Yıl 1915
18'indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu,
Geçilmez bu boğaz...
Geçilmez bu boğaz...
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz...
Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i...
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor...
Türk'üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..
alıntıdır....
---------- Post added at 22:55 ---------- Previous post was at 22:53 ----------
O elinde tuttuğun zarf
bir ihanet anında örülmüştür
Ve zarfın içindeki kağıt
er mektubudur görülmüştür
Doğum günüm bu gün 3 Aralık
Ve şafak karanlık
Bu mektubu sana yazıyorum anne
Dün sevdiğimle ayrıldık
Son mektubuymuş bana yazdığı
Bir daha yazmayacakmış
Demek sevda ayrılığa bir ay dayanırmış
Ve asker ocağında terkedilmek de varmış
Bu mektubu sana yazıyorum anne
Bu gün doğum günüm 3 Aralık
Ve şafak karanlık
3-5 nöbetindeydim dün gece
Bir şarjörün boşluğunda içtim son sigaramı
Ve yorgan gibi üstümü örttü kar siperde
Sabaha karşı biraz içim geçmiş
Hayalin gözümün önüne geldi anne
Kızkardeşimi de verdiğinden beri sevdiğine
Bir ben bir de sen kaldın geriye
Üzülme anne üşümüyorum
Bekliyorum elim tetikte
Bekliyorum memleketi ve seni
Ve artık beklemiyorum beni beklemeyen sevdiğimi
Beklemiyorum yüreğimi ve aşkımı
Soğuk siperde yalnız bırakan sevgiyi
Ve bekliyorum anne elim tetikte
Eğer girerse menzile vurup öldüreceğim
Hem aşkı hem sevgiyi
Geçen gece karakolu bastılar
Kurşunlar yağmur gibi yağdı üzerimize
Garip gelecek belki sana ama
Ortalık bayram yeri gibi oldu anne
Biliyormusun o an hiç korkmuyorsun
Herkes kendini bir sipere atıyor
Ve gecenin karanlığında kurşun yerine
Işıl ışıl yıldızlar yağıyor sanki üzerimize
Ve ölüm bile aklımıza gelmiyor anne
Canlar canlar gidiyor
Gidiyor canlar
Ve kimbilir ne zaman bahar
alıntıdır...
Onbeş Candık Dün Onbeş Delikanlı
onbeş candık dün hepimiz
hepimiz delikanlı
uykuda değildi yüreğimiz
ne de pusuda
güpegündüz yolda…
onbeş candık dün hepimiz
gidiyorduk bir heyecanla
bayramda telefon bekler diye
anamız,babamız ve sevdalarımız
hepsi bir umutla yüreğimizde..
Kara gecelerde korkmadık
İnce vücutlarımız yenmişti
Gecenin içindeki sessiz pusuları
Ne de dermanı kalmamış oldu
İnce ve güçlü bacaklarımızın
Bir sevda taşıyorduk hepimiz ellerimizle
Hepimizin yüreğinde bir inanç
Bakmayın sırtımızda ölüm makinelerine
Hepimiz yüreğimizde sevgi taşıyorduk
Gözlerimiz geleceğini arıyordu sevdaların
Güpegündüz analarımızın yüreğine ateş düştü
Babalar yine “vatan sağolsun” diyecek
Başsağlığı telgraflarına konu olacağız yine
Yine resimlerimiz çıkacak gazetelerde
Yayın yönetmenlerinde haber yapmanın mutluluğu
Hep böyle onbeş can birden ölelim diyoruz artık
onbeş can toplasan bir haber ediyor ancak gazetelerde
adımız anca yazılıyor,basılıyor resmimiz
ancak ilk haber oluyoruz toplanıyor kabineler
ve sesimiz ancak duyuluyor yüreklerinizde
Bizi sevdayla uğurladığınız coğrafyalardan
Canhıraş ağlamalarla karşılıyorsunuz şimdi
Şimdi değil vakti amaçsız ağlamaların
Sırtımızdan alın yüklerimizi kalmasın
Kalmasın sevdamız yollarda, yüreklerimiz susmasın
Onbeş candık dün hepimiz
Onbeş delikanlıydık
Dün sırtımızda taşıyorduk kurşunları
Şimdi içinde vücutlarımızın
Dün bilmezdi hiçbiriniz varlığımızı
Şimdi dillerinizde adlarımız