Yağına dikkat ederim, km'sini geçirmem servisine 200 - 250 km. erken sokarım, bujisini zamanıyla değiştiririm çıkan bujiyi mutlaka incelerim, hava filtresini temizletmem yenisini takarım, motor ısınmadan hiç teker döndürmedim, boş viteste debriyaj çekili çalıştırırım, en az 30 saniye bekleyip plakalar yağlanmadan debriyajı bırakmam. Lifte kaldırıp her kışın ortasında şasisine arka maşasına pas var mı diye bakarım. Egzosumun içine bakarım, yetmez bir hafta on günde bir parmağımı sokar kurumuna bakarım.
Tipine gelince, hiç gözümde değil. Binici adama teknik gerek diye düşünürüm. 150 lira verip pasta cila yaptırmam, 1000 liraya gidip lastik alırım. Depomun üzerinde ufak bir boya atması vardır, pas yapmadığı astarı durduğu için üzerine oje sürer geçerim. Çantalardaki çizikleri külle ov derler güler geçerim
Bu arada Yolgezen'i (evet motosikletlerimin adı vardır, bundan önceki de Hışır idi mesela) çok severim, kışın soğukta üşüyormuş gibi gelir hatta bana. Ama birisi gelip çalışmasından ralentisindeki sesine, bir ufak tur yaptığında şanjımandan gelen sesine, gaz vermeden rölantiyle akarken kesintisiz çekişine saygı duymayıp orası çizik burası şöyle derse: "Sana satacak motorum yok arkadaş, teşekkür ederim." der geçerim (daha önce dört kere yaptım). Zira bir şeyi sevmek, senden sonra kime gideceğine de dikkat etmektir...