Yine çok üzücü olaylar, yine kan, yine gözyaşı ve yine insanoğlunun bitmek bilmeyen kardeş katilliği sevdası!
Söylenecek birşey yok. Yıllardır süregelen bu zulme ses çıkarılmadı, gözler yumuldu, sırtlar dönüldü ve hiç yokmuş gibi davranıldı. İşin en acı tarafı ise, bu umursamazlığı gösteren, birçok kez bile bile lades diyen yine bizleriz! Evet ülkemizden, vatandaşlarımızdan, kendi oylarımızla seçtiğimiz yöneticilerimizden bahsediyorum.
"Neden Türkiye müdahale etmiyor?" ve "Çin mallarını boykot edelim" gibi yorumlar gördüğüm için, konuyu biraz daha açmak ve elimden geldiğince hepinizi bilgilendirmek istiyorum.
Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı zulmün haddi hesabı yoktur arkadaşlar. Bu durum bu aralar gerçekleşmiş bir olay değil, onlarca, yüzlerce yıla dayanan bir vahşet politikasıdır. Sadece şiddet ve baskı değil, Çin tarafından izlenen politikaların da çoğunluğu Doğu Türkistan'a uygulanacak zulüme endekslenmiştir.
Peki Çin neler yapmıştır Doğu Türkistan'daki kardeşlerimize?
Yargısız infaz, hamile kalan kadınlara "zorunlu kürtaj", Uygur Türkleri'nin günde 18-20 saat zorla çalışma kamplarında çalıştırılması, asimilasyon faaliyetleri (Çinli erkeklerden zorla hamile bırakılan kadınlar - ki bunun adının tecavüz olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım- ) , binlerce insanın kısırlaştırılması, çoğu bölgedeki Uygurlar'ın sokakta en fazla 3 kişilik gruplar halinde yürümesi zorunluluğu, ve daha saymakla bitmeyecek iğrenç politikalar! (Yeri gelmişken belirtmekte fayda var, Çin egemenliğini kabul eden tüm Türkler ve nüfus yoğunluğunda oldukları şehirler Çin hükümeti tarafından maddi yardım almış ve kalkındırılmıştır. Bugün Urumçi şehrinin, diğer bölgelere göre nispeten daha kalkınmış, daha modern görünmesinin sebebi budur mesela. )
Peki biz neler yapmışız ve gözümüzü nasıl yummuşuz bu güne kadar, şimdi ona değinelim. Yakın tarihimizden örnek vererek başlayayım.
Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu dönemlerde Çin ile aramızda gelişmekte olan ticaret (özellikle tank, top gibi silahların ticareti) ilişkileri nedeniyle, Çin'in Doğu Türkistan'daki zulmüne bile bile sessiz kalınmıştır. Hatta iş daha da ileri götürülerek, zamanın başbakanı tarafından Doğu Türkistan'ın "Çin toprağı" olduğu kabul edilmiş ve Doğu Türkistan'ın "Ay Yıldızlı Gök Bayrak"ının ülkemizde asılması yasaklanmıştır! Ayrıca, resmi yetkililerin Doğu Türkistan ile ilgili bütün kurum ve kuruluşları ziyaret etmesi de yasaklanmıştır! Yani Doğu Türkistan resmen bir HİÇ sayılmıştır!!! (Doğu Türkistan'ın Çin toprağı olmadığının en büyük kanıtı Çinliler'in kendi elleriyle inşa ettikleri Çin Seddi'dir. Tarihteki en önemli sınırlardan biridir ve bu sınırı Çin kendi elleriyle inşa etmiş olmasına rağmen kabul etmemektedir! )
Çoktan sinirlenmeye başladınız bile değil mi? Durun bakalım, daha başlamadık bile...
Bunların üstüne de, Çin devlet başkanı Ziang Zemin'e ülkemiz tarafından "Devlet Liyakat Nişanı" verilmiştir. Evet evet yanlış okumuyorsunuz. Bunu yapan kendi ülkemiz, kendi devletimiz! Kendi ellerimizle bizi yönetmesi için oy verip seçtiğimiz insanlar! (Yeri gelmişken hemen değinmek isterim ki, bu olayın tek sorumlusu dönemin başbakanı Mesut Yılmaz değildir. Ülkemizin Doğu Türkistan politikası hala değişmemiştir ve biz hala üç maymunu oynamaktayızdır!!! )
Daha bu konuda söylenecek çok şey olmasına rağmen, şimdi biraz da neden Çin mallarını boykot edemeyeceğimize değinmek istiyorum.
Hepinizin bildiği üzere, Çin'in çağımızın üretim ve tüketim zincirindeki yeri malum. Son derece detaylı ve tek bir bilinç üzerine kurulmuş sistemleri de tıkır tıkır işlemekte. Yıllardır süregelen Amerika - Rusya Uzay Yarışı'nda bile artık ben de söz sahibiyim diyebilen bir ülke. Şimdi Çin'in ekonomik, politik ya da sosyal gücünü burada irdeleyip konuyu dağıtmak istemiyor, bizimle olan ilişkisine değinmek istiyorum.
Biz ateşli bir milletiz arkadaşlar. Akdeniz ülkesi olmanın da getirdiği bir ateşi içimizde taşıyoruz ve en ufak olayda hemen celallenip dünyaya kafa tutmaya hazır hale geliyoruz. Bu özelliğimizi ne kadar sevsem, ne kadar samimi bulsam da ne yazık ki bu ateşin ardında yatması gereken bilinci oldukça boş ve ziyadesiyle eksik bulduğumu da üzülerek belirtmek zorundayım.
Çin mallarını boykot etmekle elimize bireysel çabalardan başka birşey geçmeyeceği gibi, bu malların boykot edilmesine ne devletimiz ne de Çin'in ustalıkla kurduğu ekonomik sistemi müsade etmeyecektir. Neden diyecek olursanız, bugün kullandığımız birçok ürünün Çin malı olmasının yanında, Çin malı olmadığını sandığımız ürünler (en azından malzemeleri ya da yedek parçaları) bile Çin'de üretilip, merkez ülkede etiketlenmektedir. Bunu detaylandırmaya hiç gerek yok, sadece emin olun ki Çin'in ticari egemenliğinin kafesi içerisindeyiz ve bundan kurtulmamız oldukça güç (hele ki bu durum ülkemizdeki para babalarının ve Çin'in ekmeğine yüksek derecede yağ sürerken) .
Benim asıl belirtmek istediğim ise şudur ki, eğer tepkimizi bir yere koymak istiyorsak, bugün hala Çin'in Doğu Türkistan'daki katliamına, şiddet uygulamalarına ve istilacı politikalarına göz yummaya devam eden, sırf ticari ilişkiler zedelenmesin ve birilerinin cebi daha fazla dolsun diye üç maymunu oynayan başımızdakilere tepki koymalıyız! Yoksa, Uygur kardeşlerimize üzülmeye ve Çin'in bu tutumunu (farkında olmadan Çin ekonomisine destek vererek) kabullenmeye devam edeceğiz!
Siz kardeşlerimden tek dileğim, önce kendinizi ve sonra da çevrenizi bu konu hakkında bilgilendirmeye çalışmanızdır. Yeter ki sessiz kalmayın, çünkü bu olayların sorumlusu yıllarca sessiz kalan, kardeşlerine yardım eli uzatılmamasını (farkında olarak ya da olmayarak) kabullenen bizleriz!!!