Motor Kardeşliği
Merhabalar arkadaşlar.
Eskiden paylaşırdık motor dünyasında yaşadıklarımızı ara sıra. Bir süredir işe güce dalıp çekildik sanal âlemden. Şöyle bir göz attım sayfaya, tanıdık kimler var diye, gidenler, yeni katılanlar olmuş gruba. Az sayıda da olsa hâlâ tanıdık isimlere rastlamak güzel. Allah sağlık sihhât afiyet versin herkeslere.
Bugün, epey zaman sonra gruba yazmamın biraz tatsız bir sebebi var aslında ve bunu paylaşmak istiyorum sizlerle, izninizle.
28 Eylül Salı akşamı saat 20:00 sıralarında Şirinevler girişindeki AVM’ye düştü yolum. Kapalı otoparkın motosikletlere ayrılan kısmına yönlendiğimde orada park halinde başka bir SYM GTS görmenin mutluluğuyla hemen yanı başına bıraktım motorumu. Ve park edip ayrılmadan önce, ‘Motor Kardeşliği’ gereği, iyice bir inceledim diğer makineyi.
İşimi halledip yarım saat sonra otoparka geri geldiğimde, yan tarafına park ettiğim GTS ayrılmıştı. “Karşılaşsaydık ne güzel sohbet ederdik” diye içimden geçirirken, bir yandan da motorumu çalıştırmaya hazırlanıyordum ki, torpidonun sol üst kısmında, soğutma suyunu doldurduğumuz haznenin üzerinde bulunan plastik dış kapağın yerinde olmadığını fark ettim.
İşte beni bu yazıyı yazmaya iten sebep de bu kayıp kapak sevgili arkadaşlar. Kapağımın yerinde olmadığını fark ettiğim o andan itibaren içimdeki şeytanla baş etmekte zorlanıyorum. Çünkü sürekli dürtüyor beni: “küfret, beddua et ya da polise şikâyet et” diyerek.
-“Yaa nerden biliyorsun onun aldığını, belki düşmüştür” diyorum;
-“saçmalama! Üç sene boyunca yirmi bin kilometre yaptın düşmedi de şimdi niye düşsün, üstelik tornavidayla bile zor çıkıyor yerinden” diyerek sözümü kesiyor;
-“belki başkası almıştır, onun aldığını görmedik” diyecek oluyorum,
-“kendini kandırma, biliyorsun eleman, güneşten beyazlayan gövdedeki bütün parçaları değiştirmişti, serviste yeni kapak olmadığı için de kapağı taktıramamıştı, seninkini söktü, bunda anlamayacak ne var” diye susturuyor beni.
Bir haftadır direniyorum şeytanıma, ama kurtulamıyorum; eksik kapağı gözüme sokmasın diye binmediğim park halindeki motorumun yanından geçerken:
-“Küfret” diye fiştekliyor;
-“bana yakışmaz” diyorum.
-“bari beddua et” diyor.
-“iki teker üstünde gidiyor, onun da bir ailesi vardır, hak etmese de onu seven, başına bir hâl geldiğinde, yüreği yanacak merhamet âbidesi anası vardır” olmaz diyorum.
-“AVM’nin güvenlik kamerasından plakasını tespit et, polise ver; ya da servislerden komple gövde değiştirenleri araştır, kim olduğunu bul, adresini al, git ağzını burnunu kır” diye gazlıyor, uymamaya çalışıyorum.
“Makineyi baştan aşağı iyice incelemiştin, motorun kime ait olduğunu ortaya kayacak bir sürü detayı hatırlıyorsun, mail gruplarına yaz, tanıyanlar nezdinde itibari beş paralık olsun bari” diye yönlendiriyor, kulak vermiyorum.
“Pahalı bir şey değil, yenisini alıp takayım da, kurtulayım bu çileden” düşüncesiyle servisleri, hâttâ İzmir’i bile aradım “elimizde yok, bir ay sonra gelecek” dediler.
Yani sevgili dostlar, anlayacağınız bir süre daha çekeceğiz bu çileyi.
Ama yine de; yaşadığımız olumsuzluklara takılıp, ‘Motor Kardeşliği’ne olan inancımızı yitirmeyeceğiz asla.
Sevgi ve dostlukla
Musis/05 Eylül 2010