- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,546
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Güzel kamptı vesselam...
Bir önceki kampımızda Alanya'lı dostlarımızla bir sonraki kampı Antalya dolaylarında yapmaya karar vermiştik. Yer seçimi konusunda Alanya'lı dostlarla yaptığımız görüşmeler sonucu kampımızı Köprülü Kanyon'da yapmaya karar verdik. (Bu bağlamda sevgili Orhan ve Ersin'e teşekkürlerimizi sunarız...)
Vakit geldi çattı. Sabaha karşı Güven'ler olarak yüklediğimiz arabamıza binerek yola çıktık. Geceyarısı Antakya'daki şiddetli yağmur, yola çıktığımız sıralar durmuş, bulutlar dağılmaya başlamıştı.

Bu kampımıza daha önce plan program çerçevesinde Ali ile anlaştığımız şekilde Ceyhan Mıstık'ta buluştuk.

Sabah güneşi üzerimize doğdu.

Kahvaltı saati.

Sıcak günlerde sabah serinliği ne hoş...

Bol biberli çorba. Enfesss...

Yolcu yolunda gerek. Mamafih Adana'ya iyi yağmış mubarek.

Otoyoldan henüz çıkmıştık. Neyse ki sadece kontrol.

Sahil boyu yol alıyoruz.

Ve Anamur'un meşhur virajları.



Kısa bir mola.


Devam...


Mamure Kalesi


İleriler pek içaçıcı gibi değil. Hayırlısı...

Virajlar yolcuları yordu. Yol kenarı molası.

Alanya'dayız. Sevgili Orhan karşıladı bizi.


Düğüne gelememiştik. Allah mesud etsin.

Murat ta katıldı aramıza.

Alanya molamız bitti. Kamp yerine hareket ettik.

Ara ara bozuk yollardan geçsek te,

Enfes manzaralı bir yolda ilerliyoruz.


Ve kamp alanındayız. Mustafa Kara ilk gördüğümüz, bizi karşılayan arkadaşımız.

Erken gelen arkadaşlarımız karşılıyor bizi. Sevgili Ersin de erken gelenlerden.

Bir müddettir telefonla konuştuğum, kamp alanının sahibi Süleyman kardeşimle nihayet yüzyüze tanışıyoruz.

Etraf enfes...

Çadır alanı şahane.


Hava kararmadan kurduk çadırımızı.

Kamp ateşimiz işletme sahibi tarafından düşünülmüş. Erkenden yakılmış.

İstanbul'dan çıkıp Mustafa Kara ile buluşan ve Toroslar'ı hallaç pamuğu gibi atan Şener de burada.

Nevale tamam. Bizden erken gelen Alanya'lı dostlar sofrayı kurmuş.
Sezgin ve Zafer de erken gelenlerden.

Mehmet Karakaya ev sahibi sayılır.


İstanbul'dan Çetin,

Ayvalık'tan Devrim ve

İzmir'den Tümer, yolda buluşup birlikte gelmişler.

Hasret ve hararetle dostlarımızı kucaklıyoruz.




Alanya'dan Fatih, efsane Wave ile kamp alanında.


Yol yorgunu adamlar. Tabii ki önce yemek diyecekler.

Hafif te olsa yağmur başlayınca kapalı alana kaçtık.
Lokumlar, tatlılar elden ele dolaşıyor. Gelen eli dolu geliyor.


Yağmur durdu aslında ama oturduk birkere.

Fatih'e çadır yeri arıyoruz.

Sakinler.


İşte İstanbul'dan Berk Çiğdem ve Elif.
Kamplarımızın değişmez müdavimleri.

Seramoni.

Berk'ten pişmaniye.

Yemek sonrası.


İki yolcumuz daha kamp alanına intikal etti.
Sevgili Fulya ve,

Yunus...

Bu arada Berk, eski motosikletini sattığı arkadaşına kamptan bahsetmiş. Yörede olan arkadaşı kampımızı ziyarete geldi. Berk tesis girişinde arkadaşını karşılayıp yanımıza eski motosikletine artçı olarak binmek suratiyle geldi.

Lakin görünmez kaza dediğimiz türden, motosikletten inerken ayak bileğini burktu. Maalesef, kampı yatarak geçirdi desek yalan olmaz.



Vakit geç oldu. Yol yorgunluğu da eklenince, en iyisi çadıra çekilmek...

Ertesi sabah...(Cuma)
Objektifime ilk takılan Mustafa Kara...

Fulya sabah serinliğinin tadını çıkarmakta.

Daha erken kalkanlar kahvaltı işine girişmişler bile.

Herzamanki gibi sevgili Yunus'tan halis bal...

Tesiste kahvaltı açık büfe.


Bir önceki kampımızda Alanya'lı dostlarımızla bir sonraki kampı Antalya dolaylarında yapmaya karar vermiştik. Yer seçimi konusunda Alanya'lı dostlarla yaptığımız görüşmeler sonucu kampımızı Köprülü Kanyon'da yapmaya karar verdik. (Bu bağlamda sevgili Orhan ve Ersin'e teşekkürlerimizi sunarız...)
Vakit geldi çattı. Sabaha karşı Güven'ler olarak yüklediğimiz arabamıza binerek yola çıktık. Geceyarısı Antakya'daki şiddetli yağmur, yola çıktığımız sıralar durmuş, bulutlar dağılmaya başlamıştı.

Bu kampımıza daha önce plan program çerçevesinde Ali ile anlaştığımız şekilde Ceyhan Mıstık'ta buluştuk.

Sabah güneşi üzerimize doğdu.

Kahvaltı saati.

Sıcak günlerde sabah serinliği ne hoş...

Bol biberli çorba. Enfesss...

Yolcu yolunda gerek. Mamafih Adana'ya iyi yağmış mubarek.

Otoyoldan henüz çıkmıştık. Neyse ki sadece kontrol.

Sahil boyu yol alıyoruz.

Ve Anamur'un meşhur virajları.



Kısa bir mola.


Devam...


Mamure Kalesi


İleriler pek içaçıcı gibi değil. Hayırlısı...

Virajlar yolcuları yordu. Yol kenarı molası.

Alanya'dayız. Sevgili Orhan karşıladı bizi.


Düğüne gelememiştik. Allah mesud etsin.

Murat ta katıldı aramıza.

Alanya molamız bitti. Kamp yerine hareket ettik.

Ara ara bozuk yollardan geçsek te,

Enfes manzaralı bir yolda ilerliyoruz.


Ve kamp alanındayız. Mustafa Kara ilk gördüğümüz, bizi karşılayan arkadaşımız.

Erken gelen arkadaşlarımız karşılıyor bizi. Sevgili Ersin de erken gelenlerden.

Bir müddettir telefonla konuştuğum, kamp alanının sahibi Süleyman kardeşimle nihayet yüzyüze tanışıyoruz.

Etraf enfes...

Çadır alanı şahane.


Hava kararmadan kurduk çadırımızı.

Kamp ateşimiz işletme sahibi tarafından düşünülmüş. Erkenden yakılmış.

İstanbul'dan çıkıp Mustafa Kara ile buluşan ve Toroslar'ı hallaç pamuğu gibi atan Şener de burada.

Nevale tamam. Bizden erken gelen Alanya'lı dostlar sofrayı kurmuş.
Sezgin ve Zafer de erken gelenlerden.

Mehmet Karakaya ev sahibi sayılır.


İstanbul'dan Çetin,

Ayvalık'tan Devrim ve

İzmir'den Tümer, yolda buluşup birlikte gelmişler.

Hasret ve hararetle dostlarımızı kucaklıyoruz.




Alanya'dan Fatih, efsane Wave ile kamp alanında.


Yol yorgunu adamlar. Tabii ki önce yemek diyecekler.

Hafif te olsa yağmur başlayınca kapalı alana kaçtık.
Lokumlar, tatlılar elden ele dolaşıyor. Gelen eli dolu geliyor.


Yağmur durdu aslında ama oturduk birkere.

Fatih'e çadır yeri arıyoruz.

Sakinler.


İşte İstanbul'dan Berk Çiğdem ve Elif.
Kamplarımızın değişmez müdavimleri.

Seramoni.

Berk'ten pişmaniye.

Yemek sonrası.


İki yolcumuz daha kamp alanına intikal etti.
Sevgili Fulya ve,

Yunus...

Bu arada Berk, eski motosikletini sattığı arkadaşına kamptan bahsetmiş. Yörede olan arkadaşı kampımızı ziyarete geldi. Berk tesis girişinde arkadaşını karşılayıp yanımıza eski motosikletine artçı olarak binmek suratiyle geldi.

Lakin görünmez kaza dediğimiz türden, motosikletten inerken ayak bileğini burktu. Maalesef, kampı yatarak geçirdi desek yalan olmaz.



Vakit geç oldu. Yol yorgunluğu da eklenince, en iyisi çadıra çekilmek...

Ertesi sabah...(Cuma)
Objektifime ilk takılan Mustafa Kara...

Fulya sabah serinliğinin tadını çıkarmakta.

Daha erken kalkanlar kahvaltı işine girişmişler bile.

Herzamanki gibi sevgili Yunus'tan halis bal...

Tesiste kahvaltı açık büfe.










































































































































































































































































































































































































































































































































































