- Katılım
- 31 Eki 2005
- Mesajlar
- 1,618
- Konu Yazar
- #1
Merhabalar motor dostları,
Bu hafta berbat bir haftaydı benim için. Geçen haftalarda İsmail'in, Ertekin'in, dün Gökhan'ın kazalarından sonra, buna bir de her hafta acilde gördüğüm irili ufaklı motor kazazedelerini eklerseniz iyice tırsmaya ve endişelenmeye başladım. 3 gün önce bir arkadaşımızın kaza haberiyle irkildim. Neyse ki hastanede ziyaret edip durumu tam olarak değerlendirdiğimde ciddi birşeyi olmadığını anlayıp rahatladık. Bu arkadaşımızın kaskı takılı ve bağlı olmasına rağmen kask arkadan başka bir motorun çarpmasıyla kafasından fırlamış ve bulanlar kaskın hala bağlı olduğunu görmüşler. Kırmızıda beklerken arkadan çarpan ikinci motorcu ise söylediklerine göre ölmüş. Onu ziyaretten dönüp evin kilidine anahtarı sokarken telefon çaldı ve acill servise çağırıldım. 16 yaşında bir çocuk, arkadaşlarıyla biriktirdikleri paraları birleştirip ailelerinden habersiz bir scooter almışlar. Sırayla kaçak kaçak biniyorlarmış. Kasksız olduğunu farkeden polisler dur filan deyince gazlamış ve kaçınılmaz son, duvara patlamış. Fotoğraflarını aldım, ama insan başı olduğunu anlamak zor, onun için etik ve deontolojik kurallar gereği bunu sizlerle paylaşmıyorum. Beyin ölümü dün gerçekleştikten sonra organ bağışı için ailesi ile görüştüm, ancak izin vermediler. Bu çocuk iki gün makinalara bağlı olarak yaşadıktan sonra bu sabah vefat etti. Bu arada, bugüne dek birçok motosiklet kazası kurbanın organlarının bağışlanması olaylarında yer aldım, hastanemizin organ bağışı koordinatörüyüm. O gece hastaneden döndükten sonra motorumu her zamanki yerine parkederken taflan çalılarının üstüne düşürdüm (yasladım demek daha doğru olur), yüzeysel belli belirsiz çizikler dışında bir hasar oluşmadı. O anda aklımdan geçenler ise şöyleydi: "Oğlum sen daha motoru parkederken düşürüyorsun, kayıp düşüp patlarsan oğluna karına kimler bakacak? Organ donörü mü olmak istiyorsun? Senin neyine motor sürmek. Bu berbat, parlak, kaygan, çukurlarla dolu yollarda, trafik kurallarının işlemediği, trafikte bir sürü hanzonun, kıçını temizlemekten aciz cahilin olduğu ülkede???"
r:
O gece kararımı verdim. Artık hevesimi aldım, yeter, bir noktada başımıza birşeyler gelmeden bu aşkı tadında bırakmak en doğru karardı. Eşime konuyu açtığımda (o da bir hekim) bunu bana defalarca anlatmak istediğini ama sevgimi gördükçe bir türlü açılamadığını anladım. Dün gece forumumuza az kalsın son bir elveda mesajı yazacaktım, ama dur bakalım gün doğmadan neler doğar dedim ve sustum. Aklıma gelen ilk fikir dört tekerlekli bir kafes almak oldu. Şöyle ucuz bir şey. Mesela Suzuki Jimny (Suzy'den hala vazgeçemiyorum..), veya Mercedes Smart... Bunlar hakkında yazılanları okudum, çevremdekilere danıştım, aldığım cevap "saçmalama!" oldu. Zaten ben de çok aşıktım kafese girmeye... Neyse sonra yeni, normal görünüşlü, en azından halkımızın normal olarak nitelendirebileceği yeni modellere baktım galerilerde filan. Adamlar 30 milyardan tokalaşıyorlar... Aklımda hep "30 milyara 4 tane maxi scooter alınır", "üstüne 2 daha koy GSXR1000 al", "bundan 5 milyar ucuza R6 alırım" filan gibi uçuşmalar olduysa da yanımdakilere çaktırmadım. Tabii drankkadanak 30 kaat çıkarma ihtimali de olmadığı için elden düşmelere baktım.. Aman Allahım, ne kasvet, ne dehşet, ne bulantılı bir gün oldu bugün... Zaten kafes nefreti var ya, bir de sağı solu çizik çarpık, koltuğu oturmaktan ve üstünde o.urulmaktan cılkı çıkmış arabalara bakıp durdum. Kendimi biraz önce eve zor attım. Dehşet ve panik içindeyim. Çözümsüz bir sorunum vardı. Karım illa motorunu sat, onunla elden düşme birşey al diyor. Anamlar oğlum daha doymadın mı diyor, oğlum babacım seni çok seviyoruz diyor... Ne yapmalı, ne yapmalı diye düşünürken şimşek çaktı...
Bisikletime geri dönmek. Tatatata TAA..! Zaten motosiklet virüsünü kapmadan önce 3-4 sene bisikletle işe gidiyordum. Hergün 30-40 km yol yapıyordum. Sigarayı çok daha az içiyordum, göbeğimde şimdiki kadar değildi. Mutluydum. Yağmur çamur demez belediye otobüslerine kafa tuta tuta giderdim. Zaten hala haftasonları ve hafta içi arasıra binmeye devam ediyorum ama motosiklet döneminden önceki km'lere ulaşması imkansız. Bu arada bisiklet odometremin 24000 km cıvarında olduğunu gururla belirtmek isterim. Pazartesiden itibaren:
SONUÇ:
-- Suzy'mi satmak zorunda değilim, canım istediğinde zevk için binerim.
-- Yeni bir araba almak için tonla para dökmeyeceğim. Daha önemlisi kafese tıkılmayacağım.
-- Benzin parası vermekten tama yakın kurtuldum.
-- Kalp sağlığı ve göbek üzerine olumlu etkileri karımı susturdu.
-- Hala sorduklarında gururla benim arabam yok diyebileceğim.
-- Motorla patlama riskimi olabildiğince düşürdüm.
-- www.motosiklet.net hala giriş sayfam olarak kalabilecek. :cat:
Bunları yazmak beni son derece rahatlattı. Sizlere okutmaktan zevk almadığım satırlardı. Okuduğunuz için teşekkürler. Hepinizi çok seviyorum :rendeer:
www.imageshack.us


Bu hafta berbat bir haftaydı benim için. Geçen haftalarda İsmail'in, Ertekin'in, dün Gökhan'ın kazalarından sonra, buna bir de her hafta acilde gördüğüm irili ufaklı motor kazazedelerini eklerseniz iyice tırsmaya ve endişelenmeye başladım. 3 gün önce bir arkadaşımızın kaza haberiyle irkildim. Neyse ki hastanede ziyaret edip durumu tam olarak değerlendirdiğimde ciddi birşeyi olmadığını anlayıp rahatladık. Bu arkadaşımızın kaskı takılı ve bağlı olmasına rağmen kask arkadan başka bir motorun çarpmasıyla kafasından fırlamış ve bulanlar kaskın hala bağlı olduğunu görmüşler. Kırmızıda beklerken arkadan çarpan ikinci motorcu ise söylediklerine göre ölmüş. Onu ziyaretten dönüp evin kilidine anahtarı sokarken telefon çaldı ve acill servise çağırıldım. 16 yaşında bir çocuk, arkadaşlarıyla biriktirdikleri paraları birleştirip ailelerinden habersiz bir scooter almışlar. Sırayla kaçak kaçak biniyorlarmış. Kasksız olduğunu farkeden polisler dur filan deyince gazlamış ve kaçınılmaz son, duvara patlamış. Fotoğraflarını aldım, ama insan başı olduğunu anlamak zor, onun için etik ve deontolojik kurallar gereği bunu sizlerle paylaşmıyorum. Beyin ölümü dün gerçekleştikten sonra organ bağışı için ailesi ile görüştüm, ancak izin vermediler. Bu çocuk iki gün makinalara bağlı olarak yaşadıktan sonra bu sabah vefat etti. Bu arada, bugüne dek birçok motosiklet kazası kurbanın organlarının bağışlanması olaylarında yer aldım, hastanemizin organ bağışı koordinatörüyüm. O gece hastaneden döndükten sonra motorumu her zamanki yerine parkederken taflan çalılarının üstüne düşürdüm (yasladım demek daha doğru olur), yüzeysel belli belirsiz çizikler dışında bir hasar oluşmadı. O anda aklımdan geçenler ise şöyleydi: "Oğlum sen daha motoru parkederken düşürüyorsun, kayıp düşüp patlarsan oğluna karına kimler bakacak? Organ donörü mü olmak istiyorsun? Senin neyine motor sürmek. Bu berbat, parlak, kaygan, çukurlarla dolu yollarda, trafik kurallarının işlemediği, trafikte bir sürü hanzonun, kıçını temizlemekten aciz cahilin olduğu ülkede???"
O gece kararımı verdim. Artık hevesimi aldım, yeter, bir noktada başımıza birşeyler gelmeden bu aşkı tadında bırakmak en doğru karardı. Eşime konuyu açtığımda (o da bir hekim) bunu bana defalarca anlatmak istediğini ama sevgimi gördükçe bir türlü açılamadığını anladım. Dün gece forumumuza az kalsın son bir elveda mesajı yazacaktım, ama dur bakalım gün doğmadan neler doğar dedim ve sustum. Aklıma gelen ilk fikir dört tekerlekli bir kafes almak oldu. Şöyle ucuz bir şey. Mesela Suzuki Jimny (Suzy'den hala vazgeçemiyorum..), veya Mercedes Smart... Bunlar hakkında yazılanları okudum, çevremdekilere danıştım, aldığım cevap "saçmalama!" oldu. Zaten ben de çok aşıktım kafese girmeye... Neyse sonra yeni, normal görünüşlü, en azından halkımızın normal olarak nitelendirebileceği yeni modellere baktım galerilerde filan. Adamlar 30 milyardan tokalaşıyorlar... Aklımda hep "30 milyara 4 tane maxi scooter alınır", "üstüne 2 daha koy GSXR1000 al", "bundan 5 milyar ucuza R6 alırım" filan gibi uçuşmalar olduysa da yanımdakilere çaktırmadım. Tabii drankkadanak 30 kaat çıkarma ihtimali de olmadığı için elden düşmelere baktım.. Aman Allahım, ne kasvet, ne dehşet, ne bulantılı bir gün oldu bugün... Zaten kafes nefreti var ya, bir de sağı solu çizik çarpık, koltuğu oturmaktan ve üstünde o.urulmaktan cılkı çıkmış arabalara bakıp durdum. Kendimi biraz önce eve zor attım. Dehşet ve panik içindeyim. Çözümsüz bir sorunum vardı. Karım illa motorunu sat, onunla elden düşme birşey al diyor. Anamlar oğlum daha doymadın mı diyor, oğlum babacım seni çok seviyoruz diyor... Ne yapmalı, ne yapmalı diye düşünürken şimşek çaktı...
Bisikletime geri dönmek. Tatatata TAA..! Zaten motosiklet virüsünü kapmadan önce 3-4 sene bisikletle işe gidiyordum. Hergün 30-40 km yol yapıyordum. Sigarayı çok daha az içiyordum, göbeğimde şimdiki kadar değildi. Mutluydum. Yağmur çamur demez belediye otobüslerine kafa tuta tuta giderdim. Zaten hala haftasonları ve hafta içi arasıra binmeye devam ediyorum ama motosiklet döneminden önceki km'lere ulaşması imkansız. Bu arada bisiklet odometremin 24000 km cıvarında olduğunu gururla belirtmek isterim. Pazartesiden itibaren:
SONUÇ:
-- Suzy'mi satmak zorunda değilim, canım istediğinde zevk için binerim.
-- Yeni bir araba almak için tonla para dökmeyeceğim. Daha önemlisi kafese tıkılmayacağım.
-- Benzin parası vermekten tama yakın kurtuldum.
-- Kalp sağlığı ve göbek üzerine olumlu etkileri karımı susturdu.
-- Hala sorduklarında gururla benim arabam yok diyebileceğim.
-- Motorla patlama riskimi olabildiğince düşürdüm.
-- www.motosiklet.net hala giriş sayfam olarak kalabilecek. :cat:
Bunları yazmak beni son derece rahatlattı. Sizlere okutmaktan zevk almadığım satırlardı. Okuduğunuz için teşekkürler. Hepinizi çok seviyorum :rendeer:
www.imageshack.us


Son düzenleme: