- Katılım
- 27 Mar 2005
- Mesajlar
- 55
- Konu Yazar
- #1
Klasik motorlar, diğer tarz motosiklet sahipleri tarafından “Çaydanlık”, klasiklere binenler ise diğer tüm tarz motorlar için “Plastik” tabirini kullanır. Motosikletleri tanıdıktan bir süre sonra bu ezeli çekişmenin ortasında durup ne olduğuna ve ne istediğine karar verirsin.
Birçok gerekçeden iyice eleyerek tanımlayabilirim ki insanların motosiklete binme sebepleri ana başlık olarak “Kişisel ego”ları içindir. Bu egonun altında yatan en önemli etkenler farklı olmak, farklı görünmek ve farklı hissetmek isteğidir. Bu tezin kabulünden hareketle iki ana başlık belirir. Bunlardan biri motoruyla birlikte olan görüntüsünün varlığından hoşlanır. Ön planda nasıl görüntü verdiğidir önemli olan. Diğeri ise ağırlıklı olarak sadece hissettikleri ile ilgilidir.
Bence birinci gruba çoğunlukla klasik motosikletler ve sahipleri girer. Motorunun tarzı ne olursa olsun üzerine deli gibi aksesuar takıp Uzakdoğu pavyonuna çevirenler de bu tanım içerisindeki kişiliğini-tarzını bulamamış kitleyi temsil eder. Bu tespitlerin farkında olarak “Plastik” gruptan bir motosiklet tercih edenler ise nasıl gözüktüklerinden daha çok nasıl hissettikleriyle ilgilidir. O yüzden daha çok motora binmek, daha çok yere gitmek, daha uzun yol yapmak isteyenlerin tercihi “Plastik”tir.
İlk gruba girenlerin kıyafetleri de belirgin bir biçimde diğer gruptan ayrılır. Erkek olsun kadın olsun; dövme, küpe gibi çağımıza ait bedensel aksesuarlar bu grupta daha yaygındır. Çünkü bu aksesuarlar “Diğer” kişiler tarafından gözlemlenen süslerdir. İkinci gruptaki “Plastik”çiler ise aksesuar olarak GPS, elektronik haberleşme cihazları, müzik aletleri, motorun teknolojik ekipmanları gibi elektronik aletlere odaklanır. Çünkü onlar için “Diğer” kişilerden daha çok kendi hissettikleri önemlidir. Bu arada karıştırılmaması için ikaz etmeliyim ki ilk gruptakilerin asıl isteği “İzleniyor, gözlemleniyor” olmak değil böyle olduğunu hissetmektir. Yani kişi yalnız başına bir çölde bile motora biniyor olsa davranışında değişiklik göremezsiniz.
Klasik motosikletle yol yapmanın nispeten güçlüğüne katlananların savunması “Konfor istiyorsan otomobile, sürat istiyorsan uçağa bin” olur. Kendi bakış açılarıyla haksız da sayılmazlar aslında.
O yüzden motosiklet hayatının sonunda yani yaşlanıldığında, herkesin amacı bir klasik veya dev bir turingdir. Çünkü bunun altında artık nispeten daha çok yol yapmak yerine motosiklete odaklanılması isteği yatar. Kişinin bu evrede ego olarak kendisini ön plana çıkartan bir tarz benimsemesi de yaş itibariyle görsel kabul görme sınırlarının alt limitlerinde olmasındandır. Hatta arkaya bindirilen karşı cinsten birisinin yaşça oldukça genç olmasına yönelik eleştirilerin temel nedeni de budur aslında; yani halen optimumda dikkat çekiyor olmak.
“Çaydanlık” binicileri için binilen makineyle yaşanan etkileşim için “Ruh” tabiri kullanılır. Yani makinenin bir kişiliği vardır ve onun ruhuyla kişininki bütünleşir. “Plastik”çiler için ise böyle bir tanım yoktur. Daha az kilometrede aynı motordan bulunduğunda hemen değiştirmek için başka bir mazerete gerek duyulmaz.
Klasik motorlar bu sebeplerle belli akımların ve belli toplumsal mesajların içerisinde yer almıştır. Diğer motorların varlığı ise binicisinin hissettiği kadardır.
Bu nedenle Royal Star klasiğimi arkadaşıma sattıktan aylar sonra bile grup gezilerinde gidip deposunu okşardım. Oysa eski Turing makinemi sattığımda aklıma takılan tek şey rengine uysun diye aldığım kıyafetimi şimdi ne yapacağım sorusuydu.
Egonuzu, alt benliğinizdeki duygu ve beklentilerinizi iyi tanıyın. Motora binmek sadece dengede durabilmek değildir.
Rauf Gerz
Motoron - Nisan 2008
Birçok gerekçeden iyice eleyerek tanımlayabilirim ki insanların motosiklete binme sebepleri ana başlık olarak “Kişisel ego”ları içindir. Bu egonun altında yatan en önemli etkenler farklı olmak, farklı görünmek ve farklı hissetmek isteğidir. Bu tezin kabulünden hareketle iki ana başlık belirir. Bunlardan biri motoruyla birlikte olan görüntüsünün varlığından hoşlanır. Ön planda nasıl görüntü verdiğidir önemli olan. Diğeri ise ağırlıklı olarak sadece hissettikleri ile ilgilidir.
Bence birinci gruba çoğunlukla klasik motosikletler ve sahipleri girer. Motorunun tarzı ne olursa olsun üzerine deli gibi aksesuar takıp Uzakdoğu pavyonuna çevirenler de bu tanım içerisindeki kişiliğini-tarzını bulamamış kitleyi temsil eder. Bu tespitlerin farkında olarak “Plastik” gruptan bir motosiklet tercih edenler ise nasıl gözüktüklerinden daha çok nasıl hissettikleriyle ilgilidir. O yüzden daha çok motora binmek, daha çok yere gitmek, daha uzun yol yapmak isteyenlerin tercihi “Plastik”tir.
İlk gruba girenlerin kıyafetleri de belirgin bir biçimde diğer gruptan ayrılır. Erkek olsun kadın olsun; dövme, küpe gibi çağımıza ait bedensel aksesuarlar bu grupta daha yaygındır. Çünkü bu aksesuarlar “Diğer” kişiler tarafından gözlemlenen süslerdir. İkinci gruptaki “Plastik”çiler ise aksesuar olarak GPS, elektronik haberleşme cihazları, müzik aletleri, motorun teknolojik ekipmanları gibi elektronik aletlere odaklanır. Çünkü onlar için “Diğer” kişilerden daha çok kendi hissettikleri önemlidir. Bu arada karıştırılmaması için ikaz etmeliyim ki ilk gruptakilerin asıl isteği “İzleniyor, gözlemleniyor” olmak değil böyle olduğunu hissetmektir. Yani kişi yalnız başına bir çölde bile motora biniyor olsa davranışında değişiklik göremezsiniz.
Klasik motosikletle yol yapmanın nispeten güçlüğüne katlananların savunması “Konfor istiyorsan otomobile, sürat istiyorsan uçağa bin” olur. Kendi bakış açılarıyla haksız da sayılmazlar aslında.
O yüzden motosiklet hayatının sonunda yani yaşlanıldığında, herkesin amacı bir klasik veya dev bir turingdir. Çünkü bunun altında artık nispeten daha çok yol yapmak yerine motosiklete odaklanılması isteği yatar. Kişinin bu evrede ego olarak kendisini ön plana çıkartan bir tarz benimsemesi de yaş itibariyle görsel kabul görme sınırlarının alt limitlerinde olmasındandır. Hatta arkaya bindirilen karşı cinsten birisinin yaşça oldukça genç olmasına yönelik eleştirilerin temel nedeni de budur aslında; yani halen optimumda dikkat çekiyor olmak.
“Çaydanlık” binicileri için binilen makineyle yaşanan etkileşim için “Ruh” tabiri kullanılır. Yani makinenin bir kişiliği vardır ve onun ruhuyla kişininki bütünleşir. “Plastik”çiler için ise böyle bir tanım yoktur. Daha az kilometrede aynı motordan bulunduğunda hemen değiştirmek için başka bir mazerete gerek duyulmaz.
Klasik motorlar bu sebeplerle belli akımların ve belli toplumsal mesajların içerisinde yer almıştır. Diğer motorların varlığı ise binicisinin hissettiği kadardır.
Bu nedenle Royal Star klasiğimi arkadaşıma sattıktan aylar sonra bile grup gezilerinde gidip deposunu okşardım. Oysa eski Turing makinemi sattığımda aklıma takılan tek şey rengine uysun diye aldığım kıyafetimi şimdi ne yapacağım sorusuydu.
Egonuzu, alt benliğinizdeki duygu ve beklentilerinizi iyi tanıyın. Motora binmek sadece dengede durabilmek değildir.
Rauf Gerz
Motoron - Nisan 2008