Genelde film incelemesi yapmıyorum ama sanırım ara sıra can sıkıntısında bu başlık altında farklı filmlerin incelemeleri yapacağım.Özellikle iyi mi kötü mü olduğuna karar veremediğim,iki arada bir derece kalmış filmlere yoğunlaşacağım.
Gelelim filmimize
Mother!
Bu film ya kendisini sinema sanatının piri zanneden,"üstün zekam ile manyak gibi metaforları,göndermeleri bulurum,siz bir b.ktan anlamıyorsunuz o yüzden bu filmi sevmediniz" diye ortalıkta dolaşan fularlı entel geçinenlerin yere göğe sığdıramadığı,baş yapıt ilan ettiği,ya da sinema ile pek alakası olmayan yada dini konularda hassasiyeti olanların yerin dibine soktuğu bir film.Öyle gösterildiği bir festivalde aynı anda hem deli gibi alkışlanmış hem yuhalanmış.
Film aslında genel itibarı yüzeysel bakarsak son derece basit bir film.Filmin baş karakterleri bir türlü ilham gelmeyen,yeni şiir kitabı yazmaya çalışan bir şair(Javier Bardem) ve evi sürekli tamir etmeye çalışan saplantılı eşi (Jennifer Lawrence).Daha sonra şairin hayranı olduğunu iddia eden bir adam(Ed Harris) çıkıp geliyor ve şair onu evinde misafir ediyor.Ertesi gün de şairimize hayran adamın eşi(Michelle Pfeiffer) geliyor.Hep beraber vakit geçiyorlar.Ama ev sahibi kadın misafirlerin küstahça tutumundan,evini kirletip hor kullanmalarından pekte mutlu değil.Misafirliğe gelen adam ve kadının çocukları da eve bodoslama dalıyor.Biri diğerini miras kavgası yüzünden öldürüyor.Şair çifte acıyıp ölen çocuklarını anmak için evlerini kullanabileceğini söylüyor.Bir dünya misafir geliyor evi alt üst ediyorlar.Tabii kadın hiç memnun olmasa da bozuntuya vermiyor.Olaylardan sonra ev sahibi kadın hamile kalıyor,şaire ilham geliyor,hayranları sürekli evi dolduruyor.Sonrası ise tam bir kargaşa.
Bu şekilde anlatınca her şey basit gibi gözüküyor ama değil.Pi,Requiem for a Dream,Black Swan gibi baş yapıt sayılabilecek filmlere imzasını atan yönetmen Darren Aronofsky,işi biraz daha ileri seviyeye götüreyim demiş ama olmamış.Bu yazdığım olaylar baştan sona metafor.Şair açık açık Tanrı'yı temsil ediyor,şairin eşi doğa anayı,eve gelen misafirler Adem ile Havva'yı,çocukları da malum Hamil ile Kabil,yazarın yazdığı şiir kitabı kutsal kitapları,yazarın hayranları da tahmin edebileceğiniz gibi kutsal kitaplara inananları temsil ediyor.Yönetmen son derece büyük bir işe kalkışmış ve önemli ölçüde taşları yerine oturtamamış.Film en büyük sorunu da ortada herhangi bir hikaye yada senaryo olmaması,filmin tamamının metafor olması.Ön planda güzel bir hikaye işlenir arka planda metafor ve simgelerle anlatmak istediğini anlatırsın ortaya güzel bir baş yapıt çıkar.Ama bu kadar büyük bir olayın tamamını metaforlarla anlatmaya kalkınca çok göze batıyor ve çok sırıtıyor.Belli bir yerlerde metaforları ve simgeleri de s.ktir edip karakterler direk simgeledikleri şeyler gibi konuşuyor.Mesela şair direk Tanrı gibi konuşuyor,hareket ediyor.Bu sefer oyunculuklar da sırıtmaya başlıyor.Filmin ikinci büyük sorunu ise anlattığı hikayeyi filmin süresine iyi yayamamış,zamanı iyi kullanamamış.Sadece Adem ile Havva'nın hikayesi ile filmin tam yarısını harcarken,kalan her şeyi diğer yarıda hatta dinler tarihinin en önemli olaylarını,din savaşlarını,aynı Tanrı'ya inana insanların Tanrı için birbirini öldürmesi gibi konulara sadece bir kaç dakika ayrılmış.
Tamamen metaforlardan oluşan bir filmde metaforların tam oturtulmaması simgeledikleri şeylerde kesinlik olmaması,tek bir şeye bir den fazla anlam,metafor yüklenmeye çalışılması ise bu filmi bitiren öldürücü darbe olmuş.Örnek olarak şairin odasındaki çok değer verdiği kristal filmin en başında "Yasak elmayı" temsil ederken,filmin sonunda doğa ananın sevgisini ve özünü temsil ediyor.Şair ve eşinin çocuk bir çocuk dünyaya getirmesi,Tanrı ve Meryem anayı hatırlatırken,üstüne de doğan çocuğa,insanların aynı Hz.İsa ya yapatıkları bir kısmının hediyeler vermesi sonrasında çocuğu öldürmeleri,Tanrı,Hz. Meryem,Hz İsa simgelerini oldukça güçlendiriyor.Ama sorun şu ki şairin eşi daha insanlardan önce oradaydı o yüzden Hz.Meryem olamaz.Sanırım şairin eşi ve olayın geçtiği ev bir bütün ve ev-kadın birleşimi doğa ana ve dünyayı temsil ediyor.Kadının doğurduğu çocuksa "sevgi","umut" gibi kavramları temsil ediyor.Ama yanlış göndermeler ve simgeler yüzünden insanlarda kolaylıkla Hz.Meryem,Hz İsa çağrışımını yapıyor yada yönetmen yine iki anlam birden yüklemeye çalışmış.
Ama filmin afişinde de görülebileceği gibi,şairin elindeki küreye dikkatli bakarsanız orada eşinin resminin olduğu açıkça görülüyor.Yani şairin eşi bariz şekilde dünya-doğa anayı temsil ediyor.
Peki filmi o kadar sövdün hoşuna hiç bir şey gitmedi mi diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum.Tabii de hoşuma giden şeyler var.Eve misafir gelen insanların yanı dünya üstünde yaşayan insanların ev sahibine hiç saygı göstermeden evi kırıp dökmesi,insanların yaşadıkları dünya ya olan saygısızlıklarını,düşüncesizce,yüzsüzce dünya yıkmaları,kirletmelerini çok güzel anlatmış.İnsanlar adeta bu dünya için bir hastalık.Yüksek egolarından,iz bırakma kaygılarından,tüketim çılgınlıklarından yaşadıkları evi yok ettiklerini göremeyecek kadar gözleri kör olmuş.Doğa ananın etrafı kırıp döken birine "Neden her yeri kırıp döküyorsunuz" soruna adamın "Çünkü burada bulunduğumuzu kanıtlamamız gerekli" sözü sanırım her şeyi anlatıyor.Bunun yanında evdeki herkesin aynı Tanrı'ya inanmasına rağmen belli bir noktadan sonra bir birlerini öldürmeye başlamaları,bütün yaptıkları kötülüklere,tükettikleri,krilettikleri dünyaya,işledikleri cinayetlere kılıf uydurmak için Tanrı'ya olan sevgilerini,kitaplarına olan hayranlıkları bahane göstermeleri gibi güzel göndermeler var.Özellikle son dakikalardaki kargaşa sahnelerinde,bir yandan kafasına çuval geçirilmiş insanların İşid tarzı infaz edilmeleri,diğer yandan Amerikan askeri benzeri askerlerin sağa sola saldırmaları,insanların bir birini rastgele öldürmeleri bütün dinlerin çıkış noktası olan Orta Doğu'nun güzel bir özeti olmuş.Bu olayları dışarıdan izleyen birisi olarak bütün bu zulüm,kargaşa ve cinayetlerin sebebinin Tanrı sevgi olması insanlığın ne kadar büyük bir gaflet içinde olduğu gösteriyor.Belki de insanlar içlerindeki kötülüğü,vahşi duyguları dışa vuruyor "Tanrı sevgisini" de buna bahane olarak gösteriyor dedirtiyor izleyiciye.
Son olarak filmin sanatsal ve teknik yönünü incelersek filmin renk tonları,kamera açıları,çekimleri ve ses kullanımı gerçekten çok iyi.Bu konularda rahatlıkla 10 üzerinden 10 veririm.Özellikle ses kullanımı.Evde insanlar yokken ortamdaki sessizlik,huzur ortamı,ayak seslerinin kapı kollarının gıcırtılarının bile duyulabildiği sessizlik hakim.İnsanlar çoğaldıkça ses seviyesinin kademeli olarak artması,belli bir noktadan sonra kulakları sağır eden gürültüye dönüşmesi özellikle hoşuma gitti.
Yine de bu film benim için bir baş yapıt değil,baş yapıt olacakken feci şekilde s.çmış bir filmdir.Noah filminde zıçan yönetmen Darren Aronofsky dayı bu filmde biraz sıvama kısmına geçmiş.Ortada orjinal bir hikaye yok, zaten yıllardan beri süre gelen aynı hikaye.Bu filmi bir deist,ateist yada din dışı inanışları olan bir insana gösterseniz "ulan zaten biz bunları biliyoruz " der.Dini inanışı olan birine gösterseniz "Kafir,çarpılacan,Allah belanı versin" diye sövmeye başlar.O yüzden pek çok kesimin hoşuna gidecek bir film değil.Benim notum o da bir kaç güzel gönderme ve renk ve ses kullanımındaki güzelliğin hatırına 10 üzerinden 7.Onlarda olmasa direk 3 verirdim.