- Katılım
- 20 Mar 2006
- Mesajlar
- 3,261
- Konu Yazar
- #1
2 yıldır Tuz Gölü'ne gitmeyi planlıyordum ancak gönlüm hep denizden yana kaydığından göl gezisini erteliyordum. Eh, artık Batı Karadeniz'in azgın sularıyla boğuşma mevsimi çoktan geçtiğine ve içimde de havalar soğumadan son bir gezi yapma isteği olduğuna göre, Tuz Gölü'nün sırası gelmişti.
Cumartesi gecesi bu şekilde ani bir kararla çantamı hazırlayıp yattım. Pazar sabahı da (dün) elimi yüzümü yıkayıp bir kahve+sigara içerek kendime geldikten sonra hemen motorun yanına koşarak lastik basınçlarını kontrol edip ayarladım, zinciri sprey ile güzelce temizleyip yağladım ve diğer kontrol ve hazırlıkları da yaptıktan sonra marşa bastım.
Adet üzere, önce km göstergemin fotosu:
Uyandıktan sonra hemen kahvaltı yapamayan biri olduğum için, 24. km'de Gölbaşı ilçesinde durarak kahvaltımı yaptım. Bu beni tamamen kendime getirdi.
Şereflikoçhisar'a 100 km olduğuna göre, Tuz Gölü yaklaşık 90 km sonra başlayacak. Gölün toplam uzunluğu 80 km.
Bu yol eskiden çok güzeldi. Şimdi sıradan bir karayolu haline gelmiş. Yer yer karşınıza çıkan yamalar fena hoplatıp zıplatıyor.
Gidiş çok keyifli olmadı. Kuvvetli bir rüzgar vardı ve bugüne kadar karşılaşmadığım şekilde TIR yoğunluğu mevcuttu. Önümde seyreden tırın neden olduğu türbülanstan kaçmak için geri kalayım diyorum, arkamda 4-5 tır daha var. Sollayayım şunu diyorum, onun önünde birkaç tır var. Gidiş yolculuğunun neredeyse yarısı bu şekilde geçti. Ancak dönüş yolculuğu çok güzel oldu.
Hemen kendimi Konya Makası denen yol ayrımındaki bir mola yerine attım. Ohh be, 2 bardak çay iyi geldi bu sersemletici yolculuğun üstüne.
Ve eveet, Gölün kuzeyden başladığı noktadayız. Göl tamamen kuru, bu mevsimde böyle olması normal. Su ile dolduğu zamanda ortalama derinliği 1,5 m oluyor. Daha önceki yıllarda otobüs ile geçerken, gölün başka yerde göremeyeceğimiz tatlı maviliğine hayran olmuştum.
Gölü gördüğüm ilk noktada hemen yol kenarında kamyonlar için yapılan park yerinde durdum. Zeminde henüz tuz ve toprak karışık görünüyor.
Park yerindeki motorum. Bu arada bu durmayı sigara molası olarak değerlendiriyorum.
Gölün haliyle pek çok noktadan giriş yeri var. Daha fazla ilerlemeye en azından bu seferlik gerek görmüyorum ve birbirine çok yakın bu iki giriş yerinin ilkinden içeriye dalıyorum.
Yolculuk tam 136 km sürmüş.
Bu yolculuğun üstüne şimdi bir çay iyi gider gene.
Tuz Gölü kedisi.
Ve işte Tuz Gölü
Kıyı bölgelerinde yer taş gibi sert. İçeriye doğru ilerledikçe zeminde belirli belirsiz nemlenme başlıyor.
Buraya gezmeye gelenler tuz üzerinde çıplak ayakla dolaşıyor. Ayaklar için iyi olduğu söyleniyor. Buralardan çok daha ileride tuz işletmeleri var. Bu bölgedeki tuz henüz işlenmiyor.
Yanıma yaklaşan, çıplak ayaklarına sert ve biçimsiz zemin artık batmaya başladığı için benimle konuşurken ayaklarını birbirine sürtüp duran 15-16 yaşlarında bir genç güneş batarken harika resimler çekebileceğimi söyledi. Ama o kadar beklemem mümkün değildi maalesef.
Uçsuz bucaksız beyazlık, ufka kadar her yer tuz.
Soframızdaki tuzun işlenmemiş hali. Doğal tuz.
Herkese keyifli nice geziler dilerim. :cat:
Tuz Gölü hakkında kısa bir ansiklopedik bilgi: (Kaynak: Wikipedia)
Tuz Gölü yüzölçümü bakımından Türkiye'nin üçüncü büyük gölüdür. İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara, Konya ve Aksaray illerinin sınırının kesiştiği yerde yer alır. Türkiye'nin tuz ihtiyacinin %60'ından fazlası bu gölden sağlanır. Ayrıca Tuz Gölü Türkiye'nin en sığ gölüdür. Tuz Gölü Lut Gölü'nden sonra %32,9'luk tuz oranıyla Dünyanın en tuzlu ikinci gölü olma özelliğine de sahiptir. Deniz seviyesinden 905 metre yüksekte ve maksimum ölçüleri kuzeyden güneye 80, doğudan batıya ise 50 kilometredir. Çevresinde 3,000,000'a yakın nüfus gücü tutar.
Yokolma tehdidi
Tuz Gölü, Aksaray Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Semih Ekercin tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 1915 yılından beri %85 oranında küçülmüştür. Semih Ekercin'e göre mevcut şartların devam etmesi durumunda 2015 yılında tamamen yok olma tehdidi altındadır.
Cumartesi gecesi bu şekilde ani bir kararla çantamı hazırlayıp yattım. Pazar sabahı da (dün) elimi yüzümü yıkayıp bir kahve+sigara içerek kendime geldikten sonra hemen motorun yanına koşarak lastik basınçlarını kontrol edip ayarladım, zinciri sprey ile güzelce temizleyip yağladım ve diğer kontrol ve hazırlıkları da yaptıktan sonra marşa bastım.
Adet üzere, önce km göstergemin fotosu:
Uyandıktan sonra hemen kahvaltı yapamayan biri olduğum için, 24. km'de Gölbaşı ilçesinde durarak kahvaltımı yaptım. Bu beni tamamen kendime getirdi.
Şereflikoçhisar'a 100 km olduğuna göre, Tuz Gölü yaklaşık 90 km sonra başlayacak. Gölün toplam uzunluğu 80 km.
Bu yol eskiden çok güzeldi. Şimdi sıradan bir karayolu haline gelmiş. Yer yer karşınıza çıkan yamalar fena hoplatıp zıplatıyor.
Gidiş çok keyifli olmadı. Kuvvetli bir rüzgar vardı ve bugüne kadar karşılaşmadığım şekilde TIR yoğunluğu mevcuttu. Önümde seyreden tırın neden olduğu türbülanstan kaçmak için geri kalayım diyorum, arkamda 4-5 tır daha var. Sollayayım şunu diyorum, onun önünde birkaç tır var. Gidiş yolculuğunun neredeyse yarısı bu şekilde geçti. Ancak dönüş yolculuğu çok güzel oldu.
Hemen kendimi Konya Makası denen yol ayrımındaki bir mola yerine attım. Ohh be, 2 bardak çay iyi geldi bu sersemletici yolculuğun üstüne.
Ve eveet, Gölün kuzeyden başladığı noktadayız. Göl tamamen kuru, bu mevsimde böyle olması normal. Su ile dolduğu zamanda ortalama derinliği 1,5 m oluyor. Daha önceki yıllarda otobüs ile geçerken, gölün başka yerde göremeyeceğimiz tatlı maviliğine hayran olmuştum.
Gölü gördüğüm ilk noktada hemen yol kenarında kamyonlar için yapılan park yerinde durdum. Zeminde henüz tuz ve toprak karışık görünüyor.
Park yerindeki motorum. Bu arada bu durmayı sigara molası olarak değerlendiriyorum.
Gölün haliyle pek çok noktadan giriş yeri var. Daha fazla ilerlemeye en azından bu seferlik gerek görmüyorum ve birbirine çok yakın bu iki giriş yerinin ilkinden içeriye dalıyorum.
Yolculuk tam 136 km sürmüş.
Bu yolculuğun üstüne şimdi bir çay iyi gider gene.
Tuz Gölü kedisi.
Ve işte Tuz Gölü
Kıyı bölgelerinde yer taş gibi sert. İçeriye doğru ilerledikçe zeminde belirli belirsiz nemlenme başlıyor.
Buraya gezmeye gelenler tuz üzerinde çıplak ayakla dolaşıyor. Ayaklar için iyi olduğu söyleniyor. Buralardan çok daha ileride tuz işletmeleri var. Bu bölgedeki tuz henüz işlenmiyor.
Yanıma yaklaşan, çıplak ayaklarına sert ve biçimsiz zemin artık batmaya başladığı için benimle konuşurken ayaklarını birbirine sürtüp duran 15-16 yaşlarında bir genç güneş batarken harika resimler çekebileceğimi söyledi. Ama o kadar beklemem mümkün değildi maalesef.
Uçsuz bucaksız beyazlık, ufka kadar her yer tuz.
Soframızdaki tuzun işlenmemiş hali. Doğal tuz.
Herkese keyifli nice geziler dilerim. :cat:
Tuz Gölü hakkında kısa bir ansiklopedik bilgi: (Kaynak: Wikipedia)
Tuz Gölü yüzölçümü bakımından Türkiye'nin üçüncü büyük gölüdür. İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara, Konya ve Aksaray illerinin sınırının kesiştiği yerde yer alır. Türkiye'nin tuz ihtiyacinin %60'ından fazlası bu gölden sağlanır. Ayrıca Tuz Gölü Türkiye'nin en sığ gölüdür. Tuz Gölü Lut Gölü'nden sonra %32,9'luk tuz oranıyla Dünyanın en tuzlu ikinci gölü olma özelliğine de sahiptir. Deniz seviyesinden 905 metre yüksekte ve maksimum ölçüleri kuzeyden güneye 80, doğudan batıya ise 50 kilometredir. Çevresinde 3,000,000'a yakın nüfus gücü tutar.
Yokolma tehdidi
Tuz Gölü, Aksaray Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Semih Ekercin tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 1915 yılından beri %85 oranında küçülmüştür. Semih Ekercin'e göre mevcut şartların devam etmesi durumunda 2015 yılında tamamen yok olma tehdidi altındadır.