- Katılım
- 8 Tem 2004
- Mesajlar
- 7,735
- Konu Yazar
- #1
Eveeet Geldik Yunanistan gezi yazımın son bölümüne. İlk dört bölüm boyunca özellikle Yunanistanın Ege ve İyon Denizi kıyılarını anlattım sizlere. Son 2 günümde artık daha içerilere girmeye başlamıştım. Lefkadadan sonraki durağım esasen Igoumenitsa ya da Corfu olacaktı, fakat bu iki şehir daha sonraki İtalya seyahatim sırasında da geçiş noktam olacağından rotamı bir gün kısaltarak Selanike doğru sürmeye başladım. Bir gün sonra olan Selanikteki rezervasyonumu bir gün öne çekme düşüncesi ile düştüm yola.
Preveze üzerinden geçerek Parga yoluna düştüm (Preveze Deniz Zaferi ve Pargalı İbrahimi çağrıştırmıştır eminim sizlere de
Selanik daha önce gördüğüm bir şehir olduğundan çok fazla gezmeyi planlamıyordum ancak yine de otele vardığımda kendimi bir an önce dışarı atmak istedim. Özellikle Aristotales Meydanında oturup bir bira içmeyi sabırsızlıkla bekliyordum.
Selanikte kaldığım Telioni Otel (Telioni o bölgenin adı), tarihi ve turistik yerlere eğer yürümeyi seviyorsanız yürüme mesafesinde diyebiliriz. Otelin hemen arkasında Paşa Hamamı (Finix Bath) ve Dodeka Apostoloi Klisesi var. İlk fotoğrafladıklarım bu iki tarihi yer oldu. Ardından birçok klise, anıt, heykel ve tarihi yer gezdim (Roma Forumu, hamamlar vs).
Meraklısı için
Aziz Dimitros Klisesi (Hagios Demetrios) Selanikin merkezinde ve Yunan halkı için çok değerli bir klise (Aynı zamanda Atatürkün evi ile aynı caddenin başındadır).
Selanik aristokrasisinden Dimitrios bilinen bir Roma vatandaşı ve Roma ordu subayıydı. Hristiyanlığı kabul etti ve dini faaliyetlerde bulundu. M.S.303 yılında Hristiyanlık için yürüttüğü faaliyetlerden dolayı tutuklandı ve bir halk hamamının alt katına hapsedildi ve orada boynu vuruldu. Sonrasında, Hristiyanlar onu öldürüldüğü yere gömdüler.
eleneklere göre öldürüldüğü yere 4. yüzyılda küçük bir tapınak yapıldı. Bu küçük tapınağın yerine 413 yılında İllirikos lideri Leontiosun emriyle güzel bir bazilika yapıldı. Bu kilise 7.yüzyılda bir yangında yok oldu fakat kısa sürede yerine yenisi yapıldı. Daha sonraki yıllarda kilise zararlar gördü, işgallere uğradı, hasarlar gördü ve Osmanlı egemenliğinde camiye dönüştürüldü ve Müslümanların hizmetine sunuldu ve cami olarak kullanıldı.
1917 yılında bu tarihi kilise Selanikin büyük kısmını yok eden yangında tamamıyla yandı. Yanmış olan bina daha sonraki yıllarda onarıldı ve 1949 yılında tekrar hristiyanların ibadetine açıldı ve o günden itibaren kilise olarak kullanılmaktadır. 1988 yılında UNESCO dünya kültür mirası olarak ilan edildi.
Aziz Dimitrios kilisesi çok büyük ve yüksektir (43.58m boy, 33m en). Beş kubbeli ahşap tavanlı bazilikadır. Doğu kısmında ayrı bir kubbe oluşturulmuştur. Bu son kubbenin altında günümüzde müze olarak kullanılan, bodrum katındaki ibadet alanı bulunur. Bu kilise simmetrisi, çok çeşitliliği,gösterişi ve kudretiyle ünlüdür. Akıllıca ayarlanmış orantılar, boyunun belirginleştirmesi, sütunları, bazı özelliklerinin daha belirgin yapılması, pencereleri, ışıklandırması, harem odalarındaki mermer süsler bu binanın bazı morfolojik özellikleridir. 1917 yılındaki yangında yok olmayan mozaik süslemeler ve duvar resimleri 5. yüzyıl ve 15. yüzyıl arasında adı bilinmeyen zengin kişiler tarafından yapılmış bağışlardır, bizans resim sanatının eşsiz örneklerinden olup ve görülmeye değer bir kilisedir.
Aziz Dimitros hakkında daha fazla bilgi almak için Googlea Aziz Dimitros ya da Aya Dimitri yazabilirsiniz. (Hakkında çok farklı hikayeler var.)
Selanikte dikkatimi çeken bir başka şey de ellerinde minicik aletlerle metro inşaatında çalışan insanlar. Bu insanlar şehrin altında yatan tarihe zarar vermemek için metro inşaatını ince eleyip sık dokuyarak tamamlıyorlarmış. Onları görür görmez aklıma bizdeki Marmaray inşaatı sırasında üç beş çanak çömlek şeklinde bahsedilen tarihi eserler geldi.
Akşam olmak üzereyken Aristotales Meydanına varmış ve güzel bir restoranda karnımı doyururken biramı yudumluyordum. Tekrar otele döndüm, fotoğrafta göreceğiniz yerel bir bira eşliğinde gezi yazımın ilk bölümü için notlar yazmaya başladım
Meraklısı için
IPA (Indian Pale Ale) ortaya çıkışı tamamen rastlantısal olan bira türü. 18. yy sonlarında Britanyalı bira üreticileri Hindistandaki İngiliz kolonilerine ihraç ettikleri güçlü ale biralarının fıçılarına aylar süren bu yolculuk esnasında koruyucu olması ve birayı taze tutması için çok miktarda şerbetçiotu eklemişlerdir. bu yolculuk sonunda biralar yoğun bir şerbetçiotu aroması ve lezzetine kavuşmuştur ve indian pale ale (ipa) buradan çıkmıştır. şerbetçiounun acılığının en fazla hissedildiği biradır.
Selanikten Sereze doğru ilerleyen yol yine çok keyifliydi. Aslında gördüğüm kadarıyla Yunanistanın kuzeyindeki yollar, dağ ve ormanlar arasından geçmekte ve manzarası çok güzel. Yol kenarında bir restoranda durdum. Biraz kahve ve kuruvasan ile kahvaltımı yaptım. O sıra hemen arkamdan bir ses geldi arkadasss, arkadass İki üç kelime Türkçe bilen bir amca bana Almanca biliyor musun diye sordu. Sonra o Yunanca ve Almanca, ben Türkçe ve İngilizce bilerek sohbete daldık
Serez
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir
Nazımın bu dizileri dizdiği İslam Dünyasının önemli isimlerinden Şeyh Bedrettinin asıldığı yer olan Serezi ve Serez Esnaf Çarşısını görmeyi çok istiyordum. Şeyh Bedrettin, 15. yüzyılda çağdaş sosyalizmin uygulamalarını çağrıştıran sözleri ve uygulamalarıyla bir kısım tarihçiler tarafından dünyanın ilk sosyalistlerinden sayılmaktadır.
Serez, Yunanistanın ünlü Serez Yarış Pistinin de olduğu küçük ve pek de turistik olmayan bir şehir, dolayısıyla İngilizce bilen sayısı maalesef çok az. Serez Esnaf Çarşısı hakkında bildiğim tek şey bugün arkeoloji müzesi olarak kullanılıyor olmasıydı. Bu şekilde sorarak çok rahat bulacağımı umduğum yer için maalesef bilen birini bulmam çok zor oldu. Hiç kimse arkeoloji müzesinin yerini bilmiyordu.
Aramaktan çok yorulmuş ve acıkmıştım. Tam o arada bir şeyler atıştırmak için durduğum pastanenin, birlikte oturan 3 müşterisine tekrar sordum (Pastaneci de İngilizce bilmiyordu
Daha önce okuduğum kadarıyla müzede fotoğraf çekmek yasaktı, bu nedenle fotoğraf makinemi motosiklette bıraktım ancak aksiyon kameram yanımdaydı
Drama
Sıradaki adresim Drama idi. Meşhur Drama Köprüsü türkümüzde bahsedilen köprüyü bulmak için düştüm yola. Aslında köprü sandığımız bu eser bir su bendiymiş. Onun da hikayesine yine gezi videomda yer verdim. Buradan anlatıp da merakınızı kaçırmak istemem
Tam köprüyü (su bendini) incelerken yanıma Yamaha Tenere 600 ile Yunan bir motorcu geldi. Köprünün yanında uzunca bir sohbete koyulduk. Bir arkadaşının ağaç kesmesine yardım etmek için arazi yollarından onun köyüne gidiyormuş. Fotoğraf çektik ve o önde ben arkada Türkiyeye giden otobana doğru gitmeye başladık. Yolun bir kısmında durarak, vaktim varsa bir yerlerde kahve içmeyi önerdi. Kabul ettim ve çok güzel bir nehir kıyısında bir cafeye gittik. Neredeyse 1,5 saat de orada konuştuk
Tarihten, motosikletlere kadar çeşitli konularda sohbet ettik. Şimdilerde mail ile halimizi hatrımızı soruyoruz. Yunanistanın son gününde Yunan bir arkadaş edinmiştim.
Meraklısı için
Türküde adı geçen Debreli Hasan, Dramada doğup büyümüş halk kahramanı bir eşkıyadır. Yoğun olarak Drama, Kavala, Sarışaban, İskeçe bölgelerinde yaşamış ve eşkıyalık yapmıştır. Dönem dönem Serez ve Gümülcinede de görüldüğü olmuştur. Yaşadığı dönemine göre iyi sayılabilecek bir eğitim almış olmakla birlikte eğitim hayatını tamamlayamadan dağa çıkmak zorunda kalmıştır.
Debreli Hasan, amcası olduğu tahmin edilen kişiye, vergi memurlarının haksızlık yapmasına isyan etmesi ve yakın arkadaşı Karakediyle birlikte vergi memurlarına pusu kurup haksızlıkla aldıkları vergileri geri almasıyla başlayan eşkıyalık hayatı, kimilerine göre 20, kimilerine göre ise 30 yıla kadar süren bir zaman dilimini kaplar.
Debrelinin etkin olduğu yılların 1900lü yılların başlarından mübadeleye kadar geçen zamanda olduğu tahmin edilmektedir. Çakırcalı Mehmet Efe ile aynı dönemde etkin olduklarına dair rivayetler vardır. Bunları en meşhuru da Yahudi bir tüccarın Selanikten İzmire değerli ürünler götürmek için yola çıktığında tüccara, Balkanların eşkıyası Debreliden geçsen bile Ege dağlarının eşkıyası Çakırcalısından geçemezsin derler ve nitekim de öyle olur.
Debreli hakkında yeterli yazılı kaynaklar olmamasına rağmen günümüze kadar gündemde kalmasının sebebi ise kendisi için söylenmiş olan Drama Köprüsü türküsüdür. Drama Köprüsü ile ilgili iki rivayet bulunmaktadır. İlki ve yaygın olanı, Debreli Hasanın o dönemde yaşayan ve halkı ezen, haksızlıklar yapan zengin beylerden ve tüccarlardan çaldığı (gasp ettiği) parayla yaptırdığıyla ilgili söylenen rivayettir. İkincisi ve daha mantıklı olanı ise eski yıkılmış köprüyü tamir ettirdiği yönünde olanıdır.Bir diğer hikaye ise Debreli Hasanın sevdiği kızın başkasına verilmesidir ve bu hikaye Debreli Hasanın vurulması sonucu ile biter.
Debrelinin yaşadığı bölgede bre bağlacı çok yaygın kullanılmaktaydı ve günümüzde dahi İskeçenin ova bölgesinde bre çok sık olarak kullanılmaktadır. Hadi de bre, yine de bre, sen de bre, sende de bre gibi kullanımlar hala yaygındır. Debreli lakabı, bu bağlaçların birleştirilmesinden ortaya çıkmıştır. De bre Hasan zamanla Debreli Hasana dönmüştür.
Theofilostan ayrıldıktan sonra otobana kadar ara yollardan keyifli keyifli sürdüm. Sonrası sıkıcı otoban üzerinden Türkiye toprakları
Yaklaşık 2700 kmlik yol sonunda toplam yakıt harcamam: 102,76 Euro + 123,80 TL oldu.
Bir hayalimi daha gerçekleştirmenin sevinci ile Türkiyeye döndüm. Sınırı geçer geçmez emniyet şeridinden makas atanlar, üzerime kıranlar, otomobil camından dışarı çöp savuranlar Merhaba Türkiye