Osmaniye İl Temsilcisi
- Katılım
- 3 Eki 2007
- Mesajlar
- 356
- Konu Yazar
- #1
Geçen haftadan bu yana sözleştiğimiz üzere 17.11.2008 Pazar günü saat 09’da petrolde buluşuyoruz ancak Hakan’ın bir müşterisinin arabası yolda kalmış, hakanın birazcık onunla ilgilenmesi nedeniyle ancak saat 10 gibi hareket edebiliyoruz. Şehrin merkezinde bulunan Kurtuluş mahallesinin hemen bitiminden giriyoruz araziye. Durdu Honda 185 S, Hakan DT 125, bende WR 426 ile katılıyorum geziye. İlyas abi bu iş yerinde bir takım tadilatlar yapması nedeniyle aramızda yok, onun yerine Kankam Selim geliyor İlyas abinin DT si ile. Kankamın ilk arazi deneyimi olduğu için onu bu gezide bol bol yerde göreceğiz. Ama kankamı taktir ve tebrik etmeden de geçemicem, çünkü ilk arazi denemesi olmasına rağmen sonuna kadar peşimizden geldi, düşe kalka ve hafif bir sakıtlıkla da olsa parkuru bizimle birlikte tamamladı.
Ve artık yollardayız, buyurun ilk fotoğraflar.
Not: Fotoğrafların bitimine yeni video linkleri eklenmiştir.
Hakan derenin içinde cırmalıyor yine.
Ve sıra Kankamda, ha gayret kanka, süpersin.
Çok yumuşak bir topraktan oluşan bir yokuş var, en önden ben çıktım tabiki ordan, öncesinde durdu abinin çıkma çabaları…
Ve şimdi sıra Hakanda
Kankam çıkmaya çalışıyor ama nafile…
Kankamın motorunu ben çıkarıyorum, ama DT ile bende çıkamadım, cırmalıyorum.
Ve dinlenme zamanı.
Yeniden yollardayız.
Kankam o kadar çok yorulmuş ki şaftı kaymış.
Durdu’nun trial motorlara özenip kaya üzerinde cross denemesi. Tabiki sonunda palazlanıyor
Bulunduğumuz yerin doğasından bir görüntü.
Kankam dar bir yerden geçerken sağ ayağını toprak ve taş tömbeğine vurdu, canının yandığı ne kadar da belli. Ne yaparsın acemilik işte, düşe kalka öğrenecek.
Yemek ve dinlenme molası…
Hakan kankamın kırılan vites kolunu kaynatmaya, Durdu da düşürdüğü telefonu aramaya gitti. Kankamla biz de yemek hazırlıkları için odun toplayıp, ateşi yakıyoruz, sonrasında aliminyum çaydanlıkla koyuyoruz çayın suyunu ocağa, biraz üflüyoruz çayın altına ama iş olacak gibi değil, başımız dönmeye başlıyor, kankam hemen pratik zekasını kullanıp pompayı çıkarıp getiriyor… Crosscu zekası işte.
Yemek hazır…
Hakan vites kolunu kaynatmış, durdu telefonunu bulmuş, sorun yok artık yemeğimizi yiyebiliriz.
Karnımızı da doyurduktan sonra yeniden yollardayız.
Hakan “Durdu kayaların başına çıkarda ben bu tomrukların üzerine çıkamazmıyım” diyor, bizde gaz veriyor ve hakan tomrukların başında. Poz vermede üzerine yok.
SONBAHAR…
Yolumuz Karakütük köyünde bulunan kokar kaplıcasına düşüyor, kaplıca suyunun, iç hastalıklar, hazımsızlık, hemoroid, cilt ve bir çok hastalığa şifa olduğu söyleniyor, kış mevsimi olması nedeniyle ziyaretçi yok, Kaplıca havuzundan bir görünüm.
Yol kenarında yeşillikler arasından çıkmış olan bu sevimli mantarların daha sonra zehirli olduğunu öğrendik.
Yol kenarında bir su kuyusu dikkatimizi çekiyor, çok eski olduğu her halinden belli olan kuyu birhayli derin, fakat küresel ısınmadan o da nasibini almış. Kuyunun bulunduğu bölge kalealtı bölgesi.
Artık yavaş yavaş hava kararmaya başladı, dönüşe geçtik ama hiç farkına varmadan geçtiğimiz yollar evimize hızlı dönüş için hiçte izin vereceğe benzemiyor.
Ve videolar.


Bu hafta sizlerle paylaşacağımız fotoğraflar burada sona eriyor, yazılarımızı sabırla okuyup, gezimizi takip ettiğiniz için teşekkürler. Her şey gönlünüzce olsun efendim.
Ve artık yollardayız, buyurun ilk fotoğraflar.
Not: Fotoğrafların bitimine yeni video linkleri eklenmiştir.
Hakan derenin içinde cırmalıyor yine.
Ve sıra Kankamda, ha gayret kanka, süpersin.
Çok yumuşak bir topraktan oluşan bir yokuş var, en önden ben çıktım tabiki ordan, öncesinde durdu abinin çıkma çabaları…
Ve şimdi sıra Hakanda
Kankam çıkmaya çalışıyor ama nafile…
Kankamın motorunu ben çıkarıyorum, ama DT ile bende çıkamadım, cırmalıyorum.
Ve dinlenme zamanı.
Yeniden yollardayız.
Kankam o kadar çok yorulmuş ki şaftı kaymış.
Durdu’nun trial motorlara özenip kaya üzerinde cross denemesi. Tabiki sonunda palazlanıyor
Bulunduğumuz yerin doğasından bir görüntü.
Kankam dar bir yerden geçerken sağ ayağını toprak ve taş tömbeğine vurdu, canının yandığı ne kadar da belli. Ne yaparsın acemilik işte, düşe kalka öğrenecek.
Yemek ve dinlenme molası…
Hakan kankamın kırılan vites kolunu kaynatmaya, Durdu da düşürdüğü telefonu aramaya gitti. Kankamla biz de yemek hazırlıkları için odun toplayıp, ateşi yakıyoruz, sonrasında aliminyum çaydanlıkla koyuyoruz çayın suyunu ocağa, biraz üflüyoruz çayın altına ama iş olacak gibi değil, başımız dönmeye başlıyor, kankam hemen pratik zekasını kullanıp pompayı çıkarıp getiriyor… Crosscu zekası işte.
Yemek hazır…
Hakan vites kolunu kaynatmış, durdu telefonunu bulmuş, sorun yok artık yemeğimizi yiyebiliriz.
Karnımızı da doyurduktan sonra yeniden yollardayız.
Hakan “Durdu kayaların başına çıkarda ben bu tomrukların üzerine çıkamazmıyım” diyor, bizde gaz veriyor ve hakan tomrukların başında. Poz vermede üzerine yok.
SONBAHAR…
Yolumuz Karakütük köyünde bulunan kokar kaplıcasına düşüyor, kaplıca suyunun, iç hastalıklar, hazımsızlık, hemoroid, cilt ve bir çok hastalığa şifa olduğu söyleniyor, kış mevsimi olması nedeniyle ziyaretçi yok, Kaplıca havuzundan bir görünüm.
Yol kenarında yeşillikler arasından çıkmış olan bu sevimli mantarların daha sonra zehirli olduğunu öğrendik.
Yol kenarında bir su kuyusu dikkatimizi çekiyor, çok eski olduğu her halinden belli olan kuyu birhayli derin, fakat küresel ısınmadan o da nasibini almış. Kuyunun bulunduğu bölge kalealtı bölgesi.
Artık yavaş yavaş hava kararmaya başladı, dönüşe geçtik ama hiç farkına varmadan geçtiğimiz yollar evimize hızlı dönüş için hiçte izin vereceğe benzemiyor.
Ve videolar.


Bu hafta sizlerle paylaşacağımız fotoğraflar burada sona eriyor, yazılarımızı sabırla okuyup, gezimizi takip ettiğiniz için teşekkürler. Her şey gönlünüzce olsun efendim.
Son düzenleme: