- Katılım
- 23 May 2013
- Mesajlar
- 257
- Konu Yazar
- #1
Bir süredir aklımda olan ama tembelliğim yüzünden bir türlü başlayamadığım bu karşılaştırmayı, hastalığım sebebiyle evde olmam ve televizyonda izleyecek iyi bir şey olmaması sebebiyle yazmaya karar verdim.
Başlıktaki "vs" ifadesine aldanmamak lazım, zira birbirinden farklı sınıflarda olan bu iki motosikleti gerçek anlamda kapıştıracak kadar saf değilim. Amacım bu iki motordan bir tanesi almaya niyetlenen, 250 cc kullanıp cc artırmak isteyen, büyük motor seçerken kararsız kalan ve tabi ki bu iki motoru merak eden arkadaşlara bir parça yardımcı olabilmek, fikir vermek...
Öncelikle biraz Ninja 250r'dan bahsetmek istiyorum. Aslında Kawasaki bayiisine gitmekteki amacım o değil, abisi ER-6F'e bakmaktı. Ama kader işte 2-3 gidişte de ellerinde ER-6F olmaması, ne zaman geleceği konusunda net bir şey söyleyememeleri ve son gidişimde yanımda kız arkadaşımın da olması ve Ninja'nın tipini beğenip beni de heveslendirmesi sonucu bu motoru almaya karar verdim.
Tabi başta ben de herkes gibi 250cc yi küçümsüyor, ben daha büyük motorla başlarım, zaten kendimi biliyorum, kontrollü giderim çok basmam gibi tesellilerle kendimi büyük hacimli motorlara ısındırıyordum. Fakat yukarıda saydığım sebepler olmasaydı bu yazıyı yazıyor olabilir miydim, ondan emin değilim...
Motoru alıp bayiden eve gelişimi hatırlıyorum, arkamda arabayı kız arkadaşım kullanıyor ben, rodaj sebebiyle, 4 bin deviri geçmemem gerektiği için otoyolda 45 km/s gibi bir hızla motosiklette kasılmış halde sopa yutmuş gibi gidiyorum. Uzun süredir ilk motor sürüşümde o hız bile benim için çok yüksekti. 20 km'lik yolu tamamladığımda omuzlarım ve belim ağrıyordu. Kız arkadaşıma "Nasıldım, o kadar da kötü değildim di mi?" diye sorduğumdaki yüz ifadesini hatırlıyorum, bu kadar kötü bir yalancı olması sanırım onu sevme nedenlerimden biri
Lafı anılarımla çok uzatmak istemiyorum, söylemek istediğim motor kullanmayı bilmeyen bir insana 50cc, 100cc nin farketmeyeceği. Ya da başka açıdan bakarsak çok şey farkedeceği. İlk motorumla hiç kaza yapmadım ama çok kaza tehlikesi atlattım. O tehlikeleri şu anki motorumla yaşasaydım muhtemelen anılarımda "tehlike" olarak kalmayacaklardı.
4 sene önce ehliyet almak için eğitime gittiğimde Vehbi abi (Vehbi Ulusan) bir örnek vermişti. Yarım yamalak hatırlıyorum tam olarak böyle değilse de kusura bakmayın: Motor kullanan insan yanında 2 kese taşır. Bunlardan bir tanesi şans bir tanesi tecrübe içindir. Tecrübe başlarda boştur zamanla artar ama şans başta dolu gelir ve artmaz, onun bir limit vardır demişti. Bir kaza atlattığınızda şans kesesinden alıp tecrübe kesesine koyarsınız. Şans keseniz 1 eksilir. Eğer hep şans kesesinden harcarsanız günün birinde gerçekten lazım olup elinizi daldırdığınızda o keseyi boş bulursunuz ve o gün sizin için yolun sonudur. Dolayısıyla mümkün olduğunca tecrübe kesesinden harcayıp şans kesesini dolu tutmaya çalışın...
Bu örnek o kadar doğru ve başlangıçta şans kesesinden o kadar çok harcanıyor ki artık o keseye elimi atmaya korktuğum için maksimum dikkat, öngörü ve sahip olduğum az da olsa tecrübemle sürmeye çalışıyorum. Çünkü işimi şansa bırakırsam elimi arttığımda kesenin boş olmasından korkuyorum.
Bir türlü konuya giremedim, gelelim ilk motorumuza. Kawasaki üretiminin başlangıcından itibaren geçen 6 seneye rağmen bence hala yakışıklı ve kesinlikle demode değil. Tamamen zevk meselesi ama bana göre rakipleri olan ve kendisinden 4 sene sonra üretilmeye başlanan Cbr 250r'dan da, bildiğim kadarıyla 2 kez yenilenen Hyosung Gt250r'dan da daha yakışıklı görünüyor. Tabi ki bu benim görüşüm ve genel geçer bir doğruyu yansıtmıyor ama en azından yeni motorumu gösterdiğim birçok arkadaşım (motosikletten çok anlamayıp sırf dış görünüşe göre değerlendirenler) eski motorun daha güzeldi diyor.
Ninja ile yaptığım yolculuklarda hiç kendimi tehlikede hissetmedim, fabrika çıkış lastikleri çok çok iyi olmasa da virajlarda hiç motor altımdan kaçar gibi olmadı, hiç beklemediğim sürpriz bir tepki vermedi. Ve hiç neden daha fazla gitmiyor bu motor da demedim. Tabi bunlar beklentiyle de alakalı, altınızdakinin 250cc bir makine olduğunu bilmeli ve ona göre hizmet beklemelisiniz. 100cc motorla 120 yapıyorum 130 gitmesi için ne yapmam lazım diye konu açan arkadaşlardan olmamak lazım diye düşünüyorum...
Ama amortisör konusu biraz sıkıntı. Tabi bunu sonradan başka başka motorlar sürdükten sonra daha iyi anladım. Yani Ninja 250 ile hass*tir dediğim çukurları farklı motorlarda, örneğin 600f'te, hissetmeyince anladım bir enayilik olduğunu.
Oturuş pozisyonu hiç rahatsız etmedi beni, bence ideal sürüş posizyonuna çok yakındır, çok dik değil ama belini de ağrıtmaz. Motor kullandığını anlarsın ama indiğinde lanet etmezsin. Bir günde 650 km yol yaptım sadece son saatinde dizlerim tutulmaya başlamıştı o da boy sebebiyle, olur o kadar. (1.90)
Çok güzel zaman geçirdim ve çok keyifli yolculuklar yaptım, bana göre eksi yanları şunlardır:
- Bu cc motosiklet için fazla sert amortisör
- Dar gidon turu
- Ve tabi ki gösterge paneli
Artıları:
- Rahat oturuş pozisyonu
-Tatmin edici performans
- Dış görünüm
- Yol tutuş
Bir iki tane de fotoğraf koyalım:
Ve evet ayrılık zamanı geldi, artık daha büyük bir motor istiyorum ama ne olmalı? Aklımda hep supersport makineler var, bir Honda'ya gidiyorum 600rr bakıyorum bir Yamaha'ya gidip r6. Zx 636 ve gsx-r 600'e fiyatları sebebiyle sadece uzaktan bakıp kedi gibi yalanıyorum. Ve bir gün denk geliyor bir tane 2008 r6 deneme sürüşüne çıkıyorum...
Aman allahım, motor beni çok korkutuyor ama bir o kadar da cezbediyor, hadi olmm yapabilirsin çevir şu kolu biraz diyen sol omuzdaki şeytan biraz sonra rüzgardan uçup gidiyor. Saniyeler içinde şehir içi sayılabilecek bir yolda göstergede 200'leri görüyorum ve nasıl olup bittiğini anlayamıyorum bile. 20 dakikalık tur sonunda motordan indiğimde "Nasıldı?" diye soran satıcıya cevap veririken ağzımı toparlayamıyorum, ne söylediğimi şu an hala hatırlamıyorum
Adrenalininin etkisi geçtikten sonra oturup mantıklı düşünmeye çalışıyorum. Birincisi sürerken kendimi motora hiç hakim hissetmedim. Tamam gittim, durdum, viraja girdim ama sanki o motor onları üzerinde ben yokken de yapardı gibi geliyor. Yani bana ait olmayan bir şeye bir süreliğine göz kulak olmuşum ya da o bana göz kulak olmuş gibi. Ya da ne biliyim bir pop star gelmiş, söz gelimi Katy Perry ile Tunalı Hilmi caddesinde tur atmışım ama onu taşıyamamışım, yanında eğreti durmuşum, o da dahil kimse beni sallamamış, yokmuşum gibi davranmış gibi hissedince biraz buruluyorum. Yüzümdeki o tebessüm, yerini Emrah kaşlarına bırakıyor ve alt dudağım bükülüp titremeye başlıyor.
Bir şey daha var. Motora resmen yattığım aklıma geliyor. Uzun süreli ve dengeli ilişkileri seven bir insanın ilk görüşte aşkla evlendiği Katy Perry ile ne kadar süre mutlu yaşayabileceğimi düşünüyorum. Yani ben motorla tatile gitmek istiyorum, yerine göre 2 gün için 1200 km sırtıma omuzlarıma bileklerime kramp girmeden, kambur kalmadan gezebilmek istiyorum.
Ve karar anı. Bu motor şimdilik bana göre değil ya henüz hazır değilim taşıyamam bol gelir diye düşünüyorum ya da Katy Perry'nin göğüsleri sarkmış, basenler şambriyel bağlanmışcasına kilo almış ve çenesinde kıllar çıkmış hali gözümün önüne geliyor ve bu görüntü midemi bulandırıyor... Belki ikisi de.
Bir yandan internetten araştırmayı sürdürüyorum, biraz daha ara form bir makineye ihtiyacım olduğu kesin ama ne olabilir? Okuduklarımdan ER-6F'in fazla sakin, Gsx 650F'in fazla touring kaçtığını görüyorum. Aşırı rüzgar almaları sebebiyle tamemen naked olan makinelere karşı bir antipatim olduğu için ihtimaller giderek azalıyor ve Xj6 Diversion, Cbr 600f ve tam hatırlayamadığım bir iki model daha. XJ6 servis ve bayi problemleri sebebiyle yüzümü ekşitiyor, sonuç olarak internetten şu an sahip olduğum makineyi buluyorum ve alana kadar bir türlü aklımdan çıkmıyor.
Honda Cbr 600FA için bir iki şey söyleyeyim. Öncelikle bu motoru sorduğunuz insanlar birisi ezberletmişcesine "hmm 600f mi? Giydirilmiş Hornet..." derler. Eee? Yani? Aynı insanlara "Honda CB 600 Hornet?" diye sorsasnız "Ooo harika motor" derler. Şimdi burada ironik olan güzel bir şeyi, aslında güzel olan başka bir şeyi kötülemek için kullanmaları. Ben araştırırken de alırken de bunlara çok kulak asmadım, ilk gördüğümde de üzerine oturduğumda da bana çok güzel geldi her şeyden önemlisi iyi hissettirdi.
Yani Cbr 600FA hem aşk hem mantık evliliği yapılabilecek bir motor bence. Misal ben hafta içi koyduğum deponun önünden her geçişimde ona öpücük yolluyorum, ara sıra girip brandayı hafif kaldırıp eteğinin altından çapkın çapkın bakıp gülümsüyor ve hafta sonunu düşünüyorum.
Gelelim bu motorun özelliklerine. Bir kere 211 kilo kontağı açıp hareket etmeye başladığınız andan itibaren hiç hissedilmiyor. Trafikte çok kıvrak. Ninja ile dar gidon turu sebebiyle çok falza yapamadığım aralara girip çıkmak, duran trafikte şerit değiştirerek ilerlemek gibi günlük kullanımda yapılacak şeyler bu motorda o kadar doğal ki kendinizi bir anda 40 yıllık mc donalds kuryesi sanabilirsiniz.
Amortisörler çok konforlu, Ninja ile küfür ederken yaratıcılıkta çığır açtığım arnavut kaldırım yollarda 600fa ile pıtır pıtır hissetmeden ilerliyorum.
Oturuş pozisyonu Ninja'dan daha yatık ama kesinlikle r6 ya da 600rr gibi değil. Kendinizi spor bir motosiklette hissediyorsunuz ama rahatsız değilsiniz, yarım saat sonra bilekleriniz ağrımaya, ayaklarınız karıncalanmaya başlamıyor. İstediğiniz zaman biraz daha yatarak spor sürüşe istediğiniz zaman dikleşerek piyasa mod'a girebiliyorsunuz.
Eğer küçük cc'li bir motordan geçiyorsanız güç konusunda kesinlikle dikkatli olmalısınız. Misal bir göbekten döneceksiniz ve kırmızı ışıkta bekliyorsunuz. Işık yeşile döndüğünde örneğin Ninja'daki alışkanlıkla gazı köklerseniz bir bakmışsınız arka teker yanınızda, arkadaşınız, yoldaşınız olmuş. Elinizi omuzuna atıp sohbete başlayabilirsiniz. Arka tekeri yanınızda görüp "hass*tir o ne lan!" diye paniğe kapılıp gazı aniden kaparsanız hooop, bir hemşire uyandırır sizi kucağında nur topu gibi High Side'ınız ile.
6 bin devire kadar sakin ama kararlı davranan motor 6 binin üzerine çıktığında ön lastiği kaldırmanız için yalvarır. 12 bin devire doğru yaklaştığınzda "lan napıyorum ben, kimim, neredeyim?" gibi sorular sordurabilir. Dikkatli olmak şart!
Motora 3 haftadır biniyorum ve şunu söylemeliyim ki yavaş yavaş alışıyorum ve ancak kendimi hakim hissedebiliyorum. Ama bir yandan hala çekimser davranıyor her an trip yapabileceğini ve başıma ummadığım işler açabileceğini biliyorum.
Honda Cbr 600FA için eksiler diyeceğim ama "ler" fazla oluyor henüz cicim aylarında olduğumuz için kötü huylarını pek göremiyorum. Belki ilerleyen zamanlarda, kavgalarımızda gelip buraya yazarım. Ama bir tane kesin var:
- Gösterge panelinin dijital olması. Yani devir saatini görebilmek için o ilerleyen çizgileri takip etmek çok saçma. Vites göstergesi yok! Madem dijital gösterge yapıyosun vitesi de gösteriver bi zahmet çok mu şey istiyoruz?
Artıları:
- Kim ne derse desin bence çok güzel görünüyor.
- 4 silindir ve 102 beygir güç, küçük cc'li motordan geçince Nazgulê binmiş hissi veriyor.
- Amortisörler sizi hiçbir asfalt yolda üzmeyecek kadar yumuşak, hiçbir virajda "anam bu kaçıyor" demeyecek kadar sert.
- Kombine fren + ABS süper, öyle ki o frenlerden sonra binceğiniz herhangi orta sınıf bir motor size durmayacak gibi geliyor. Özellikle daha küçük makinadan geçecek arkadaşlara bu frenler ilaç gibi gelecektir.
- Yakıtı gidişine göre makul (zaman zaman epey zorlamama rağmen şu ana kadar 5,5 - 6 litre arası yaktım)
- Kenidisinin sizden bir parça oldğuunu hissettiriyor yani demin belirttiğim Katy Perry etkisi yok, en azından benim için
- Buna rağmen hiçbir yerde ezik kalmıyor, bakışlar için biraz gaz vermek yetiyor.
- Spor motosiklet sürmenin hissini konforlu sürüş ve makul fiyatlarda veriyor.
Son söz olarak yazıyı yazma amacıma dönecek olursam, cc büyütecek arkadaşların SS motorlara göre daha uysal olmasına aldanmaması gerekiyor. Geçtiğiniz motorla arasında muhtemelen 70 beygirden fazla bir fark olacak ve bu farkı size hiç ummadığınız anlarda hissettirecek emin olun. Dolayısıyla çok dikkatli kullanmak gerekiyor.
Belki kendine daha az güvenip biraz daha düşük güçte motorlara yönelmek daha mantıklı olabilir, yani ER-6F, Xj6 harika motorlar ve belki de çok yakın özellikleri 20 beygir daha düşük güçte sunuyorlar.
Ama 2. motor olarak en az 600cc'lik SS düşünen arkadaşlara, şans keselerini bir süre daha dolu tutmak adına kesinlikle önce bu makinayı kullanmalarını tavsiye ederim...
Üşenmeden okuyup yazının burasına kadar gelen arkadaşlara teşekkür ederim, herhangi bir soru olursa, bilgim dahilinde seve seve cevaplarım. Herkese kazasız, uzun ve keyifli sürüşler...
Başlıktaki "vs" ifadesine aldanmamak lazım, zira birbirinden farklı sınıflarda olan bu iki motosikleti gerçek anlamda kapıştıracak kadar saf değilim. Amacım bu iki motordan bir tanesi almaya niyetlenen, 250 cc kullanıp cc artırmak isteyen, büyük motor seçerken kararsız kalan ve tabi ki bu iki motoru merak eden arkadaşlara bir parça yardımcı olabilmek, fikir vermek...
Öncelikle biraz Ninja 250r'dan bahsetmek istiyorum. Aslında Kawasaki bayiisine gitmekteki amacım o değil, abisi ER-6F'e bakmaktı. Ama kader işte 2-3 gidişte de ellerinde ER-6F olmaması, ne zaman geleceği konusunda net bir şey söyleyememeleri ve son gidişimde yanımda kız arkadaşımın da olması ve Ninja'nın tipini beğenip beni de heveslendirmesi sonucu bu motoru almaya karar verdim.
Tabi başta ben de herkes gibi 250cc yi küçümsüyor, ben daha büyük motorla başlarım, zaten kendimi biliyorum, kontrollü giderim çok basmam gibi tesellilerle kendimi büyük hacimli motorlara ısındırıyordum. Fakat yukarıda saydığım sebepler olmasaydı bu yazıyı yazıyor olabilir miydim, ondan emin değilim...
Motoru alıp bayiden eve gelişimi hatırlıyorum, arkamda arabayı kız arkadaşım kullanıyor ben, rodaj sebebiyle, 4 bin deviri geçmemem gerektiği için otoyolda 45 km/s gibi bir hızla motosiklette kasılmış halde sopa yutmuş gibi gidiyorum. Uzun süredir ilk motor sürüşümde o hız bile benim için çok yüksekti. 20 km'lik yolu tamamladığımda omuzlarım ve belim ağrıyordu. Kız arkadaşıma "Nasıldım, o kadar da kötü değildim di mi?" diye sorduğumdaki yüz ifadesini hatırlıyorum, bu kadar kötü bir yalancı olması sanırım onu sevme nedenlerimden biri
Lafı anılarımla çok uzatmak istemiyorum, söylemek istediğim motor kullanmayı bilmeyen bir insana 50cc, 100cc nin farketmeyeceği. Ya da başka açıdan bakarsak çok şey farkedeceği. İlk motorumla hiç kaza yapmadım ama çok kaza tehlikesi atlattım. O tehlikeleri şu anki motorumla yaşasaydım muhtemelen anılarımda "tehlike" olarak kalmayacaklardı.
4 sene önce ehliyet almak için eğitime gittiğimde Vehbi abi (Vehbi Ulusan) bir örnek vermişti. Yarım yamalak hatırlıyorum tam olarak böyle değilse de kusura bakmayın: Motor kullanan insan yanında 2 kese taşır. Bunlardan bir tanesi şans bir tanesi tecrübe içindir. Tecrübe başlarda boştur zamanla artar ama şans başta dolu gelir ve artmaz, onun bir limit vardır demişti. Bir kaza atlattığınızda şans kesesinden alıp tecrübe kesesine koyarsınız. Şans keseniz 1 eksilir. Eğer hep şans kesesinden harcarsanız günün birinde gerçekten lazım olup elinizi daldırdığınızda o keseyi boş bulursunuz ve o gün sizin için yolun sonudur. Dolayısıyla mümkün olduğunca tecrübe kesesinden harcayıp şans kesesini dolu tutmaya çalışın...
Bu örnek o kadar doğru ve başlangıçta şans kesesinden o kadar çok harcanıyor ki artık o keseye elimi atmaya korktuğum için maksimum dikkat, öngörü ve sahip olduğum az da olsa tecrübemle sürmeye çalışıyorum. Çünkü işimi şansa bırakırsam elimi arttığımda kesenin boş olmasından korkuyorum.
Bir türlü konuya giremedim, gelelim ilk motorumuza. Kawasaki üretiminin başlangıcından itibaren geçen 6 seneye rağmen bence hala yakışıklı ve kesinlikle demode değil. Tamamen zevk meselesi ama bana göre rakipleri olan ve kendisinden 4 sene sonra üretilmeye başlanan Cbr 250r'dan da, bildiğim kadarıyla 2 kez yenilenen Hyosung Gt250r'dan da daha yakışıklı görünüyor. Tabi ki bu benim görüşüm ve genel geçer bir doğruyu yansıtmıyor ama en azından yeni motorumu gösterdiğim birçok arkadaşım (motosikletten çok anlamayıp sırf dış görünüşe göre değerlendirenler) eski motorun daha güzeldi diyor.
Ninja ile yaptığım yolculuklarda hiç kendimi tehlikede hissetmedim, fabrika çıkış lastikleri çok çok iyi olmasa da virajlarda hiç motor altımdan kaçar gibi olmadı, hiç beklemediğim sürpriz bir tepki vermedi. Ve hiç neden daha fazla gitmiyor bu motor da demedim. Tabi bunlar beklentiyle de alakalı, altınızdakinin 250cc bir makine olduğunu bilmeli ve ona göre hizmet beklemelisiniz. 100cc motorla 120 yapıyorum 130 gitmesi için ne yapmam lazım diye konu açan arkadaşlardan olmamak lazım diye düşünüyorum...
Ama amortisör konusu biraz sıkıntı. Tabi bunu sonradan başka başka motorlar sürdükten sonra daha iyi anladım. Yani Ninja 250 ile hass*tir dediğim çukurları farklı motorlarda, örneğin 600f'te, hissetmeyince anladım bir enayilik olduğunu.
Oturuş pozisyonu hiç rahatsız etmedi beni, bence ideal sürüş posizyonuna çok yakındır, çok dik değil ama belini de ağrıtmaz. Motor kullandığını anlarsın ama indiğinde lanet etmezsin. Bir günde 650 km yol yaptım sadece son saatinde dizlerim tutulmaya başlamıştı o da boy sebebiyle, olur o kadar. (1.90)
Çok güzel zaman geçirdim ve çok keyifli yolculuklar yaptım, bana göre eksi yanları şunlardır:
- Bu cc motosiklet için fazla sert amortisör
- Dar gidon turu
- Ve tabi ki gösterge paneli
Artıları:
- Rahat oturuş pozisyonu
-Tatmin edici performans
- Dış görünüm
- Yol tutuş
Bir iki tane de fotoğraf koyalım:
Ve evet ayrılık zamanı geldi, artık daha büyük bir motor istiyorum ama ne olmalı? Aklımda hep supersport makineler var, bir Honda'ya gidiyorum 600rr bakıyorum bir Yamaha'ya gidip r6. Zx 636 ve gsx-r 600'e fiyatları sebebiyle sadece uzaktan bakıp kedi gibi yalanıyorum. Ve bir gün denk geliyor bir tane 2008 r6 deneme sürüşüne çıkıyorum...
Aman allahım, motor beni çok korkutuyor ama bir o kadar da cezbediyor, hadi olmm yapabilirsin çevir şu kolu biraz diyen sol omuzdaki şeytan biraz sonra rüzgardan uçup gidiyor. Saniyeler içinde şehir içi sayılabilecek bir yolda göstergede 200'leri görüyorum ve nasıl olup bittiğini anlayamıyorum bile. 20 dakikalık tur sonunda motordan indiğimde "Nasıldı?" diye soran satıcıya cevap veririken ağzımı toparlayamıyorum, ne söylediğimi şu an hala hatırlamıyorum
Adrenalininin etkisi geçtikten sonra oturup mantıklı düşünmeye çalışıyorum. Birincisi sürerken kendimi motora hiç hakim hissetmedim. Tamam gittim, durdum, viraja girdim ama sanki o motor onları üzerinde ben yokken de yapardı gibi geliyor. Yani bana ait olmayan bir şeye bir süreliğine göz kulak olmuşum ya da o bana göz kulak olmuş gibi. Ya da ne biliyim bir pop star gelmiş, söz gelimi Katy Perry ile Tunalı Hilmi caddesinde tur atmışım ama onu taşıyamamışım, yanında eğreti durmuşum, o da dahil kimse beni sallamamış, yokmuşum gibi davranmış gibi hissedince biraz buruluyorum. Yüzümdeki o tebessüm, yerini Emrah kaşlarına bırakıyor ve alt dudağım bükülüp titremeye başlıyor.
Bir şey daha var. Motora resmen yattığım aklıma geliyor. Uzun süreli ve dengeli ilişkileri seven bir insanın ilk görüşte aşkla evlendiği Katy Perry ile ne kadar süre mutlu yaşayabileceğimi düşünüyorum. Yani ben motorla tatile gitmek istiyorum, yerine göre 2 gün için 1200 km sırtıma omuzlarıma bileklerime kramp girmeden, kambur kalmadan gezebilmek istiyorum.
Ve karar anı. Bu motor şimdilik bana göre değil ya henüz hazır değilim taşıyamam bol gelir diye düşünüyorum ya da Katy Perry'nin göğüsleri sarkmış, basenler şambriyel bağlanmışcasına kilo almış ve çenesinde kıllar çıkmış hali gözümün önüne geliyor ve bu görüntü midemi bulandırıyor... Belki ikisi de.
Bir yandan internetten araştırmayı sürdürüyorum, biraz daha ara form bir makineye ihtiyacım olduğu kesin ama ne olabilir? Okuduklarımdan ER-6F'in fazla sakin, Gsx 650F'in fazla touring kaçtığını görüyorum. Aşırı rüzgar almaları sebebiyle tamemen naked olan makinelere karşı bir antipatim olduğu için ihtimaller giderek azalıyor ve Xj6 Diversion, Cbr 600f ve tam hatırlayamadığım bir iki model daha. XJ6 servis ve bayi problemleri sebebiyle yüzümü ekşitiyor, sonuç olarak internetten şu an sahip olduğum makineyi buluyorum ve alana kadar bir türlü aklımdan çıkmıyor.
Honda Cbr 600FA için bir iki şey söyleyeyim. Öncelikle bu motoru sorduğunuz insanlar birisi ezberletmişcesine "hmm 600f mi? Giydirilmiş Hornet..." derler. Eee? Yani? Aynı insanlara "Honda CB 600 Hornet?" diye sorsasnız "Ooo harika motor" derler. Şimdi burada ironik olan güzel bir şeyi, aslında güzel olan başka bir şeyi kötülemek için kullanmaları. Ben araştırırken de alırken de bunlara çok kulak asmadım, ilk gördüğümde de üzerine oturduğumda da bana çok güzel geldi her şeyden önemlisi iyi hissettirdi.
Yani Cbr 600FA hem aşk hem mantık evliliği yapılabilecek bir motor bence. Misal ben hafta içi koyduğum deponun önünden her geçişimde ona öpücük yolluyorum, ara sıra girip brandayı hafif kaldırıp eteğinin altından çapkın çapkın bakıp gülümsüyor ve hafta sonunu düşünüyorum.
Gelelim bu motorun özelliklerine. Bir kere 211 kilo kontağı açıp hareket etmeye başladığınız andan itibaren hiç hissedilmiyor. Trafikte çok kıvrak. Ninja ile dar gidon turu sebebiyle çok falza yapamadığım aralara girip çıkmak, duran trafikte şerit değiştirerek ilerlemek gibi günlük kullanımda yapılacak şeyler bu motorda o kadar doğal ki kendinizi bir anda 40 yıllık mc donalds kuryesi sanabilirsiniz.
Amortisörler çok konforlu, Ninja ile küfür ederken yaratıcılıkta çığır açtığım arnavut kaldırım yollarda 600fa ile pıtır pıtır hissetmeden ilerliyorum.
Oturuş pozisyonu Ninja'dan daha yatık ama kesinlikle r6 ya da 600rr gibi değil. Kendinizi spor bir motosiklette hissediyorsunuz ama rahatsız değilsiniz, yarım saat sonra bilekleriniz ağrımaya, ayaklarınız karıncalanmaya başlamıyor. İstediğiniz zaman biraz daha yatarak spor sürüşe istediğiniz zaman dikleşerek piyasa mod'a girebiliyorsunuz.
Eğer küçük cc'li bir motordan geçiyorsanız güç konusunda kesinlikle dikkatli olmalısınız. Misal bir göbekten döneceksiniz ve kırmızı ışıkta bekliyorsunuz. Işık yeşile döndüğünde örneğin Ninja'daki alışkanlıkla gazı köklerseniz bir bakmışsınız arka teker yanınızda, arkadaşınız, yoldaşınız olmuş. Elinizi omuzuna atıp sohbete başlayabilirsiniz. Arka tekeri yanınızda görüp "hass*tir o ne lan!" diye paniğe kapılıp gazı aniden kaparsanız hooop, bir hemşire uyandırır sizi kucağında nur topu gibi High Side'ınız ile.
6 bin devire kadar sakin ama kararlı davranan motor 6 binin üzerine çıktığında ön lastiği kaldırmanız için yalvarır. 12 bin devire doğru yaklaştığınzda "lan napıyorum ben, kimim, neredeyim?" gibi sorular sordurabilir. Dikkatli olmak şart!
Motora 3 haftadır biniyorum ve şunu söylemeliyim ki yavaş yavaş alışıyorum ve ancak kendimi hakim hissedebiliyorum. Ama bir yandan hala çekimser davranıyor her an trip yapabileceğini ve başıma ummadığım işler açabileceğini biliyorum.
Honda Cbr 600FA için eksiler diyeceğim ama "ler" fazla oluyor henüz cicim aylarında olduğumuz için kötü huylarını pek göremiyorum. Belki ilerleyen zamanlarda, kavgalarımızda gelip buraya yazarım. Ama bir tane kesin var:
- Gösterge panelinin dijital olması. Yani devir saatini görebilmek için o ilerleyen çizgileri takip etmek çok saçma. Vites göstergesi yok! Madem dijital gösterge yapıyosun vitesi de gösteriver bi zahmet çok mu şey istiyoruz?
Artıları:
- Kim ne derse desin bence çok güzel görünüyor.
- 4 silindir ve 102 beygir güç, küçük cc'li motordan geçince Nazgulê binmiş hissi veriyor.
- Amortisörler sizi hiçbir asfalt yolda üzmeyecek kadar yumuşak, hiçbir virajda "anam bu kaçıyor" demeyecek kadar sert.
- Kombine fren + ABS süper, öyle ki o frenlerden sonra binceğiniz herhangi orta sınıf bir motor size durmayacak gibi geliyor. Özellikle daha küçük makinadan geçecek arkadaşlara bu frenler ilaç gibi gelecektir.
- Yakıtı gidişine göre makul (zaman zaman epey zorlamama rağmen şu ana kadar 5,5 - 6 litre arası yaktım)
- Kenidisinin sizden bir parça oldğuunu hissettiriyor yani demin belirttiğim Katy Perry etkisi yok, en azından benim için
- Buna rağmen hiçbir yerde ezik kalmıyor, bakışlar için biraz gaz vermek yetiyor.
- Spor motosiklet sürmenin hissini konforlu sürüş ve makul fiyatlarda veriyor.
Son söz olarak yazıyı yazma amacıma dönecek olursam, cc büyütecek arkadaşların SS motorlara göre daha uysal olmasına aldanmaması gerekiyor. Geçtiğiniz motorla arasında muhtemelen 70 beygirden fazla bir fark olacak ve bu farkı size hiç ummadığınız anlarda hissettirecek emin olun. Dolayısıyla çok dikkatli kullanmak gerekiyor.
Belki kendine daha az güvenip biraz daha düşük güçte motorlara yönelmek daha mantıklı olabilir, yani ER-6F, Xj6 harika motorlar ve belki de çok yakın özellikleri 20 beygir daha düşük güçte sunuyorlar.
Ama 2. motor olarak en az 600cc'lik SS düşünen arkadaşlara, şans keselerini bir süre daha dolu tutmak adına kesinlikle önce bu makinayı kullanmalarını tavsiye ederim...
Üşenmeden okuyup yazının burasına kadar gelen arkadaşlara teşekkür ederim, herhangi bir soru olursa, bilgim dahilinde seve seve cevaplarım. Herkese kazasız, uzun ve keyifli sürüşler...