuyor. (Sarnıçlara dikkat, düşebilirsiniz...)
Burası da sucluların, işe yaramayan askerlerin aslanlara atıldığı yer...
Minik çay bahçesi, börekçi de manzara, çok sayıda su kabağı...
Keçi boynuzu...
Memleketin her tarafı tarihi eser, her tarafı güzel ama yine bi o kadar bakımsız ve ilgisizlik...
Ortadaki büyük çukrun kenarından karşıya geçeceğiz...
Kubbe çok güzel ve bu zamana kadar sağlam kalmış...
Bu yapı benim çok dikkatimi çekti, inanılmaz bişey. Nasıl bu zamana kadar belki 1000 yıldır dökülmeden bu şekilde durmuş, emanet gibi duruyor aslında...
Kral kapısıymış.
Bu yapının gerçekten güzel mimarisi var...
Eşim: Yaa çok güzel yapmışlar.
Ben: Sıkıysa yapmasınlar, belki ilk 2 mimarı kuyuya, aslanlara attılar, bunu da üçüncüsü yapmıştır
Bide biz hatıra pozu verelim...
Keçi boynuzu ağacı...
Bide sevgili eşimin hatıra pozu...
Uzaktan deniz...
Tahrip edilmiş lahit....
Buda kapağı, kimbilir içinde ne vardı?...
Yine su sarnıcı ve içerisinde hala su var ve bu taşlar nasıl bu şekilde duruyor...
Cristene in Kanytelleis hatırası...
Acıktım, sıkma, börek ve ayran yiyoruz...
Şanlı bayrağımız nasılda güzel dalgalanıyor, çekmeden geçemedim...
Başka bir ören yerimiz...
Ayaş Köyü'nün güneyindeki bir terasta, 6x12 sütunlu, Korint düzeninde, peripteros planlı bir tapınağın kalıntıları vardır. Yapı, Hıristiyanlığın
başlangıcında kiliseye dönüştürüldü.
Tapınağın güneydoğusunda bazilikal planlı kilisenin kalıntıları görülür. Tiyatronun oturma sıralarının çoğu, konut yapımında kullanılmak üzere alınmıştır.
Köyün doğu ve batısında su kemerlerinin kalıntıları vardır. Denize doğru eğimli bir alanda, kıyıda ve kıyıdan 1200 m içeride işlevi ve yapım tarihi
belirlenemeyen yapı kalıntıları bulunmaktadır. Haç planlı çok katlı binalar, sarnıç, su deposu, çeşme ve liman bu yapılardan bazılarıdır.
Antik kente gelirken yolun kenarında tapınak cepheli kaya mezarları ve lahitler dikkati çekiyor..
Ne yazdığını bilmiyorum ama heralde önemliydi...
Restorasyon çalışmaları devam ediyor...
Burdan Mocamp a geliyoruz... Çadır kurmak, dinlenmek için ideal bir yer... Duş, WC, deniz, elektrik, her şey var ve çok sessiz (sadece dalga, ağaç ve horoz
sesi)
Tavsiye ederim...
Çadırı kuryoruz, hanım habersiz çekmiş beni...
Çadır hazır...
Deniz çok güzeldi...
Karşısı kız kalesi...
BU kale denizden gelebilecek saldırılara karşı kenti korumak amacıyla yapıldı. İlk adı Elousa idi. Kıyıdan 200 m açıkta bulunan ada üzerinde güzel bir
görünüme sahip.
250 metre uzunlukta olan kalede 8 kule ve kral Archelus'a ait bir saray kalıntısı bulunmaktadır.
Yüzerekte gitmiştim kaleye, içerisi de güzel, ve sahil şeridini karşıdan seyrediyorsunuz....
Güneşlendiğimiz yer (Bira şişelerini attık tabiki çöpe...)
Bazende çok dalga vardı...
Akşam kampta ızgara mı yapalım yoksa, Narlıkuyu'ya mı gidelim diye düşünürken, Narlıkuyu ya karar verdik... Eee bu kadar yakınken nefis balıkları yemeden
gitmek olmaz...
Önden mezeler...
Sonrada levreğimiz...
Nane likörlü Türk Kahvesi....
Sabah kahvaltımız. Tek eksik pul biber onu da hanım atıyor...
Burda pist çok güzel, engebelli, taşlı, ağaçlı, çok hoş...
Dayanamıyorum, bu pistte sürekli tur atıyorum.... Hanım habersiz çekmiş...
Ağzımda şeker... (kaskta takyorum tabiki)
Deniz ertesi gün bu şekilde, ben çok severim...
İstikamet Silifke... Silifke'nin girişi...
Daha önce Almanya'daki bir şehirle kardeş şehirdi ve burada yazıyordu ama kaldırmışlar...
Silifke kalesi...
Restorasyon yapılmış, ama yukarısı içler acısı....
Harika bir silifke manzarası...
Tarihi taşköprü...
Tam zirveye çıkınca herzaman ne manzara göreceğim diye merak ederşm ama manzara harabe...
Buda yerli pat pat motor...
Cennet-cehennemi ziyaret ediyoruz...
İniş-çıkış çok yorucu, dinlene dinlene çıkılıyor...
Kilise...
Bu arada baktım, cennette cep telefonu çekiyor. Yalnız şarjın uzun olması lazım
Çıkış yolu...
Aşağıya atılan taşlar yığın oluşturmuş....
Silifkenin yoğurdu.... ve ayranı....
Bundan sonra artık dönüş yoluna gidiyoruz. Çok keyifli 2 gün geçirdik, sanki 1 hafta tatil yapmışım gibi geldi bana... Gezmek isteyenlere buraları tavsiye
ederim....
Selamlaaaaaaar....