Ben de yıllardır bu görüşü savundum ama 2 sene önce Edirne'de kaza yaptığımda korumalı motosiklet kotu giyiyordum ve dizime darbeyi önden değil de yandan yedim. 3 Hafta sol bacağım çalışmadı. Dizlerimde en tırto mafsallı dizlik olsaydı ben o kazada dizimi korurdum.
Çok geçmiş olsun Tommycim.
Yıllardan beridir tüm şehirdışı turlarımda YDS Diablo veya diğer uzun botlarımın içine kadar uzanan Leatt Dual Axis çift mafsallı dizlik takarım pantalonumun altına.
Şunlardan:
https://enduromarket.com/leatt-dual-axis-siyah-dizlik-7368
15 yıla yaklaşan motorculuk hayatımda hepi topu 1 defa motordan düşmüşlüğüm var. 31 Temmuz 2024 tarihinde Kayseri Pınarbaşı - Sivas Kangal arasında köy yollarında giderken.
İşte bahsettiğim köy yolu da bu:
Kuşkayası mevkii civarlarında 2 saniyeliğine bakışımı kaçırdım ve orada yol sola dönüyormuş meğer.
Ben düz devam ettim.

Olaya tekrar dahil olduğumda yol bitmişti ve önümde, otların arasında da yaklaşık 1 metre derinliğinde bir hendek vardı. Böyle kanal falan yapacaklarmış gibi oraya yol boyunca hendek kazılmıştı.
Motordan havalanmışım ve de o hendeğin 45 derece açılı yan duvarına (=duvar değil tabii, birkaç gün önce yağmış olan yağmurdan dolayı çok yumuşamış olan toprağa) dizlerimin ve ellerimin üstüne düştüm.
Gerçekten Allahın sevgili kuluymuşum ki neredeyse hiç trafik olmayan bir yolda yoldan çıkıp olabilecek en yumuşak zemine yumuşak iniş yaptım.
Ama yine de külçe gibi düştüm ve o dizliklerim ve önceki molada yazlıkları çıkarıp giydiğim kışlık Difi eldivenlerim sayesinde dizimde ve ellerimde hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Galiba düşerken motorun aynasına çarptığım için aynanın camı kırılırken kaburgam da hafif ezildi diye onun sızısını çektim birkaç hafta.
Güzelim Rally'min GP tur camı da kırıldı her zamanki gibi.
Koruma demirleri de o yumuşak zemine denk geldiği için biraz çizildi sadece.
Tüm bunlar da arkamdan beni takip etmekte olan arkadaşım Enes'in gözleri önünde oldu.
Güzel havalanmışım motordan.
Sonrasında kalktım ve Enes'in de desteğiyle motoru o hendekten çıkarttık hafif gaz vererek ve de tam tura devam edecekken Enes'in motosikletin plakasının olmadığını gördüm.
Ankaraya 7-8 saat mesafadeyiz ve de motorun birisinin plakası yok.
Geldiğimiz yoldan gerisin geriye sürdük ve geçtiğimizi düşündüğümüz 2 ayrı yolu düşük hızda tarayarak yaklaşık 1 saat sonra Enes'in motorun plakasını bulduk.
(O gün bu gündür tüm motosikletlerimin plakalığını yanlardan cırt ile sabitlerim.)
Eğer ben orada düşmeseydim planımız sürebildiğimiz yere kadar gitmekti ve gönlümden Kemaliye veya İliç geçiyordu.
Ve plakasız olduğumuzu orada görecektik ve plakamızı gerisin geriye 200 km civarı sürerek bulma şansımız da olmayacağı için sonrasında da ilk trafik kontrolünde motoru bağlayacaklardı muhtemelen.
Ve turumuz yarım kalacağı gibi bir sürü gereksiz işle uğraşmak durumunda kalacaktık.
Plakayı bulduktan sonra düşme neticesinde vakit kaybı olduğu için Sivas Divriği'ye kadar sürebildik ve orada konakladık.
Tabii müthiş düştü modum.
Ki sabahtan beri Enes'in aldığı birkaç keyifsiz haber ve yapmak durumunda olduğu nahoş telefon görüşmeleri yüzünden bolca duraklamıştık ve Onun olduğu kadar benim de keyfim kaçmıştı açıkçası.
Ve sonunda da bir yerde patladı o keyifsizlik ve motordan uçtum.

Divriğiden sonra ertesi gün de Karanlık Kanyona uğramadan Bayburt üstünden ve müthiş sisli ve soğuk bir havada, vizörlerimizin dışı ve içi ve benim de ekstradan gözlüklerim su buharından damla damla olduğundan ve ayrıca sisin de etkisiyle hiçbir şey göremeden, çamurun içinde kaya kaya indik D915 Derebaşı virajlarından ve Çaykara-Of üstünden Trabzona vardık ve konaklayacağımız Akçaabata geçtik.
Ertesi sabah Akçaabattan çıktık ve Maçka üstünden, yenisinden değil eski Maçka Tünelinden Ziganaları geçerek Gümüşhaneye ve oradan da Şebinkarahisara geldik ve orada Enes'in aldığı bir telefonla Ankaraya dönmesi lazım geldiğinden ben de artık kendisini yalnız bırakmadım ve de CB250R ve CRF250 Rally ile toplamda 910 kilometrelik bir yolculuktan sonra Tokat-Zile-Sungurlu üstünden Ankaraya döndük.
2 gece konaklamalı, plaka düşürmeli, uçmalı-düşmeli, 2140 km ve 3 günlük bir tur nasıl yapılırmış onu da görmüş olduk.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da çok daha sıkıntılı bir süreç olabilirmiş eğer düzgün ekipman giymemiş olsaydım.
Bunca yıldır şunu gözlemledim şu turlarımda: Motora sanki birazdan düşecekmişsin gibi ful ekipman bin ve o düşmenin gerçekleşmesini önlemek için de usturuplu sür.
Almış ama o turda bir sebepten giymemiş olduğun dizliğin, uzun botun vb. sana hiç bir faydası olmuyor eğer düşersen.
O yüzden her zaman tam koruma.
Evde birkaç tane body armour var.
Montların içine giysem olası bir düşme anında hem omurilik, hem göğüs kafesi ve hem de kol ve bilekler için standart mont korumalarına göre daha da iyi koruma sağlayacağı kesin.
Tıpkı pantalonların diz koruması yerine içten taktığım uzun Leatt dizlik gibi.
Neyse, bu da böyle bir anımdı işte.
Konu sahibine de Leatt dual axis dizlik öneririm bu vesileyle.