- Katılım
- 27 Şub 2013
- Mesajlar
- 265
- Konu Yazar
- #1
Kurstan çıkmıştım. Sakince motosikletimi alıp yoluma çıkmak istiyordum ve öyle de yaptım. Aslında kampüse gidip ders çalışmakla eve gitmek arasında kararsız kalmıştım. Motosiklet üzerindeyken insan dertlerini unutuyor, plan kuramıyor akışına göre yaşıyor. Bende tekerlerim beni nereye götürmek istiyorsa oraya giderim diye gazlamaya başladım.
Derken sol yoldan o çıkageldi. Lükslüğü, ihtişamı, gücü ve heybeti ile tüm gözleri üzerinde topladı. Bense fıtı fıtı bir skuterdim. Dikkat çekmez çoğu zaman "ooo kanka sucu motosikleti almışsın yeaa" diye ucuz espri yapan arkadaşların kurbanı olan biriydim işte. Başa çıkamazdım onunla.
O şehir içi 20 küsür litreler yakan ortalama değeri 200bin eurolar olan 0-100 ü 4 saniyede çıkabilen 600 küsür beygirli ZF in 8 ileri şanzımanıyla bütünleşmiş bir süper araba. Tüm kızların gözü üzerinde. Metalik rengiyle parlıyor, asil, seksi...
Ben mi ?
Ben sıfırı 5 bin tl olan 4 zamanlı hava soğutmalı 125 cc yaklaşık 10 beygirlik bir motosikletim. Tanrım arada dağlar kadar fark var.
Ama gözüme kestirmiştim. Onunla yarışacaktım. O Çanakkaleye gelen İngilizler bense onurunu korumak isteyen Türkler gibiydik. Birbirimizi kestik. Daha doğrusu ben kestirdim onu gözüme. Parlayan metalik yüzeyi gözlerimi alsa da ben fiddle ıma güveniyordum.
Peki nasıl yarışabilirdim onunla ? İşte fırsatı. Kırmızı ışık yanmıştı. Belki o filmlerdeki kızların iç çamaşırı yere değince başlayan yarışlardan olmayacaktı ama bu tam bir düelloydu.
Önümdeki taksi bana yol verdi ve sağa geçti. Tam şartlar eşitlenecekti ki o bariz şekilde çakallık yapıp aracını öne kaydırdı. Yarışa önde başlayıp kaybetmek istemiyordu belli ki. Bunun peşini bırakamazdım. Hakemler onu kolluyor taraftarlarıyla bütünleşiyor hep bir ağızdan "buraların en büyüğü o bir başka Bentley Bentley çok yaşa" diye tezahüratlarda bulunuyorlardı. Her şey aleyhime işliyordu.
Onu taciz ederek aynı hizaya gelmek istemedim. Ama korktuğu her halinden belliydi. Daha kırmızı ışık sönmeden hareket etmeye başladı. Evet korktuğu her halinden belli oluyordu. Bense bu adaletsizliğe sessiz kalmamak istiyordum.
Ve yeşil yandı. Allahım onu geçmeliydim. Haydi Fiddle göster kendini oğlum diye haykırıyordum içimden. Aslında adı Fadıldı. Ama avrupai bir rakibi olunca Fadıl demek istemedim ona.
O da ne ! Yan yana gelmiştik. Geçebilirdim inanıyordum. Sağından yanaştım hızlarımız denkleşti. Ve evet geride kalıyordu. Tonla para verdiği bu aracıyla arkamdan plakamı okuyacaktı.
İşte bitiş çizgisi. İşte orada. Bentley arkamdan plakamı okurken kazanmanın vermiş olduğu haklı gururla bir Valentino Rossi edasıyla sol elimi sıkıp "işte, işte bu" diye haykırdım.
Kazanmıştık.
Not : Bu video ağır şekilde ironi içerir. Tüm düşünce yapısı, sahip olduğunuz şey ile mutlu olmayı, keyif alabilmeyi en önemlisi değer kavramının parayla ölçülmediğini anlatabilmek için çekilmiş ve hikayesi yazılmıştır.
Not 2: Önceki motorum KTM Duke olduğu için eldiven ve çantam KTM in ürünleri. Gerçi çanta gözükmüyor
https://youtu.be/JcRm1UC83Rw
Derken sol yoldan o çıkageldi. Lükslüğü, ihtişamı, gücü ve heybeti ile tüm gözleri üzerinde topladı. Bense fıtı fıtı bir skuterdim. Dikkat çekmez çoğu zaman "ooo kanka sucu motosikleti almışsın yeaa" diye ucuz espri yapan arkadaşların kurbanı olan biriydim işte. Başa çıkamazdım onunla.
O şehir içi 20 küsür litreler yakan ortalama değeri 200bin eurolar olan 0-100 ü 4 saniyede çıkabilen 600 küsür beygirli ZF in 8 ileri şanzımanıyla bütünleşmiş bir süper araba. Tüm kızların gözü üzerinde. Metalik rengiyle parlıyor, asil, seksi...
Ben mi ?
Ben sıfırı 5 bin tl olan 4 zamanlı hava soğutmalı 125 cc yaklaşık 10 beygirlik bir motosikletim. Tanrım arada dağlar kadar fark var.
Ama gözüme kestirmiştim. Onunla yarışacaktım. O Çanakkaleye gelen İngilizler bense onurunu korumak isteyen Türkler gibiydik. Birbirimizi kestik. Daha doğrusu ben kestirdim onu gözüme. Parlayan metalik yüzeyi gözlerimi alsa da ben fiddle ıma güveniyordum.
Peki nasıl yarışabilirdim onunla ? İşte fırsatı. Kırmızı ışık yanmıştı. Belki o filmlerdeki kızların iç çamaşırı yere değince başlayan yarışlardan olmayacaktı ama bu tam bir düelloydu.
Önümdeki taksi bana yol verdi ve sağa geçti. Tam şartlar eşitlenecekti ki o bariz şekilde çakallık yapıp aracını öne kaydırdı. Yarışa önde başlayıp kaybetmek istemiyordu belli ki. Bunun peşini bırakamazdım. Hakemler onu kolluyor taraftarlarıyla bütünleşiyor hep bir ağızdan "buraların en büyüğü o bir başka Bentley Bentley çok yaşa" diye tezahüratlarda bulunuyorlardı. Her şey aleyhime işliyordu.
Onu taciz ederek aynı hizaya gelmek istemedim. Ama korktuğu her halinden belliydi. Daha kırmızı ışık sönmeden hareket etmeye başladı. Evet korktuğu her halinden belli oluyordu. Bense bu adaletsizliğe sessiz kalmamak istiyordum.
Ve yeşil yandı. Allahım onu geçmeliydim. Haydi Fiddle göster kendini oğlum diye haykırıyordum içimden. Aslında adı Fadıldı. Ama avrupai bir rakibi olunca Fadıl demek istemedim ona.
O da ne ! Yan yana gelmiştik. Geçebilirdim inanıyordum. Sağından yanaştım hızlarımız denkleşti. Ve evet geride kalıyordu. Tonla para verdiği bu aracıyla arkamdan plakamı okuyacaktı.
İşte bitiş çizgisi. İşte orada. Bentley arkamdan plakamı okurken kazanmanın vermiş olduğu haklı gururla bir Valentino Rossi edasıyla sol elimi sıkıp "işte, işte bu" diye haykırdım.
Kazanmıştık.
Not : Bu video ağır şekilde ironi içerir. Tüm düşünce yapısı, sahip olduğunuz şey ile mutlu olmayı, keyif alabilmeyi en önemlisi değer kavramının parayla ölçülmediğini anlatabilmek için çekilmiş ve hikayesi yazılmıştır.
Not 2: Önceki motorum KTM Duke olduğu için eldiven ve çantam KTM in ürünleri. Gerçi çanta gözükmüyor
https://youtu.be/JcRm1UC83Rw
Son düzenleme: