- Katılım
- 14 Mar 2013
- Mesajlar
- 387
- Konu Yazar
- #1
Geçen sene motosikletimle Çanakkale'den Cunda'ya kadar bir gezi gerçekleştirmiştim. Bu gezi de ise Cunda'dan Didim'e kadar Ege sahillerini gezdik. İlk gün Ankara'dan çıkıp Mudanya üzerinden Ayvalık'a 10 km uzaklıktaki Karaağaç'a 700 km'lik bir yolculuk gerçekleştirdik.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Kuzey Ege'ye yaptığım yolculuklarda mola vermeyi sevdiğim Mudanya'da bir kez daha mola veriyorum. Sonrasında Tirilye üzerinden Bursa-Balıkesir yoluna bağlanarak Ayvalık'a doğru yola devam ettim.
[/url][/IMG]
Bursa-Karacabey arası her zamanki gibi yine aşırı rüzgarlıydı. Ve yolculuk süresince beni en çok yoran kısım bu bölümdü. 2. gün Ayvalık yakınındaki Karaağaç Beldesinin sakin koylarında tembellik yaparak bu yorgunluğun tamamını atıp Bergama yolculuğu için güç depoladık.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
3. gün planımız Bergama'yı gezmek. Karaağaç-Bergama arası yaklaşık olarak 80 km ve yollar genel olarak iyi. Ancak sizde yaz aylarında yolculuk yaparsanız erimiş asfalt ve üzerine atılmış mıcır nedeni ile kayganlaşan yollara biraz dikkat edin. Bu yol üzerinde tuz tavaları ve flamingoların oluşturduğu güzel manzaralara şahitlik edersiniz.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Yaz aylarında Bergama son derece sıcak. Bergama'nın kötü trafiği sıcağı bir kat fazla hissettiriyor. Ama Bergama'nın size sundukları bütün bu sıkıntılara değecek güzellikte. Akrapole çıkmadan önce sizi Kızıl Avlu (Serapion Tapınağı) karşılar. Kızıl Avlu, MS 2. yüzyılda İmparator Hadrianus tarafından Mısır tanrısı Serapis'e atfen yaptırılmıştır.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Akrapole çıkışta size baraj gölünün sunduğu güzel bir manzara eşlik eder. İsterseniz teleferikle de akrapole çıkabilirsiniz.
[/url][/IMG]
Ve Pergamon... MÖ 7. yüzyılda kurulan şehir en parlak dönemini II. Eumenes zamanında yaşamıştır. Bu dönemde kentin nüfusunun 40.000 olduğu tahmin edilmektedir. Pergamon dönemin en dik tiyatrosuna ve en önemli kütüphanelerinden birisine sahipti.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Akrapolden sonraki durağım Pergamon Asklepion'u. Pergamon Asklepion'u 19 örneği içerisinde Kos'ta bulunan Asklepion'dan sonra dönemin en önemli ikinci Asklepion idi. Burası sağlık tanrısı Asklepion için kurulmuş büyük bir tıp merkezi idi. MÖ 4. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Yaz aylarında buraları gezmek oldukça yorucu. Buraları gezmek için en doğru zaman sanırım bahar ayları. Yaz sıcağına rağmen bu gezi benim için oldukça keyifli idi. Şimdi ki istikamet Cunda.
[/url][/IMG]
Sıcak ve yorucu bir günün sonunda biraz serinlemek biraz dinlenmek ve karnımızı doyurmak için yönümüzü Cunda'ya çevirdik.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
4. gün sabah erkenden Foça'ya doğru yola çıkıyoruz. Yolculuğumuz yaklaşık 150 km sürecek. Yollar Aliağa'ya kadar gayet iyi. Aliağa'dan Yeni Foça üzerinden Eski Foça'ya doğru yola devam ettim. Bu yol virajları ve manzarası ile son derece keyifli bir yol. Ama yine erimiş asfalta yaz aylarında dikkat etmek lazım. Bir de yol kenarındaki mıcır havuzlarına!!!
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Foça, bu gezi de en çok beğendiğim yerlerden birisi. Virajlı sahil yolları motosiklet sürücülerini mutlu edecek cinsten. Foça, İonların Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biridir. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin yanı sıra, Homeros destanında adı geçen mitolojik bir yerleşmedir. Adını; kenti çevreleyen adalarında yaşayan foklardan alan Phokaia, MÖ. 11. yy'da Aiollar'ca kurulmuş. Foça iki küçük balıkçı limanı olan, taze deniz ürünleri yiyebileceğiniz (Foça Restaurant deniz ürünleri için tavsiye edilir) sevimli bir kasaba.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Bir sonraki durağım İzmir. Yaklaşık olarak bir buçuk yıl yaşadığım şehir. Keyifli zaman geçirmek için birçok farklı seçenek sunan, pek çok farklı lezzeti tadabileceğiniz bir şehir İzmir eski ismi ile Smyrna. Kordon'da buzlu badem, İciraltın'da midye ve tabi ki Göztepe Güzelyalı'da söğüş. Savaşma söğüş. Kesinlikle tavsiye edilir :cat:
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Sonrasında yol bizi Urlaya götürdü. Aslında Urla ilçesinin İskele mahallesine. Yani Klazomenai. Klazomenai'nin geçmişi MÖ. 4.000lere dayanmaktadır. Urla İskele Mahallesi yazın en sıcak günlerinde bile sizi bunaltmayan bir yer. Limanda Türk kahvesi harikaydı.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Ve yavaş şehir Seferihisar. Diğer adı ile Teos. Sanatçılar Kenti olarak bilinen ve 12 İyon kentinden biri olan Teos ilk İyon kenti idi. Küçük Asya Tarihi adlı eserin yazarı Sari Teksiye, Teos'u M.Ö. 2000 yıllarında Akalar'dan kaçan Giritliler tarafından kurulmuş olarak gösterir. Hayatın hızına inat her şeyi yavaşça yaşayabileceğiniz hayatın tadını çıkarabileceğiniz bir yer Seferihisar.
[/url][/IMG]
Sonrasında Kuşadası üzerinden sahil yolunu takip ederek Söke'ye kadar devam ettik. Bu yol oldukça virajlı ve keyifli bir yol. Söke'den de Didim'e geçtik. Didim benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Didim tamamen betonlaşma'ya teslim olmuş bir belde izlenimi verdi bana. Ancak eşsiz bir tarihe sahip Didim. Özellikle Apollon Tapınağı çok ama çok etkileyici ve görülmesi gereken bir yer. Didim (Didyma) 12 İon kentinin tapınma merkezi idi ve kutsal yolla Miletos'a bağlanmıştı.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Didim'den sonraki durağımız Şirince. Ancak Şirince'ye gitmeden önce göreceğimiz pek çok yer var. Ortaklarda durup tabi ki çöp şiş yenecek ve Miletos, Priene, Ephesos antik kentleri görülecek. Ayrıca Yedi Uyuyanlar ve Meryem Ana Kilisesi de görülecek yerler listesinde. İlk durağımız Miletos. Thales'in memleketi, İyonya'nın kültür başkenti. Miletos, Geç Kalkolitik (MÖ 5.000-4.000) dönemden bugüne değin iskan görmüştür. Miletosta Kalkolitik dönemden başlamak üzere altı yapı evresi bulunmaktadır. Bununla birlikte Neolitik Dönem (MÖ 7.000-5.000) kalıntıları da bulunmuştur Miletosta.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Ben yaz aylarını yıllık izin nedeni ile seçsem de İonia yaz aylarında gezmek için çok uygun bir yer değil. Hava son derece sıcak ve sık sık mola ihtiyacı duyuyor insan. Bir de üzerinizde motosiklet ekipmanı varsa sıcak insanı oldukça zorluyor. Dolayısıyla bolca mola veriyorum.
[/url][/IMG]
Bir sonraki durağımız olan Priene beni çok etkileyen yerlerden birisi oldu. Kenarında bulunduğu Söke Ovasının bir zamanlar deniz olduğunu düşünmek gerçekten insan zihnini zorluyor. Varlığı MÖ. 2.000 yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamon Krallığının yönetimi altına girdi. MÖ. 133de Pergamon Kralı III. Attalusun ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Romaya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletoslu mimar Hippodamus tarafından geliştirilen grid sistemi ile inşa edilmiştir.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Priene'den sonra istikametimiz Selçuk'a doğru. Burada Ephesos Antik Kenti, Meryem Ana Kilisesi ve Yedi Uyurlar uğrayacağımız noktalar. Ama önce yolumuzun üstünde bulunan Ortaklara uğrayıp meşhur çöp şişinin tadına bakacağız. Tercihimiz Necati Usta oldu. Yolculuğumuz boyunca en ucuza yediğimiz en lezzetli yemekti. Yemek sonrası Selçuk'a doğru yola devam ettik. İlk durak Yedi Uyuyanlar. Efsaneye göre MS 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun baskısından kaçan 7 Hristiyan genç bir mağaraya sığınmış ve 200 yıl boyunca uyumuşlar. Uyandıklarında ise Hristiyanlık İmparatorluğun resmi dini olmuş.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Sonraki durak muhteşem Ephesos. Zamanın ve insanların bütün hırpalamalarına rağmen hala muhteşem. Antik Efes kentinin ilk kuruluşu MÖ. 6.000 yıllarına, kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırma ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi'nde Tunç Çağları ve Hititlere ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Döneminde kentin adı Apasas'tır. Bir rivayete göre M.Ö. 11. Yüzyılda Atina kralının oğlu Androklos, yerleşmek için seçecekleri yer konusunda kararsız kalınca bir kahine danışır. Kahin ona, bir balık ve bir yaban domuzunun yol göstereceğini söyler. Androklos bir mola sırasında yakaladıkları balıkları pişirirken, sıçrayan bir ateş parçası çalıları tutuşturur ve bir yaban domuzunu ürkütür. Kehaneti hatırlayan Androklos, Yaban domuzunu takip eder ve domuzu vurduğu yeri yeni kent merkezi olarak ilan eder.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Şimdi istikamet Meryem Ana Kilisesi. Meryem Ana'ya giden yol virajları ve manzarası ile çok hoşuma gitti. Gerçekten çok keyifli yollardı.
[/url][/IMG]
Meryem Ana Kilisesine giden bol virajlı yol Ephesos Antik Kentinden itibaren yaklaşık 10 km. Meryem Ana'da ziyaret saati 18.00 de sona eriyor.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Ve günün sonuna doğru Şirince'ye doğru yola çıkıyoruz. Meryem Ana Kilisesi'nden Şirince arası yaklaşık olarak 20 km. Selçuk sonrası yol yine oldukça virajlı ve keyifli. Ancak yer yer asfalt kaplama üzerindeki bozukluklar virajları alırken sıkıntı yaratabiliyor. Şirince Selçuk arası 8 km. Özgün adı olan Kırkınca'nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiştir. 19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 nüfuslu bir Rum kasabasıydı. 1923'te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir.
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Yolculuğumuzun sonuydu Şirince. Şimdi tekrar kürkçü dükkanına dönme zamanı. Ankara'ya doğru düşüyoruz yola. İzmir üzerinden Ankara'ya döneceğiz. Bu istikamet ile Şirince-Ankara yolu yaklaşık 675 km. Yol üzerinde uğrayacağımız tek yer Dumlupınar Şehitliği.
[/url][/IMG]
Yolda Salihli'ye girmeden güzel bir yerde mola verdik. Kırkahvesi. Keşkek ve pidesi fena değildi. Bu güzergahtan geçecekseniz tavsiye edilir.
[/url][/IMG]
Uşak sonrası bozkır manzaraları eşlik etti yolculuğumuza. Bayat-Sivrihisar arası oldukça rüzgarlı idi. Yollar son derece güzeldi.
[/url][/IMG]
Ve son durak Dumlupınar Şehitliği...
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
[/url][/IMG]
Ve eve doğru yola devam...
[/url][/IMG]
2201 km sonrasında yine döndük kürkçü dükkanına.
Arkadaşlar hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat:
Daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://anadoluyollarinda.blogspot.com.tr/ adresine bakabilirsiniz.
Kuzey Ege'ye yaptığım yolculuklarda mola vermeyi sevdiğim Mudanya'da bir kez daha mola veriyorum. Sonrasında Tirilye üzerinden Bursa-Balıkesir yoluna bağlanarak Ayvalık'a doğru yola devam ettim.
Bursa-Karacabey arası her zamanki gibi yine aşırı rüzgarlıydı. Ve yolculuk süresince beni en çok yoran kısım bu bölümdü. 2. gün Ayvalık yakınındaki Karaağaç Beldesinin sakin koylarında tembellik yaparak bu yorgunluğun tamamını atıp Bergama yolculuğu için güç depoladık.
3. gün planımız Bergama'yı gezmek. Karaağaç-Bergama arası yaklaşık olarak 80 km ve yollar genel olarak iyi. Ancak sizde yaz aylarında yolculuk yaparsanız erimiş asfalt ve üzerine atılmış mıcır nedeni ile kayganlaşan yollara biraz dikkat edin. Bu yol üzerinde tuz tavaları ve flamingoların oluşturduğu güzel manzaralara şahitlik edersiniz.
Yaz aylarında Bergama son derece sıcak. Bergama'nın kötü trafiği sıcağı bir kat fazla hissettiriyor. Ama Bergama'nın size sundukları bütün bu sıkıntılara değecek güzellikte. Akrapole çıkmadan önce sizi Kızıl Avlu (Serapion Tapınağı) karşılar. Kızıl Avlu, MS 2. yüzyılda İmparator Hadrianus tarafından Mısır tanrısı Serapis'e atfen yaptırılmıştır.
Akrapole çıkışta size baraj gölünün sunduğu güzel bir manzara eşlik eder. İsterseniz teleferikle de akrapole çıkabilirsiniz.
Ve Pergamon... MÖ 7. yüzyılda kurulan şehir en parlak dönemini II. Eumenes zamanında yaşamıştır. Bu dönemde kentin nüfusunun 40.000 olduğu tahmin edilmektedir. Pergamon dönemin en dik tiyatrosuna ve en önemli kütüphanelerinden birisine sahipti.
Akrapolden sonraki durağım Pergamon Asklepion'u. Pergamon Asklepion'u 19 örneği içerisinde Kos'ta bulunan Asklepion'dan sonra dönemin en önemli ikinci Asklepion idi. Burası sağlık tanrısı Asklepion için kurulmuş büyük bir tıp merkezi idi. MÖ 4. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir.
Yaz aylarında buraları gezmek oldukça yorucu. Buraları gezmek için en doğru zaman sanırım bahar ayları. Yaz sıcağına rağmen bu gezi benim için oldukça keyifli idi. Şimdi ki istikamet Cunda.
Sıcak ve yorucu bir günün sonunda biraz serinlemek biraz dinlenmek ve karnımızı doyurmak için yönümüzü Cunda'ya çevirdik.
4. gün sabah erkenden Foça'ya doğru yola çıkıyoruz. Yolculuğumuz yaklaşık 150 km sürecek. Yollar Aliağa'ya kadar gayet iyi. Aliağa'dan Yeni Foça üzerinden Eski Foça'ya doğru yola devam ettim. Bu yol virajları ve manzarası ile son derece keyifli bir yol. Ama yine erimiş asfalta yaz aylarında dikkat etmek lazım. Bir de yol kenarındaki mıcır havuzlarına!!!
Foça, bu gezi de en çok beğendiğim yerlerden birisi. Virajlı sahil yolları motosiklet sürücülerini mutlu edecek cinsten. Foça, İonların Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biridir. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin yanı sıra, Homeros destanında adı geçen mitolojik bir yerleşmedir. Adını; kenti çevreleyen adalarında yaşayan foklardan alan Phokaia, MÖ. 11. yy'da Aiollar'ca kurulmuş. Foça iki küçük balıkçı limanı olan, taze deniz ürünleri yiyebileceğiniz (Foça Restaurant deniz ürünleri için tavsiye edilir) sevimli bir kasaba.
Bir sonraki durağım İzmir. Yaklaşık olarak bir buçuk yıl yaşadığım şehir. Keyifli zaman geçirmek için birçok farklı seçenek sunan, pek çok farklı lezzeti tadabileceğiniz bir şehir İzmir eski ismi ile Smyrna. Kordon'da buzlu badem, İciraltın'da midye ve tabi ki Göztepe Güzelyalı'da söğüş. Savaşma söğüş. Kesinlikle tavsiye edilir :cat:
Sonrasında yol bizi Urlaya götürdü. Aslında Urla ilçesinin İskele mahallesine. Yani Klazomenai. Klazomenai'nin geçmişi MÖ. 4.000lere dayanmaktadır. Urla İskele Mahallesi yazın en sıcak günlerinde bile sizi bunaltmayan bir yer. Limanda Türk kahvesi harikaydı.
Ve yavaş şehir Seferihisar. Diğer adı ile Teos. Sanatçılar Kenti olarak bilinen ve 12 İyon kentinden biri olan Teos ilk İyon kenti idi. Küçük Asya Tarihi adlı eserin yazarı Sari Teksiye, Teos'u M.Ö. 2000 yıllarında Akalar'dan kaçan Giritliler tarafından kurulmuş olarak gösterir. Hayatın hızına inat her şeyi yavaşça yaşayabileceğiniz hayatın tadını çıkarabileceğiniz bir yer Seferihisar.
Sonrasında Kuşadası üzerinden sahil yolunu takip ederek Söke'ye kadar devam ettik. Bu yol oldukça virajlı ve keyifli bir yol. Söke'den de Didim'e geçtik. Didim benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Didim tamamen betonlaşma'ya teslim olmuş bir belde izlenimi verdi bana. Ancak eşsiz bir tarihe sahip Didim. Özellikle Apollon Tapınağı çok ama çok etkileyici ve görülmesi gereken bir yer. Didim (Didyma) 12 İon kentinin tapınma merkezi idi ve kutsal yolla Miletos'a bağlanmıştı.
Didim'den sonraki durağımız Şirince. Ancak Şirince'ye gitmeden önce göreceğimiz pek çok yer var. Ortaklarda durup tabi ki çöp şiş yenecek ve Miletos, Priene, Ephesos antik kentleri görülecek. Ayrıca Yedi Uyuyanlar ve Meryem Ana Kilisesi de görülecek yerler listesinde. İlk durağımız Miletos. Thales'in memleketi, İyonya'nın kültür başkenti. Miletos, Geç Kalkolitik (MÖ 5.000-4.000) dönemden bugüne değin iskan görmüştür. Miletosta Kalkolitik dönemden başlamak üzere altı yapı evresi bulunmaktadır. Bununla birlikte Neolitik Dönem (MÖ 7.000-5.000) kalıntıları da bulunmuştur Miletosta.
Ben yaz aylarını yıllık izin nedeni ile seçsem de İonia yaz aylarında gezmek için çok uygun bir yer değil. Hava son derece sıcak ve sık sık mola ihtiyacı duyuyor insan. Bir de üzerinizde motosiklet ekipmanı varsa sıcak insanı oldukça zorluyor. Dolayısıyla bolca mola veriyorum.
Bir sonraki durağımız olan Priene beni çok etkileyen yerlerden birisi oldu. Kenarında bulunduğu Söke Ovasının bir zamanlar deniz olduğunu düşünmek gerçekten insan zihnini zorluyor. Varlığı MÖ. 2.000 yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamon Krallığının yönetimi altına girdi. MÖ. 133de Pergamon Kralı III. Attalusun ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Romaya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletoslu mimar Hippodamus tarafından geliştirilen grid sistemi ile inşa edilmiştir.
Priene'den sonra istikametimiz Selçuk'a doğru. Burada Ephesos Antik Kenti, Meryem Ana Kilisesi ve Yedi Uyurlar uğrayacağımız noktalar. Ama önce yolumuzun üstünde bulunan Ortaklara uğrayıp meşhur çöp şişinin tadına bakacağız. Tercihimiz Necati Usta oldu. Yolculuğumuz boyunca en ucuza yediğimiz en lezzetli yemekti. Yemek sonrası Selçuk'a doğru yola devam ettik. İlk durak Yedi Uyuyanlar. Efsaneye göre MS 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun baskısından kaçan 7 Hristiyan genç bir mağaraya sığınmış ve 200 yıl boyunca uyumuşlar. Uyandıklarında ise Hristiyanlık İmparatorluğun resmi dini olmuş.
Sonraki durak muhteşem Ephesos. Zamanın ve insanların bütün hırpalamalarına rağmen hala muhteşem. Antik Efes kentinin ilk kuruluşu MÖ. 6.000 yıllarına, kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırma ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi'nde Tunç Çağları ve Hititlere ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Döneminde kentin adı Apasas'tır. Bir rivayete göre M.Ö. 11. Yüzyılda Atina kralının oğlu Androklos, yerleşmek için seçecekleri yer konusunda kararsız kalınca bir kahine danışır. Kahin ona, bir balık ve bir yaban domuzunun yol göstereceğini söyler. Androklos bir mola sırasında yakaladıkları balıkları pişirirken, sıçrayan bir ateş parçası çalıları tutuşturur ve bir yaban domuzunu ürkütür. Kehaneti hatırlayan Androklos, Yaban domuzunu takip eder ve domuzu vurduğu yeri yeni kent merkezi olarak ilan eder.
Şimdi istikamet Meryem Ana Kilisesi. Meryem Ana'ya giden yol virajları ve manzarası ile çok hoşuma gitti. Gerçekten çok keyifli yollardı.
Meryem Ana Kilisesine giden bol virajlı yol Ephesos Antik Kentinden itibaren yaklaşık 10 km. Meryem Ana'da ziyaret saati 18.00 de sona eriyor.
Ve günün sonuna doğru Şirince'ye doğru yola çıkıyoruz. Meryem Ana Kilisesi'nden Şirince arası yaklaşık olarak 20 km. Selçuk sonrası yol yine oldukça virajlı ve keyifli. Ancak yer yer asfalt kaplama üzerindeki bozukluklar virajları alırken sıkıntı yaratabiliyor. Şirince Selçuk arası 8 km. Özgün adı olan Kırkınca'nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiştir. 19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 nüfuslu bir Rum kasabasıydı. 1923'te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir.
Yolculuğumuzun sonuydu Şirince. Şimdi tekrar kürkçü dükkanına dönme zamanı. Ankara'ya doğru düşüyoruz yola. İzmir üzerinden Ankara'ya döneceğiz. Bu istikamet ile Şirince-Ankara yolu yaklaşık 675 km. Yol üzerinde uğrayacağımız tek yer Dumlupınar Şehitliği.
Yolda Salihli'ye girmeden güzel bir yerde mola verdik. Kırkahvesi. Keşkek ve pidesi fena değildi. Bu güzergahtan geçecekseniz tavsiye edilir.
Uşak sonrası bozkır manzaraları eşlik etti yolculuğumuza. Bayat-Sivrihisar arası oldukça rüzgarlı idi. Yollar son derece güzeldi.
Ve son durak Dumlupınar Şehitliği...
Ve eve doğru yola devam...
2201 km sonrasında yine döndük kürkçü dükkanına.
Arkadaşlar hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat:
Daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://anadoluyollarinda.blogspot.com.tr/ adresine bakabilirsiniz.