Gencin biri otostop yapıyormuş. İyi kalpli kamyoncunun biri durmuş ama kamyonun ön tarafında yer yokmuş. Gence kasada gitmeyi kabul ederse onu alabileceğini söylemiş. Çocuk atlamış kamyonun arkasına. Giderlerken acayip bir yağmur başlamış. Kamyonun arkasında da boş bir tabut varmış. Islanıp üşümeye başlayan genç, tabutun içine gireyim de bari ıslanmayayım diye düşünmüş.
Delikanlı keyfi yerinde, tabutun içinde kestirmeye başlamış. Bu arada kamyoncu yol kenarında otostop yapan iki köylüyü de almış. Tabii onlara da kasaya binmeleri gerektiğini söylemiş. Köylüler tabutu görünce biraz ürkmüşler ama yine de binmişler.
Kamyon anayoldan ayrılıp köy yoluna girince, tabutun içinde kestiren genç, sarsıntıdan uyanmış. Acaba yağmur dindi mi diye bir bakayım demiş ve tabutun kapağını aralamış. Bizim köylüler, içinde ölü olduğunu düşündükleri tabut açılınca bağıraraktan kamyondan atlamışlar. Tabi haşat olmuşlar.
Bu efsaneyi Miss Witch gönderdi. Sağolsun, varolsun
Genç kızlar korkunç efsanelerin çoğunda başroldeler. İngiltere’de yaygın olan bi hikayede anlatıldığına göre bi grup kız bi gece korkunç hikayeler anlatıyolarmış birbirlerine. Laf dönüp dolaşmış ve gece mezarlığa girip giremeyecekleri tartışmasına dönüşmüş. Kızlardan biri, “Girmek ne ki, sabaha kadar bile otururum ben orada” demiş.
Yaparsın, yapamazsın tartışması sürerken korkmayacağını söyleyen kız üzerine montunu alıp fırlamış dışarı. Giderken de, “Sabah beni mezarlıktan almaya gelirsiniz. Herhalde gündüz vakti korkmazsınız di’mi?” demiş gülerek. Kızlar engellemeye çalışmışlar ama nafile, dönmemiş sözünden cesur kızımız.
Evde kalan kızlar, sabahın ilk ışıklarıyla arkadaşlarının yanına yani mezarlığa gittiklerinde onu, yanında mermer bi heykel olan bi mezarın üzerinde bulmuşlar. Kız gözleri pörtlemiş bi halde cansızmış ve mezardaki heykelin elleri kızın boynundaymış. Sonradan öğrenmişler ki, mezarın sahibi, nişanlısı son anda evlenmekten vazgeçtiği için intihar eden bi gençmiş. Heykel/ölü kadınlardan intikamını işte böyle, kızı öldürerek almış
bu deprem geyikleri beni hep etkiler...
17 Ağustos gecesi Adapazarı'nda yaşlı bi teyze, gece saat 2 buçukta ana caddedeki apartmanlardan birinin zillerini çalmaya başlamış. Kimse kadına kapıyı açmamış, hatta uyandırdıkları için, camı açan bağırıp çağırmış. Üst katlardan bi adam, "Gecenin bu saatinde ne istiyosun teyze?" diye sormuş. Kadın, "Karnım aç oğlum. Bi parça ekmek var mı?" deyince adam, "Yok, yok. Allah Allah, gecenin bu saatinde ne bu yahu?" demiş. Yatağa döndüğünde karısı, yaşlı kadının aç olduğunu öğrenince, "Keşke verseydik" demiş.
Teyze zillere basmaya devam etmiş. En üst katta yeni evli bi çift oturuyomuş. Kadının ne istediğini öğrenince kapıyı açıp yukarı çağırmışlar. Evin hanımı, hemen yiyecek bi'şeyler hazırlamış. Kadına eşlik edip beraberce yemişler. Yemek bitince kadıncağız, "İçimde bi huzursuzluk var. Bi an evvel dışarı çıkalım" diye yalvarmaya başlamış. Genç çift, sırf kadını kırmamak için sokağa inmiş. Daha dışarı adım atar atmaz da her yan sallanmaya başlamış. Depremde o kocca apartman yerle bir olmuş.
O binada oturanlardan sadece yeni evliler ve kocasına, "Keşke yemek verseydik" diyen kadın ölümden kurtulmuş. Onu da 3 gün sonra enkazın altından çıkarmışlar.
Bu efsaneyi Demet XXX gönderdi. Sağolsun, varolsun
İzmir'in oldukça işlek olan İnönü Caddesi'nde kaza eksik olmaz. Fakat bu kazaların nedeni sürücülerin ve yayaların dikkatsizliği değilmiş. 1960'larda yapılan bu cadde, bazı yerlerde mezarlığın üzerinden geçirilmiş.
Bu efsaneyi İlker Hepkaner gönderdi.
Çanakkale'de Jandarma Kampı'nın önünden İzmir'e giden yol, civardeki en çok trafik kazası olan yolmuş. Bu yolda haftada en az bir kere kaza oluyormuş. Kazalar genelde kampın önünde olurmuş. Çünkü geceleri savaşta ölen askerlerin ruhları askeriyeyi ziyaret edermiş. Bu görüntüden tırsan sürücüler direksiyon hakimiyetini kaybedermiş.
Bu efsaneyi Batuhan Erginbaş gönderdi
Cem Altel: Sigorta şirketlerinin belalısı
Paris'te Arc De Truimph meydanı çevresinde de çok kaza olur. Çünkü zaman kaybına sebep olacağı düşünülerek meydana trafik lambası konulmamış. Sigorta şirketleri bu meydanda olan kazalarda zararı kesinlikle karşılamıyorlar.
engin ali: Avcılar-Küçükçekmece yolu
İstanbul'un "kazası bol" yolu, E-5 karayolunun Avcılar'dan Küçükçekmece yönüne giderken lunaparkın önündeki bölümüdür. Bu kazaların sebebi o hizada bir yatırın olmasıymış. Nerden biliyorum? Aynı yerde ben de bir kaza geçirmiştim.
Genç bi kız ailesinin evde olmadığı bi akşam arkadaşlarını davet etmiş. Kız kıza yemişler, içmişler, derken içlerinden biri “Hadi cin çağıralım” demiş. Ev sahibi kız da hiç inanmazmış böyle şeylere ama arkadaşlarına ayıp olmasın diye kabul etmiş. Harfler kesilmiş, fincan ortaya konmuş ve elele bir masanın etrafında daire olunup cin çağırma olayına girilmiş. Cin gelmiş gelmesine ama bizim kız hala fincanı arkadaşlarının ittiğini düşünüyomuş. Bi ara fincan hızlı hızlı harflere giderek şöyle demiş: “İçinizde bana inanmayan biri var. Yarın saat 4’te o kişiyle tavla oynamaya geleceğim!” Kızlar feci tırsmıslar ama ev sahibi kız hala dalgasındaymış işin. Saat çok geç olmadığı halde seans hemen bitirilmiş ve kızlar evlerine dağılmış.
Bizimki zaten o tür şeylere hiç inanmadığından cin olayını ertesi sabah unutmuşmuş bile. Öğlene doğru telefon çalmış. Arayan, kızın çok sevdiği, çok iyi anlaştığı teyzesiymiş, “Bugün içimde bi sıkıntı var, evdeysen bi ara sana uğruycam. Dertleşelim biraz” demiş. Kız da sevinmiş teyzesini görecek diye, “Hemen gel, ben de seni çok özledim” demiş.
Kız, teyzesini hakikaten dertli ve solgun görmüş. Hoşbeş etmişler ama teyze hala dalgınmış. Kız, “Teyzecim sen konuştukça daha kötü oldun, istersen başka bişey yapalım” demiş. Teyzesi de “O zaman tavla oynayalım. Ne zamandır seninle oynamadık. Kafam dağılır biraz” demiş. Kız tavlayı almaya giderken bi gece önceki olay aklına gelmiş, “Meğer benim teyzem cinmiş” deyip gülümsemiş.
Kızla teyzesi güle oynaya tavla oynarken bi ara teyze tuvalete gitmek için kalkmış. O içerdeyken telefon çalmış. Arayan kızın babasıymış. Adamcağız çok üzgün bi sesle konuşuyomuş: “Kızım teyzen öğlen bi trafik kazası geçirdi. Durumu çok iyi değildi ama Allahtan ümit kesilmez deyip sana haber vermedik ama az önce teyzeni kaybettik, başımız sağolsun…”
Bu efsaneyi Tolga Gum gönderdi. Sağolsun, varolsun.
1970'lerde, saçları dimdik, yukarıya doğru kalıp gibi yaptırmak moda olmuş. Buna uymak için insanlar saçlarını yaptırıyo, haftalarca da yıkamıyolarmış. Bir liseli kız, okulundaki en yüksek saç yarışmasını kazanmak için saçlarını bu şekilde yaptırmış. Eve dönerken saçları örümcek ağına takılmış ama farketmemiş. Okuldaki yarışmayı kazandıktan sonra saçlarını bi'kaç hafta yıkamamış. E havasını atacak ya, banyoya kafasına bi torba geçirip giriyomuş.
Bi gün okulda sınav olurken kız aniden, şak diye bayılmış. Hastaneye kaldırmışlar, fakat maalesef kurtaramamışlar. Doktorlar ölüm nedenini anlamak için otopsi yaparken, kızın saçlarını aralayınca morgu binlerce örümcek basmış. Meğerse kızın takıldığı ağdaki örümcek, kafasının içine yumurtlamış ve o örümcekler sonraki birkaç hafta da kızın kafa derisini kemirip beynine girmişler. Bu olaydan sonra Amerika'da, saçlarını öyle havaya doğru yapmak yasaklanmış.
Balıkesir'deki bi kız lisesinde yatakhanenin birinde, kızları gece uyku tutmayınca birbirlerine hikayeler anlatmaya başlamışlar. Bunların çoğu da okullarına ait korkunç olaylarmış. Güya şeytan çok eski zamanlarda burada yaşayan bi ailenin fertlerine dadanmış ve onların ruhlarına giriyomuş. İnanışa göre şeytanın ayakları terstir ya, o insana da şeytan girince doğal olarak ayakları ters dönüyomuş.
Aradan bi kaç saat geçmiş. Gruptakilerin uykusu gelince herkes yatağına gitmiş. Kızlardan biri accayip sıkışmış. Tuvalete gidecek ama anlatılanlardan epey bi korktuğu için gidemiyomuş. Alt ranzada yatan arkadaşını dürtüp uyandırmış. Diğer kız da bu hikayelerden en çok etkileneniymiş. Zaten zar zor uyuduğundan hiç kalkmak istememiş. Ancak arkadaşı ısrar edince onunla tuvalete gitmek zorunda kalmış. Arkadaşı tuvalete girince o da kapının önünde beklemeye başlamış.
Diğer kız tuvaletten çıktığında bi tuhaf bakıyomuş. Bizimki anlatılanların etkisiyle de olsa gerek direkt kızın ayaklarına bakmış. Bi de ne görsün! Arkadaşının ayakları ters dönmüş. Parmakları arka tarafa bakıyomuş. Kızcağız çığlık çığlık kaçmaya başlamış. Koşarken de ara sıra arkasına bakıyomuş. Tam bu sırada koridorda belletmen öğretmenle çarpışmış. Kız nefes nefese başına gelenleri anlatmış. Sonunda, "Hocam inanamıyorum, ayakları resmen ters dönmüştü" demiş. Öğretmen, "Benimkiler gibi mi yani?" diyerek ayaklarını göstermiş. Kız kafasını aşağı indirince belletmenin ayaklarının da 180 derece arkaya baktığını görmüş. Napsın kızcağız, bu manzarayla beraber oracıkta aklını yitirmiş.
Bu efsaneyi Buket Kurt gönderdi. Sağolsun, varolsun
Olayı Amerikalı bi abinin ağzından dinliyoruz: Bizim bi komşunun akrabası olan Linda başka bi kentte oturan kızkardeşini ziyarete gitmiş. Oradayken bi gün alışverişe çıkmış ve eve dönerken de şehir merkezindeki bi süpermarkete uğramış. Marketin önündeki otoparka arabasını parketmiş. Kapıları kilitlerken hemen yanındaki arabada bi kadının gözleri kapalı vaziyette, elleriyle başının arkasını sıkıca tuttuğunu görmüş. Kadın o halde epeyce tuhaf görünüyomuş.
Linda markete girip alışverişini yapmış. Arabasının başına döndüğünde kadının yine aynı durumda olduğunu görmüş. Cama doğru eğilip, “İyi misiniz?” diye sormuş. Kadın hiç kıpırdamamaya gayret ederek, “Başımın arkasından vuruldum. Beynim dışarı akmasın diye böyle tutuyorum” demiş. Linda panik olmuş tabii. Koşarak gidip market görevlilerini çağırmış. Adamlar da telaşla gelmişler ve arabaya girmeye çalışmışlar ama kapılar kilitliymiş. Onlar uğraşırken zavallı kadın, “Yavaaşş... Sarsmayın! Duruunn! Beynim dışarı akıyooo” diyomuş.
Kapı açıldığında gerçek ortaya çıkmış. Meğer kadının arka cam tarafında teneke kutudaki bisküvitlerden varmış. (Bu bizde çok yaygın değil ama ABD’de genelde bisküvitler teneke kutuda satılıyo) Kadın marketten çıkıp arabasına bindiğinde muhtemelen sıcaktan genleşen kutu patlamış ve içindeki yumuşamış bisküvitler de kadının kafasına fırlamış. Kadın patlamayı silah sesi sanıp, -darbe de gelince- başından vurulduğunu sanmış. O an panikle elini vurulduğu yere atmış tabii. Dokunduğu ılık, hamurumsu şeyin de beyni olduğunu düşünmüş kadıncağız.