Konuyu kişisel ya da duygusal çizgiden çıkarıp kendi sürüşüm için ben neye dikkat etmeliyim konusuna odaklanırsak ben bir iki noktayı vurgulamayı önemli buluyorum.
Gece sürüşlerinde limit noktası farın gösterdiği en uzak noktadır. Doğru hız -gece gündüz düz viraj yedi iklim dört mevsim- limit noktasında önümde durmamı gerektirecek bir engel çıktığı zaman o noktaya çarpmadan durabileceğim hızdır. Bunu ihmal ettiğim sürüşler oluyor. Gecenin karanlığının içinde Sivrihisar'dan Ankara'ya gelirken anlamsız hızlarda seyrettiğim oldu. Aslında farımın gösterdiği kadar gitsem bunun çok çok altında olmam lazımdı. Orada ölmemiş olmam sadece şansla açıklanabilir.
Bazı gece sürüşlerinde otoyollar ve çevre yollarındaki aydınlatmaya olması gerektiğinden fazla güvenebiliyoruz. Lambaların verdiği ışık bize sadece yolun nasıl devam ettiği bilgisini belli ölçüde sağlıyor. Ama ben de dahil çoğumuz sanki tüm zemini de görebiliyormuş gibi, gündüz sürüş yapar gibi devam ediyoruz. Yani yol tam karanlıkken farın gösterdiği en uzak noktada gerektiğinde durabilecek hızlarda olsak bile aydınlatılmış bölümlere gelince limit noktasını doğru tayin edemiyoruz.
Bir gece sürüşünde yayaya çarpan bir arkadaşımda NXR'ın siyah vizörü takılıydı. Üşenmiş. Motorda çanta yoksa, sırt çantası taşımak zor geliyorsa bir de gündüz güneşte rahat etmek için renkli vizör taktıysak geceye kalınca bu renkli vizör görüşü inanılmaz engelliyor. Gözün alışıyor sanki aslında görüyormuşsun gibi geliyor ama aslında sadece yolun nereye gittiğini görüyorsun. Oradan buradan fırlayabilecek çevresel görüş içindeki yerleri görmüyoruz. Ben kendi adıma sürüşümde karanlığa kalma planım olmasa, kısacık bir sürüş yapacak olsam bile şeffaf vizörümü mutlaka yanıma almaya özen gösteriyorum.
Sürüşte ileriye bakışın nasıl olması gerektiğini
şuradaki videoda Boğaç Hoca çok güzel anlatmış. Bakışı en ileriye atıyoruz. Çene hala orayı gösteriyor ama gözlerimizle balık ağı çeker gibi bir sağa bir sola doğru tarayarak geriye doğru geliyor ve (eğer motorun konumunu ve hızını değiştireceksek) ayna kontrolü ile devam ediyoruz. Ardından yine en ileriden başlayıp bu bilgiyi arama sürecine devam ediyoruz. Ağı yine en uzağa atıp sağa sola kaydırarak geriye çekiyoruz. Gündüz sürüşlerinde aklımız sürüşte değilse, biraz yorgunsak, bir süredir dümdüz yolda gitmenin verdiği yolu bitirmek isteğinin verdiği rehavet ile taramayı ihmal edebiliyoruz. Ben de kendimi sadece en uzak noktaya bakarken ve gözlerimde tarama yapmayı bırakmış vaziyette yakaladığım çok oluyor.
Şunun gibi eğitsel videolarda hız körlüğü olarak ele alınıyorsa da hız aslında uygun olsa bile tarama yapmayı bıraktığımızda yolun kenarından gelecek tehlikelere daha açık oluyoruz. Gündüz düz yolda biraz uzunca bir sürüş ile bu noktaya gelebilyoruz. Farkında olup kendini uyarmak lazım.
Uzun bir sürüşün son kısmındaki gece sürüşünde veya gün içinde motosiklet sürmek dışında yaptığımız diğer işlerin yorgunluğu ardından yaptığımız kısa bir sürüşte de bu taramayı bırakma riski artıyor. Bir de gece sürüşünde gözlerimiz kenarları iyi tarayamıyor çünkü gözler sadece en aydınlık noktaya ileriye bakmak eğiliminde oluyor. Kenarlarda ışık daha azken oradan bilgi almaya çalışmak daha da zor. Gece sürüşünde lambalarla aydınlatılmış bir yolda da hızımız aşırı fazla olmasa bile taramayı ihmal ediyor, sadece en ileriye bakıyoruz.
Gerçekte bu kazaların oluşlarını tam olarak anlamak için yeterli bilgiye sahip olmak pek mümkün görünmüyor. Kaza yapan sürücünün göz bebekleri tarama yapıyor muydu, doğru hız kavramını o anda uygulamakta mıydı, renkli vizör mü takıyordu, o anda telefonda mı konuşuyordu, aklı sürüşte miydi hiç birini bilemeyiz.
Zaten orada gerçekten ne olduğundan ziyade veya kahramanlarımızı, sürüşünden emin olduğumuz insanları korumaya çalışmaktan ziyade kendi sürüşümüzle ilgili kontrol edebileceğimiz, aslında düzgün yapıyor olduğumuzu zannettiğimiz şeyleri fark etmeye çalışmak lazım. Sadece "dikkatli olmak lazım"dan öte somut noktaları hatırlamak ve sürüşü iyileştirmeye çabalamakta yarar var.
Evet, doğru hız, diğer yol kullanıcılarının hatalarını öngörmek ve sürüşle ilgili diğer bütün noktaları çok iyi uygulasak da çok çok çok düşük bir ihtimalle kaza yapma olasılığımız var. Ama bu gerçekten de çok çok çok düşük bir olasılık. İnsanların videolarını izleyip motosiklet sürücüsünün hatasını görmediğini o kadar çok video var ki. Yani bu insanlara sorarsanız kazaların yarısından fazlası sürücünün zaten kaçınamayacağı kazalar. Benim tahminimce olan kazaların belki milyonda biri filan kaçınılamazdır. Şimdi kazaların yarısından fazlasına kaçınılamaz olarak bakınca hem aslında kaçınılamaz bir kazada ölme olasılığı çok yüksek olduğunu düşündüğün bir şeyi yapmaya devam etmiş oluyorsun. Ki bu mantıklı değil. Hem de sürüşünde hiç bir şeyi değiştirmediğin, geliştirmediğin için o videoda gördüğün veya daha önce senin kendi başına gelmiş veya geleyazmış duruma hala açık oluyorsun. Ki bu da faydasız, zararlı. Onlarca örneği verilen, kaza videosu izlenen kazanın aynısını gidip yine yapıyorsun. Ama lafa gelince motor sürmeyi senden iyi bilen yok. E hocam olmuyor ki bu.
İzlediğin yüz tane videosundan bir ya da iki tanesinde filan "Evet bu kazadan ben de kaçınamaz, aynı yerde aynı tufaya düşerdim" demen lazım. Araba sürücüsüne kızıyor olmak, bizleri fark etmiyorlar diye hayıflanmak, imza toplamaya çalışmak, sticker dağıtmak fayda etmeyecek.
Motorunun üzerinde yalnızsın abicim. Ne videolarını beğenerek izlediğin adamlar, ne eğitmenlerin, ne de etraftaki diğer araç sürücüleri, ne de yayalar hiç kimse seni kurtarmaz. Sadece sürüş becerilerin* yanında olacak. O da o an kullanıyorsan.
* Hem olacak sıkıntıyı önceden öngörebilme (hayali bir tahmin demiyorum bak doğrudan, somut bir şekilde nerede nasıl bir sorun çıkacağını olayın gelişinden, doğru yerden bilgi alarak görmekten bahsediyorum hem de bir sıkıntı olduğunda bundan kaçacak manevrayı yapabilme becerilerinden.