8 gün, 2300 km.
6,7 ve 8. günler
(27.Ağustos günü yeni bir tura çıkacağım için son 3 günü birleştirerek yazmaya karar verdim)
6.gün (12 Ağustos)
Sabah kalktığımda kendimi 30 yaşında olmasada, şimdikinden çok daha dinç hissettim

Çimenlerin üzerinde üzerinde uyuduğumdanmı,
yoksa Pamukkalenin dibinde havanın nemsiz oluşundanmı bilemiyorum.
Yan komşum Philip'te uyanmış. Kahvaltı yapmadığını öğrenince "sen çayı demle, ben fırına gidip geleyim"
deyip motorla çıkıyorum. Dün köyde bir fırın görmüştüm. Dayılara sorup buluyorum fırını.
Poğaça, börek, simit mis gibi kokuyorlar.
Dönüşte yedek olsun diye bir meyve suyu alıyorum. İyikide almışım Philip'in ocak gazı bitmiş
Güzel bir kahvaltının ardından çadırı, eşyaları toplayıp bir duş ve çıkıyoruz yola.
Philip Salda yönüne, bense Afyonda Teknofeste
Dinar-Sandıklı üzerinden gitmeye karar verip düşüyorum yola.
Ama o ne benim motor 125cc gibi 80-90 dan sonra 100'e zor çıkıyor

Kamyon sollamanın imkanı yok. Hero servisi arıyorum. Afyona gittiğimi belirtiyorum.
Afyonda yeni bir servisleri olduğunu söyleyip numarasını veriyorlar.
Ayrıca istersem gezici servisin destek verebileceğini belirtiyorlar.
Sandıklı-Afyon arası hayli rüzgarlı. Yine rüzgarla güreşiyorum.
Üstelik motorum güçten düşmüş durumda.
Afyona varır varmaz servise gidiyorum.
Artık telefon tutucum olduğundan çok kolay buluyorum

.
Motorun yağı tam, hava filtresi vs herşey normal.
Servis 3 hafta önce atandığından beyne bağlanma cihazı yok.
Fabrikayı arıyorum ve fabrika birgün sonra sabah gezici servis göndereceğini söylüyor.
Servisten ayrılıp Teknofestte yarışan Eskişehir Anadolu Üni. ekip lideri Yavuz'u arıyorum.
Verdikleri konum üzerine elimle koymuş gibi antreman yaptıkları sahayı buldum.
Öyle müthiş bir sahaki yerde ayaklığın altına koyacak tek taş bile bulamadım.
Heryer 1cm uzunluğunda çimen. Bende motordan terliğimi çıkarıp ayaklığın altına koydum.
Direk "Gençler, uçağı uçurmayı becerememişsiniz, yettim gari" diye selamlaşıyoruz.
Tanıyanlar gülümserken, tanımayan gençler "kim bu yahu " diye bakınıyor

.
Uçak (İHA) son ayarlarının ardından müthiş bir otonom uçuş sergiledi.
Hepimiz sevinçten havalara uçmuş vaziyetteyiz, zıplayıp hopluyoruz deliler gibi

(Ekip 1 hafta sonra Samsundaki finalde 1. oldu. Kendilerini bir kez daha tebrik ediyorum)
Hava kararmaya başladığından bir otel bulmam gerek. Teknofest nedeniyle tüm oteller dolu.
Bir iki otel adı veriyor arkadaşlar. Oteli arıyorum, yer var ve 150 lira geceliği.
Fiyatta iyiymiş deyip otele yola koyuldum.
Adetimdir. Bilmediğim bir otelde kalacaksam mutlaka bir karakola veya ekip arabasına danışırım.
Otele 500 metre kadar kala bir ekip otosu görüyorum. Motoru parkedip memura yanaşıyorum ve,
Ben : "Şehrin yabancısıyım. Falan otelde kalmaya gidiyorum. Otel güvenlimidir"
Polis : "Amirim, sen istersen o otele hiç gitme. Biz zaten hergün gidiyoruz" demezmi
Tabi ben şok

Meğer otel bütün içkici, alemcinin kaldığı berbat bir yermiş.
Hergün baskın yapılırmış

(Bu arada benim sarı yelek 5 yıl öncesine kadar kullanılan resmi polis yeleği

)
Polisler bana Emniyet müdürlüğü yanında bir otel tarif eddip,
"Hem motoruda bizim güvenlik kulübesi yanına parkedersin" diyorlar.
Elimle koymuş gibi oteli buluyorum. Boş yerde var. İndirimde yapıyorlar. Gecelik 300 TL.
Otelin adını not almayı unuttuğum için bilgi veremiyorum. Tam Emniyetin yanı.
İçimden "Emniyetteki arkadaşlara Pamukkaledeki kampı önersem mi" diye geçiyor

(5.günü okuyanlar konuyu hatıralayacak

)
Otelde MSX125 li bir bayan var. Yeni gelmiş. Off puuf lar içerisinde motosikleti verendaya çıkarıp park ediyor.
İzmire gidiyormuş ama nereden geldiğini söylemedi.
Eşyalarımı odaya bırakıp, bir duş ardından lobiye iniyorum.
TRT ekibi aynı otelde kalıyor. Sohbetin ardından yemek birşeyler bulmak için motorla otelden ayrıldım.
Güzel bir Afyon sucuk dönerin ardından bir bira alayım diyorum. Belki 45 dk dolanıyorum ama bira satan yer bulamıyorum.
Ama en azından Anadolu bozkırının serin havasını içime çekip enerji depolayarak otelime dönüyorum ve mışıl mışıl bir uykuya dalıyorum.
7.gün (13 Ağustos)
Sabah erkenden kalktım. Güzel bir kahvaltının ardından motoru toplarken saat tam 09.00 da telefonum çaldı.
Arayan Hero gezici servis. Samsundan bir gün erken yola çıkıp sabah Afyona ulaşmışlar. Otelimin önü geceden kazıldığı için
servislerinde buluşmayı teklif ediyorum. Serviste buluşup her şey ve motor beyni kontrol ediliyor.
Akü hatası görülüyor beyinde. Fakat gezici servis Samsunda işleri bitirip fabrikaya döndüğü için akü kalmamış.
Yeni servisleride siparişleri geçmiş ama aküleri haftaya gelecek.
Ufak tefek ayarlar yapılıyor ve fazla hızlı kullanmadan turumu tamamlayabileceğim söylenince gezici servisten ayrılıyorum.
Gezici servisin gelmesi bana müthiş bir güven vermişti. Darısı tüm markalara.
Daha önce bu konuyla ilgili başlık açtığım için daha fazla yazmaya gerek olmadığını düşünüyorum.
Buradan Hero Önder motora tekrardan teşekkür ediyorum.
(Bu arada İstanbula döndüğümde tesadüfen akü negatif kutup başının çok ama çok hafif gevşek olduğunu fark ediyorum.
sıktıktan sonraki tecrübede yine rahatça 110 a çıkabildiğimi görüyorum. Gezici servis arızayı tespit
etmişti ancak akü olmadığı için, yan kapak açılmadığından akü kutup başının hafif gevşek olduğu fark edilmemişti)
Hemen arkadaşlardan bir konum alıp yarışma alanına vardım.
Neredeyse bütün dostlar bir üniversite ekibinin başında hocalık yapmakta.
Hepsiyle sarmaş dolaş olduk. İTÜ ekibini özellikle ziyaret ettim.
Hezarfende benim sahamda antrenman yapıyorlar zira.
120 den fazla Üniversite İHA ekibini orada toplu halde görmek,
beni hem gururlandırdı hemde ülkem geleceği adına dahada umutlandırdı.

.

.
Yolcu yolunda gerek ama kahve içmem lazım. Yanaştım seyyar büfeye.
Dükkanı yeni açıyorlarmış. "Bir saat sonra açacağız" dedi. Sahibi motorcuymuş,
"Motorcu motorcuyu yolda komaz, ben şimdi sana bir kahve yaparım" deyip duble
türk kahvemi getiriverdi
Kahvenin ardından İstikamet Eskişehir.
Ama önce Küthayaya uğrayıp uzun zamandır görmediğim eğitmen, sanatçı, model uçakçı Rafet ağabeyi göreceğim.
Yolda fena halde yağmura yakalanıyorum. Neyseki yağmurluğum yanımda. Kütahyaya girerken yağmur diniyor.
Valilik yanı Vazoda buluşmaya karar veriyoruz. Ben 2 tur atıyorum. Yer doğru ama vazo yok.
Rafet abinin "Ufuk" seslenmesini duyup duruyorum. Meğer alan tadilatta ve vazo sökülmüş.
Rafet ağabey çok ısrar etsede akşam Eskişehirde olmam gerektiğinden yarım saat ayaküstü sohbetin ardından
kucaklaşıp ayrılıyorum.
Kütahyadan çıktıktan 5km kadar sonra inanılmaz bir yağmur başladı. Öyle böyle değil.
Koca koca taneler düşüyor gökten. Kaska tak tak diye vuruyor.
Yağmurluğum üstümde ama sığınacak bir yer yok. Yağmurla beraber rüzgarda bastırıyor.
Önde giden TIRın lastik izlerini takip ediyorum.
Bir ara aynaya baktığımda 10 dakikadır aynı kamyon, otobüs, arabaların peşimden geldiğini
farkediyorum.
"Çokmu hızlı gidiyorumda sollayamıyorlar" derken hızımın 45 olduğunu farkediyorum.
20-25km sonra bir benzinci bulup sığınıyorum. Yağmurluğun arasından içime bile yağmur işlemiş.
Yağmurluk ve motorcu montunun üstünden vuran yağmur, kollarımı kızartmış.
Lokantada karnımı doyururken 1200GS li bir kardeş geliyor. Cımcırık olmuş. Yağmurluğu yok.
Çantadan tek kullanımlık yedek yağmurluğumu çıkarıp verdim kendisine. İçine giyip yola devam etti.
Zorlu bir sürüşten sonra Eskişehire vardım. Murat sağolsun beni Üniversite önünde bekliyor.
Onun eskortluğunda bildiği bir otele gidiyoruz. İndirim yapıyorlar 300 TL. Otel oldukça merkezi ve güzel.
Hemen bir duş alıp üstümü değişiyorum. Muratla bilgisayarı açıp 3-4 Eylülde yapılacak yarışmanın
FAI kuralına göre değişen puanlama değişikliğini yazılımda sağlıyoruz. Aslında zaten olduğunu ama bugüne
kadar kullanmadığımızı farkediyoruz
İşler bitti. Hemen dışarıya çıkıp otelin karşısındaki kafeye geçip sohbet ediyoruz. Tabi kahve.
Ardından Murat ayrılıp ben otele giderken bir bira alıyorum. Burada adım başı büfe Afyon gibi değil.
Yağmur ve rüzgarla boğuşmaktan bitap düşmüşüm, hemen uyuyorum.
8.gün (14 ağustos)
Bugün son günüm. Aylaklık yapıyorum

Kuvvetli bir kahvaltı sonrası otelin terasında epey oyalandıktan sonra eşyalarımı topluyorum.
Motorum hemen otel kapısının dibinde. Buna rağmen artık indir/bindir zor geliyor
Genelde motosiklet kazalarının çoğunlukla dönüş yolunda eve az mesafe kala olduğunu bildiğimden,
hiç acele etmiyorum. Ruhen çok dinlensemde bedenen yorulmuş vaziyetteyim.
Aheste aheste, bol bol durklayarak sürüyorum motoru.
İnegölde, "Orhan"ın yerinde İnegöl Köfte yemeden geçmek olmazdı

Benim bildiğim en iyi İnegöl köfte yapan yer.

.
Bursa, Yalova ve feribotla Yenikapıya geçip güneş batmadan eve vardım.
Rahmetli anneannemin tabiriyle "Evcezim, evcezim, sen bilirsin halcezim" diyerekten bir duşun ardından
kendimi yatağa attım
Ben bu, 8 gün, 2300 km yoldan çok keyif aldım.
Umarım sizler okurken sıkılmamış,
belkide hayal dünyanızda oralara gitmiş hissine kapılmışsınızdır.
Başka bir gezide buluşmak dileğiyle...
Sağlıcakla kalın
Ufuk
Notlar :
Bu geziye çıkarken elimi çekmeceye attım, çantaya koyup yola düştüm.
Tahmin ediyorum 4800 veya 5400 lira gibi bir meblağ vardı. Hiç saymadım.
Döndüğümde cebimde 140 lira kalmıştı.
1.300 lira kadar yakıta vermişim. 2,75 lt / 100 km sarfiyatım olmuş.
1.870 lira otel ve çadır konaklamalarım tutmuş.
200 lira telefon tutucuya verdim.
Geriye kalanıda günlük ortalama 220 lira gibi beslenme için harcamışım.
Yol boyunca hızım ortalama 90 km idi.
Otobanda 100-105, sollamalarda 110-115 e çıktım.
Yazlık korumalı montum, korumalı pantolonum, korumalı botum, kaskım,
eldivenim ve reflektörlü sarı yeleğim giyili olmadan motorun selesine dahi oturmadım.
Afyon-Eskişehir arasında reflektörlü alt/üst yağmurluk kullandım.
Hiç ceza yemedim.
İki kez çevirme noktasına tek şerit halinde ilerlerken kamyon ve kamyonet tarafından sıkıştırıldım.
Emniyet şeridine geçtim. İkisinde de polis durdurdu.
Birinde kamyonetin sıkıştırdığını söyleyip "nekadarsa cezamı yazın, hayatımı parayla satın almış olurum" deyince,
özür dileyip "buyrun geçin" dediler.
Diğerinde "kamyonun sıkıştırıp, beni emniyet şeridine attığını görmüş olmalısınız" deyince, "devam edebilirsiniz" dediler.