200 gene çok yüksek bir hız değil. Şehir içi trafikde bile rahat rahat yapılıyo 200 civarı hız. 120 ile giderken nasıl yavaşlıyosan 150cc motorda aynı şekilde yavaşlıyosun. Elden geldikçe arka fren kullanılmalı ama zaten arka fren çok yeteriz olduğundan ön fren de tatlı tatlı basılmalı.
Ama 300 civarı giderken zaten ani fren yapmanı gerektirecek bir yolda olmamalısın. Fren yapmaktansa gazı kesip manevra yapmak çok daha mantıklı çoğu senaryoda. Tabi ön teker de arka teker de aynı anda kaya kaya durduğum zamanlar da oldu. Sınırı hissedip hep kaymanın bir çizgi altında kalman gerekiyo iki frende de.
Motora yatınca 200 ile 300 arasındaki farkı çok hissedemiyosun açıkçası, sadece herşey çok daha hızlı gelişiyo, artık bi yerden sonra önündeki asfaltı analiz edemez hale geliyosun ve kesinlikle kilometre saatine bile bakamıyosun 270den sonra. Artık durma gibi bir şansın yok, zaten motorla bütünleşmişsin asfalt yanından akıp gidiyo. Sadece 130la giden arabaların arasından nasıl geçeceğinin planını kuruyo beyin sürekli.
Kulakiçi kulaklıkların da takılı, sadece müziğin ritmi ve dışarıdan gelen rüzgarın uğultusu kalıyo. Altında uğuldayan 180 beygirin 10 bin devirdeki sesini senin dışında herkes korkulu gözlerle takip ediyo. Aradan geçerken arabanın tamponunun hava akımını bile hissedebiliyosun artık bu konsantrasyon seviyesinde.
Motordan indiğin zaman da sanki artık farklı bir zaman periyodundası. Senin geçtiğin yüzlerce araba sana saatler gibi geldi halbuki 25 dakikada 100 kilometre yok gitmişsin. Uyumadan normal hayata ayak uyduramazsın. Zaten bütün eklemlerin de kilitlenmiştir heyecandan kendini kasmakdan.