4.Gün ERZURUM- AĞRI DOĞUBAYAZIT
Erzurum’da Dedeman Uygulama Otelinde konakladık.. Gerçekten A kalite bir otel.. Kahvaltı tek kelime ile mükemmel.. Odalar suit.. Gecelik 2 kişilik oda 65 TL..
Sabah erken kalkmaya gayret ettik..
Lakin benim gevşeyen ön siperlik vardı.. Önce bir motosiklet tamircisi bulup camı sıkılatmam gerekiyordu.. Motosiklet tamircileri Kars Kapıda var dediler.. 30 dakikamız Kars kapıyı aramakla geçti.. En nihayet tamirciyi bulmuştuk…
Tamirci camı sıkıladıktan sonra bana dönüp; peygamber efendimizin öz torunlarından Abdurrahman Gazi beyefendimizin kabrini ziyaret etmemiz konusnda bizleri sıkı sıkı tembih etti.. Ben pek oralı olmayınca resmen yalvardı.. Yolunuzun üzeri dedi.. Hatta orada mucize yolu var dedi… Gidin görün dedi…
Bende gülümseyerek “Nedir bu mucizevi yol ki” dedim.. Gidiniiz ve görünüz dedii. Bir yol var, motorlarınızın kontağını kapatın ve motorlar yokuş çıkacak dedi….
İçimden allah günahlarımı affettsin.. “Zeki Müren’de bizi görecek mi” dedim…
Neyse bi’şey kaybetmeyiz dedim… Yoldan sadece 3.5 km kadar yokuş dağa tırmandık.. Yaklaşık 2300 m lerde türbeyi gördük…
Ruhuna bir fatiha adettendir diye hepimiz dualarımızı okuduk…
Mucizevi yolu merak ediyordum.. Gittik.. Yolu gördüm.. Yaklaşık 5 derecelik bir eğim vardı.. Motorları Özgür’le durdurduk… Özgür hadi be Selçuk bırak yola koyulalım uğraşma böyle boş şeylerle dese de bende denemesi bedava kardeş.. Denemeden gitmeyelim dedim….
Motorun marşını kapattım.. Vitesi boşa aldım… Motorumda yemin ederim 100 kg lık da bagajım vardı….
İnanılmazdı….. Ve motor aheste aheste yukarı çekilmeye başladı… Sonra hızlandı.. 10 km/h den 20 km/h kadar hızım arttı.. İnanılmazdı.. Yaklaşık 150 m beni dağa doğru çekti ve sonra tık diye durdurdu…
Dumur vaziyette idim... Allah allah bu ne iş yahu...
Donmuş kalmıştık… Sonra içimden tekrar Abdurrahman Gazi hazretleri ruhuna bir fatiha daha okudum….
Daha sonra Erzurum çıkışı Pasinlere geldik… Burada 200 yıllık bir çayocağı varmış… 1800’ler den beri çay pişermiş.. Hiç çaysız gün olmamış orada.. Başbakanlarımızdan Adnan Menderes ten tutunda Tansu Çillere kadar herkesin resmi var orada.. Bizde orada birer çay içelim dedik.. Ve Pasinler tabelasından içeri süzüldük… Küçük bir yer lakin sımsıcak kanlı insanlar…
Hemen sorduk bize gösterdiler… Çay ocağının önünde bir resim çektirip yerlerimize geçtik..
Tam bir Erzurum havası var çay ocağında.. Çok hoş yanan odun kokusu ve çıtırdısına taze demlenen çayın kokusu karışmış… Çok hoş idi…
Sonra meraklı gözler altında çayımızı içerken çay ocağındakilerden birisi dayanamaz sorar…
Selam aleyküm…
Aleyküm selam..
Nerden?
Antalya’dan… (Dumur durumları)
Yaa.. Eyi, eyi, pek gözel…. (normal bi’şey miş durumları)
Çaydan bir yudum höpürdeterek içildikten sonra beklenen ikinci soru gelir…
Nereye?
Ağrı-Doğubayazıt’a…. (daha da dumur vaziyetleri…) Beklenen cevap sarıkamış olacakken…
Doğubayazıt mı?
Evet..
Ne var ki orda? Bi’şey yok merak bizimkisi der sohbet açılır…
Yakup idi dostumun adı… O sıcacık yüreği ile yolda olduğumuzdan sebeb; acıkmış olduğumuzu düşünür… Gider bize fındık ezmeli, bal, çeçil peyniri ve sıcak yufka ekmek getirir.. Yakup gündelik çalışan işçidir ama gönlü çok kimseden zengindir.. Ne de olsa IŞIK DOĞUDAN YÜKSELİYOR YAKUP kardeşim….
Yakup’a teşekkür eder, yola koyulmamız gerektiğini söyleriz.. Birde 40 günlük bir bebeği olduğunu duyunca adettir diye bebeğine hediye vermeyi unutmayız.. Ne de olsa Işıkta batıdan batar…)
Bu sırada motorlarımıza binerken 20 kişi gene toplanır.. O sırada bir dede.. 90 yaşında idi..
Oğul nirden?
Antalyadan…
Entelyemi?
He dede..
Bu kiz nire oturir bunda…
Buraya dede..
Siirmi bura? (Sığıyormu buraya)
Siir siir …
Sen nire otirin…
Buraya…
Hele pak pu işe yav.. (Hele bak bu işe allah allah)
Neyse kalın sağlıcakla… Der Ağrı ya gaz açarız…..
Ağrı’ya doğru gaz açarız.. Hedef Eleşkirttir.. Ama doğu Anaolu coğrafyası daha da bir güzelleşirken yollar kötüleşmeye başlar…
Dağlarımız yemyeşildir… Alp dağlarından güzeller….
Saç geçiti ürkütür eşimi.. Ama bir o kadar da güzeldir…
Köyler fakirdir…..
Nihayet 200 km lik çakırlı çukurlu riskli sürüşten sonra Ağrı’dayız… Yollarda 100 km/h ile giderken birden futbol topunu yutacak çukurlar olması çok riskli idi.. Bunlardan en az 10 tanesini herhalde 1 cm le kurtarmıştım…. Bazılarının içine düştüm, çoğu kez cant bu sefer gitti dediğimde bi’şey yoktu.. Offf allahım bu şekilde sanırım 200 km sürdük…
Ağrı bu kadar dostlar..Bir ufak göbek onu dikine kesen iki adet yol.. Halk gerçekten fakir.. Köylerdeki yapılar çok zayıf… Taşlar üstüste konularak yapılmış yapılar.. Sağlıksız..
Ağrı Adalet Sarayı…
Ağrı’da yapacak çok fazla bir iş yoktur.. Çaresiz çıkarız.. Ama yol gene bozuktur.. Hava sıcak, yol ya sıcak ziftli asfalt, yada toz toprak.. Önce zift olup katrana bulanıp sonra toz, toprak, çakıl içinde 180 km motor sürdük…
Bu arada benim depo üstü çantamın mıknatıslı olan yerine kum girer.. Çantayı çıkarırken depom cırrrtttt cırttttt cıııırrty diye 3 yerinden çizilir….
Yol bitmez… Sıcak bir taraftan lakin etrafta kar vardır inanılmaz bir görüntüdür bu… Kar ve cehennem sıcakları……
Zift ve katran oluruz.. Katran olduğumuz yerlere toz toprak kum, pislikler yapışır.. Hoplayarak zıplayarak yol gideriz.. Titreşmediğimiz kıpraşmadığımız hiçbir şeyimiz kalmaz…
Artık Türkiye’nin en doğusundayız.. Ötesi Türkiye için yok.. Sınır..
Ama kontrolde askerlerimiz durdurur.. Sırf merak diye.. Sohbet edecek dost ararlar o sebeble….
Yoksa kimse bagajlarımıza bakmaz bile…
Nihayet DoğuBayazıt..
En yüksek dağımız olan Ağrı Dağımız… 5137 m…
İshakpaşa Otelinde kalırız.. Ama çok kötüdür.. İki kişi 50 TL öderiz.. Ama tavsiye etmem.. Battaniyeler, kapılar, WC falan çok kötü idi.. Asla…
İlçe değişik.. Türkiyedeki diğer ilçelerde olmayan değişik bir hava var burada.. İner inmez şehri koklar koklamaz bu farkı hissedeceğinize eminim.. Tek kelime ile DEĞİŞİK, FARKLI..
Ancak yemekler doğuda hep güzel.. Ağrı Dağı manzarasında ben sarma beyti alırım, Özgür ciğer alır.. Ciğer tek kelime ile mükemmel gelmiştir…
Tüm gün zift, katran, toz toprak içinde idik…Sabahleyin İshakpaşa sarayını gezip Iğrdır üzerinden Kars’a geçmek niyetimiz vardır.. Bakalım…..
Devam edecek..