- Katılım
- 29 Ocak 2009
- Mesajlar
- 93
İzninizle iki kelime de ben edeyim şu servislerle ilgili:
Hatay'daki arkadaşımız bakıma gittiği servisin yaklaşımını eleştirdi.
Ardından o servis, hakkında yazılanlara savunma/karşı eleştiri niteliğinde cevap yazdı, olayı kendince doğrusu anlatmaya çalıştı.
Sonrası adı geçen servise gelen yorumların hemen hepsi neredeyse "boşver ya biz servislerin ne mal olduğunu biliyoruz" tadında oldu.
Kimin haklı veya haksız olduğuna kararı kim verirse versin. Bence her ikisi de hem haklı hem de haksız.
1) Tüketici satın aldığı motosikletine verdiği parayı sokaktan bulmuyor. Kimisi banka borcuyla ve/veya başka maddi varlığını satarak bu ürüne sahip oluyor. Bu nedenle motosikleti onun en değeli mal varlığı. Çünkü 2-3 bin TL aralığında satılan pek çok motosiklet varken 2-3 katı para verip kurumsal bir markayı seçiyorsa karşılığını istemek en doğal hakkı. Çünkü tüketici aynı zamanda o firmanın satış sonrası hizmetini de o motosikletle satın almış oluyor. Her yeni eşyaya (cep telefonu, bilgisayar hatta belki ayakkabı) ilk günkü hassasiyetini gittiği serviste de görmek istiyor. Bir şeyleri eksik veya yetersiz gördüğümüzde de başlıyoruz eleştiriye.
2) Gerçekçi olalım Türkiye'de 500cc altındaki motosikletler adam yerine konmuyor. Bu serviste de böyle trafikte de. Diyeceksiniz ki, Honda-Yamaha-Kawasaki gibi markalarda böyle değil ama... Siz öyle zannedin. O markayı kullanan insanların servilerden şikayetleri yok mu sanki; var... Bırakın onları, evimizde kullandığımız beyaz eşyanın hemde en değerli markalar olanların bile servislerinden şikayet etmiyor muyuz? Tüketici sorun yaşadığı zaman hemen kendisine azami ilgi ve sorunun hemen çözülmesini istiyor. Kurumsal markalar bu şikayetleri absorbe edecek pek çok mecra kullanıyorlar: Kitle iletişim araçları, sosyal medya gibi... İnternette dolaşın; Arçelik, Vestel vb. gibi markalardan pek çok şikayet göreceksiniz...
Etrafımdaki Japon markalara binen pek çok arkadaşım da servislerden şikayetçi. Ama ne hikmet ise bu ülkede Japon bir markaya binmek zaten başlı başına bir ayrıcalık olarak göründüğü için tüketici bu kusurları kendi içinde kapatıyor; Çünkü pahalı bir markaya biniyor. Onun havasını atmak yerine servisini eleştirmek anlamsız. Bu servis -tüketici anlaşmazlığı hep devam edecek. Önemli olan bizim eksik veya aksak hizmet karşısında hakkımızı aramamız ve ilgili yerlere şikayetimizi yapmamızdır.
3) Kuralkan, bence Bajaj markası ile kendine çeki düzen verecektir. Hem kurumsallığını pekiştirmek, geçmişteki olumsuz izlenimlerini azaltabilmek adına hem de piyasa şartlarında Bajaj ile önemli bir oyuncu olduğunu ispatlamak adına.
Kaldı ki, Bajaj gibi global bir markanın Türk pazarına Kuralkan ile girmesi (bence) kapalı kapılar ardında yapılan büyük pazarlıklar neticesinde olmuştur. Yıllık 4 milyon motosiklet üreten Bajaj'a Türkiye'de distribütör mü yok sanki? kuralkan'ın satış ve satış sonrası hizmet/servis ağı, servislerininin yeterlililği bunda büyük etkendir diye düşünüyorum.
Mesela TVS, bence kaliteli ve sağlam motosiklet bir motosiklet. Suzuki'nin desteği var arkasında. TVS RTR150'nin muadili Suzuki GS150R, aynı bantta üretiliyor neredeyse ama distribütörü, servis ağı ve hizmetinden kaybediyor. Ben kullandım; CBF'de YBR'de yanında TVS'nin yanında düşük kalıyor.
Çok uzadı, özetle:
Ekrem bey çırpınıyor; herkesin sorununa yardımcı olmaya çalışıyor. Bu bile Kuralkan'ın Pulsar ile kabuğunu kırmaya çalıştığını gösteriyor bence.
Örnek: Kanuni'nin sitesine girin Antalya genelinde 17 adet servis istasyonu var. Ama Pulsar için sadece 6...
Bence bu bile Pulsar'a verdikleri değeri gösterir.
Ha.. aksi çıkarsa ne olur, satarım gider. Biraz zarar ederim belki ama bir daha da Kanuni'nin yanından bile geçmem.
Şimdi kim kaybeder ben mi Kanuni mi?
Servise takılmayın derim, tadını çıkarın motosikletin. Bak yaz mevsimi geldi; gezip tozmak lazım...
Sağlıkla ve problemsizce araçlarımızı kullanmak dileğiyle.
Hatay'daki arkadaşımız bakıma gittiği servisin yaklaşımını eleştirdi.
Ardından o servis, hakkında yazılanlara savunma/karşı eleştiri niteliğinde cevap yazdı, olayı kendince doğrusu anlatmaya çalıştı.
Sonrası adı geçen servise gelen yorumların hemen hepsi neredeyse "boşver ya biz servislerin ne mal olduğunu biliyoruz" tadında oldu.
Kimin haklı veya haksız olduğuna kararı kim verirse versin. Bence her ikisi de hem haklı hem de haksız.
1) Tüketici satın aldığı motosikletine verdiği parayı sokaktan bulmuyor. Kimisi banka borcuyla ve/veya başka maddi varlığını satarak bu ürüne sahip oluyor. Bu nedenle motosikleti onun en değeli mal varlığı. Çünkü 2-3 bin TL aralığında satılan pek çok motosiklet varken 2-3 katı para verip kurumsal bir markayı seçiyorsa karşılığını istemek en doğal hakkı. Çünkü tüketici aynı zamanda o firmanın satış sonrası hizmetini de o motosikletle satın almış oluyor. Her yeni eşyaya (cep telefonu, bilgisayar hatta belki ayakkabı) ilk günkü hassasiyetini gittiği serviste de görmek istiyor. Bir şeyleri eksik veya yetersiz gördüğümüzde de başlıyoruz eleştiriye.
2) Gerçekçi olalım Türkiye'de 500cc altındaki motosikletler adam yerine konmuyor. Bu serviste de böyle trafikte de. Diyeceksiniz ki, Honda-Yamaha-Kawasaki gibi markalarda böyle değil ama... Siz öyle zannedin. O markayı kullanan insanların servilerden şikayetleri yok mu sanki; var... Bırakın onları, evimizde kullandığımız beyaz eşyanın hemde en değerli markalar olanların bile servislerinden şikayet etmiyor muyuz? Tüketici sorun yaşadığı zaman hemen kendisine azami ilgi ve sorunun hemen çözülmesini istiyor. Kurumsal markalar bu şikayetleri absorbe edecek pek çok mecra kullanıyorlar: Kitle iletişim araçları, sosyal medya gibi... İnternette dolaşın; Arçelik, Vestel vb. gibi markalardan pek çok şikayet göreceksiniz...
Etrafımdaki Japon markalara binen pek çok arkadaşım da servislerden şikayetçi. Ama ne hikmet ise bu ülkede Japon bir markaya binmek zaten başlı başına bir ayrıcalık olarak göründüğü için tüketici bu kusurları kendi içinde kapatıyor; Çünkü pahalı bir markaya biniyor. Onun havasını atmak yerine servisini eleştirmek anlamsız. Bu servis -tüketici anlaşmazlığı hep devam edecek. Önemli olan bizim eksik veya aksak hizmet karşısında hakkımızı aramamız ve ilgili yerlere şikayetimizi yapmamızdır.
3) Kuralkan, bence Bajaj markası ile kendine çeki düzen verecektir. Hem kurumsallığını pekiştirmek, geçmişteki olumsuz izlenimlerini azaltabilmek adına hem de piyasa şartlarında Bajaj ile önemli bir oyuncu olduğunu ispatlamak adına.
Kaldı ki, Bajaj gibi global bir markanın Türk pazarına Kuralkan ile girmesi (bence) kapalı kapılar ardında yapılan büyük pazarlıklar neticesinde olmuştur. Yıllık 4 milyon motosiklet üreten Bajaj'a Türkiye'de distribütör mü yok sanki? kuralkan'ın satış ve satış sonrası hizmet/servis ağı, servislerininin yeterlililği bunda büyük etkendir diye düşünüyorum.
Mesela TVS, bence kaliteli ve sağlam motosiklet bir motosiklet. Suzuki'nin desteği var arkasında. TVS RTR150'nin muadili Suzuki GS150R, aynı bantta üretiliyor neredeyse ama distribütörü, servis ağı ve hizmetinden kaybediyor. Ben kullandım; CBF'de YBR'de yanında TVS'nin yanında düşük kalıyor.
Çok uzadı, özetle:
Ekrem bey çırpınıyor; herkesin sorununa yardımcı olmaya çalışıyor. Bu bile Kuralkan'ın Pulsar ile kabuğunu kırmaya çalıştığını gösteriyor bence.
Örnek: Kanuni'nin sitesine girin Antalya genelinde 17 adet servis istasyonu var. Ama Pulsar için sadece 6...
Bence bu bile Pulsar'a verdikleri değeri gösterir.
Ha.. aksi çıkarsa ne olur, satarım gider. Biraz zarar ederim belki ama bir daha da Kanuni'nin yanından bile geçmem.
Şimdi kim kaybeder ben mi Kanuni mi?
Servise takılmayın derim, tadını çıkarın motosikletin. Bak yaz mevsimi geldi; gezip tozmak lazım...
Sağlıkla ve problemsizce araçlarımızı kullanmak dileğiyle.