- Katılım
- 5 Mar 2009
- Mesajlar
- 229
- Konu Yazar
- #1
Merhaba arkadaşlar,
Bugün aslında sadece darıyı havalandırmaya aşağı inmiştim ki gözüme seledeki pati izleri yansıdı.
Kediler kadar özgür olamadık diye hayıflandım. İş çıkışı neden sürmeyeyim ki dedim ve atladım motora,
Aralık ayında olmamıza rağmen Antalya'da hala "yazdan bir gün"
Yaklaşık 50 km gittikten sonra şöyle bir kumda oynayayım dedim serde enduroculuk varya..
Yıkılası Hero nasıl da V-Strom'a benziyor.
Sağımda Akdeniz'in eşsiz maviliği , solumda Torosların muhteşem manzarası eşliğinde yoluma devam ediyorum.
Biraz daha ilerledikten sonra "Alarahan 9" tabelasını gördüm ve saptım.
Yollar adeta Bob Ross'un elinden çıkmış gibiydi.
Alara Köyü'ne ulaştık. Buradan geçerken yollar bitmesin istedim. Manzara o kadar güzeldi ki sağa sola bakmaktan hızımı 30'a kadar düşürmüştüm.
Eğer Antalyalı değilseniz bu size absürt gelebilir ama yazın cehennem gibi sıcaklarda sağa sola serpiştirilmiş soğutuculu sebiller adeta çöldeki vaha gibi geliyor.
Alara Çayı ve Alara Kalesi. Burayı Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad ipekyolunu ve Alarahan'ın güvenliği için yaptırmış.
Burası cennetten bir köşe değil de nedir ? 9 ülke 20'den fazla şehirde 1 yılı aşkın süre geçirmiş biri olarak Türkiye coğrafi olarak dünyanın en güzel ülkesidir diyebilirim. Arabayla 1 saatlik mesafede kayak yapabiliyorken aynı gün sahile gelip yüzebilirsiniz. Bunu dünyada kaç ülkede yapabilirsiniz?
Ve Alarahan
Alarahan girişi kişi başı 100 TL. İçeride bal mumu heykeller mevcut fakat çok amatörce yapılmış. Eskişehir'deki balmumu müzesi gibi değildi.
Şöyle bir yürüyüş yolu haritası mevcut. Burada çok fazla Avrupalı turist tarafından hem karavanla hem de trekking rotası olarak yürüyüş yaparlarken gördüm. Aralık ayında yerli turist sayısı yabancı turistten azdı.
Gezi yazımı bu yörük amcanın fotoğrafı ve Atatürk'ün şu güzel sözü ile bitirmek istiyorum :
Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.
Bugün aslında sadece darıyı havalandırmaya aşağı inmiştim ki gözüme seledeki pati izleri yansıdı.
Aralık ayında olmamıza rağmen Antalya'da hala "yazdan bir gün"
Yaklaşık 50 km gittikten sonra şöyle bir kumda oynayayım dedim serde enduroculuk varya..
Yıkılası Hero nasıl da V-Strom'a benziyor.
Sağımda Akdeniz'in eşsiz maviliği , solumda Torosların muhteşem manzarası eşliğinde yoluma devam ediyorum.
Biraz daha ilerledikten sonra "Alarahan 9" tabelasını gördüm ve saptım.
Yollar adeta Bob Ross'un elinden çıkmış gibiydi.
Alara Köyü'ne ulaştık. Buradan geçerken yollar bitmesin istedim. Manzara o kadar güzeldi ki sağa sola bakmaktan hızımı 30'a kadar düşürmüştüm.
Eğer Antalyalı değilseniz bu size absürt gelebilir ama yazın cehennem gibi sıcaklarda sağa sola serpiştirilmiş soğutuculu sebiller adeta çöldeki vaha gibi geliyor.
Alara Çayı ve Alara Kalesi. Burayı Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad ipekyolunu ve Alarahan'ın güvenliği için yaptırmış.
Burası cennetten bir köşe değil de nedir ? 9 ülke 20'den fazla şehirde 1 yılı aşkın süre geçirmiş biri olarak Türkiye coğrafi olarak dünyanın en güzel ülkesidir diyebilirim. Arabayla 1 saatlik mesafede kayak yapabiliyorken aynı gün sahile gelip yüzebilirsiniz. Bunu dünyada kaç ülkede yapabilirsiniz?
Ve Alarahan
Alarahan girişi kişi başı 100 TL. İçeride bal mumu heykeller mevcut fakat çok amatörce yapılmış. Eskişehir'deki balmumu müzesi gibi değildi.
Şöyle bir yürüyüş yolu haritası mevcut. Burada çok fazla Avrupalı turist tarafından hem karavanla hem de trekking rotası olarak yürüyüş yaparlarken gördüm. Aralık ayında yerli turist sayısı yabancı turistten azdı.
Gezi yazımı bu yörük amcanın fotoğrafı ve Atatürk'ün şu güzel sözü ile bitirmek istiyorum :
Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.