- Katılım
- 10 Mar 2008
- Mesajlar
- 42
- Konu Yazar
- #1
Hafta sonu, Güneydoğu gezisi mi yapalım (Antep, Zeugma, Nemrut, MArdin, Halfeti, Midyat hasankeyf) yoksa Adana çevresi mi yapalım diye eşimle konuşurken,
yakın yere gitmeye karar verdik. Çünkü G.Doğu için ciddi bir hazırlık yapmamız lazımdı.
Çukurova Gezilerindeki amacımız; Çukurova çevresindeki (200-250 Km çapında) bütün tarihi, turistik ve ilginç yerleri, parkurları, ara köy yollarını 4-5
etapta bitirmek. İlk gezimize kuzeyden başladık...
Sabah yoldayız... Adnana Menderes Bulvarı, Göl kenarı...
İlk olarak İmamoğlu'na gelmeden sol tarafa dönüyoruz, Aladağ istikametine yol alacağız. Burdaki amacımız, Eğner, Simit Şelalesi ve Aladağlar yaylası...
Karşısı gideciğimiz istikamet...
Ekinler yeni biçilmiş...
Sağ tarafta Seyhan Baraj Gölünün devamı...
Yol manzarası çok güzel, sağ tarafta akan nehir, sol taraf entresan duvar gibi. Yollar çok kötü... Bu gezide 3 adet Hidroeelktrik santrali inşası gördük...
İlk durağımız Simit şelalesi... Su çok azalmış...
Yirmi metre civarında bir yükseklikten, küçük bir göl düşen Simit Şelalesi; çam ağaçlarıyla bezenmiş, doğal bir çanağın içerisinde saklanan bir cennet gibi.
Solda dağlar başladı...
kaya parçaları ile yapılmış küçük küçük evlere yolda çok rastlaştık...
İçimden bu tepelere de çımak geliyor...
Sonunda tepeye ulaştık...
Yukarı doğru son virajlarımızdan...
İşte Aladağ yaylası...
Karşısı torosların başlangıç noktası olması lazım...
Yayladan görüntüler... Hava Adana'ya göre nispeten daha serin...
Yayla evleri...
Geldiğimiz yön...
Bu eriyen asfaltlar canımız çok sıktı bu gezide, resmen zift... Bu fotoyu çektiğimiz yerin 300 M gerisinde Clio marka araç kayarak kayalığa çarpmış ve sol
farını kırmış şekilde araç terkedilmiş duruyordu...
Asfaltın durumu..
Sürekli güzel manzaralar, adeta çiçek bahçesinden geçiyoruz...
Yönümüze İmamoğlu ve Sonra feke... Feke kalesi göründü buraya çıkacağız...
Yol hem dar, hem de mıcır... Ayrıca keleye nerden çıkacağı ile ilgili herhangi bir yazı yok...
Artçımla birlikte biraz zorlanarak çıkıyoruz...Virajlar çok keskin ve dik...
Ve Kozan kalesi...
Asurlular tarafından yaptırılmış, Romalılar tarafından da onarılmıştır. Bir ara Ermenilerin de kullandığı bu kaleye Sis Kalesi ismi verilmiştir. Adana’yı
işgal eden Fransızlar buraya yerleştirdikleri toplarla Tufanlı Köyü’ne ateş açmışlardır.
Kuzey ve güneyde birbirlerine surlarla bağlanan kale iki guruptan oluşmaktadır. Çevresi 6 km. ye kadar uzanan kaleler gurubunun, güney kesimindeki bir tepeye
de iç kale yapılmıştır. Bu kalenin dört burcu, 20-30 basamakla inilen yer altı odaları, cephanelikleri ve yiyecek depoları bulunmaktadır. Ayrıca büyük ölçüde
sarnıçlar da iç kısımlarda yapılmıştır. Kale duvarları üzerinde Asur, Pers, Roma ve Ermeni dillerinde yazılmış yazıtlar bulunmaktadır. Surların içerisinde
Ermeni döneminde yapılmış manastırda ise, eski tarihlerde Pelesek Törenleri yapılmıştır.
Kalenin, iki grup halinde inşa edilmiş 44 kule ve burcu bulunmakta. Kalede 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcut. İç kale de dahil
altı bölümden oluşmakta. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar var. Kalenin su ihtiyacı ise zamanında büyük su sarnıçları sayesinde karşılanmakta idi.
Kozan şehir manzarası...
Kozan'lı bir arkadaşım, kendisinin küçüklüğünde burada büyük kilise olduğunu ve yurtdışından bu kiliseye (en büyük kiliselerden birisiymiş) çok ziyaretçi
geldiğini anımsadığını söyledi. Belediye başkanı "Gavurlar memleketimize gelmesin...." diye bu kiliseyi yıktırmış ve taşları ile şimdiki Kozan Lisesi'ni
yaptırmış... Kafaya bakar mısnız...
Bizim buralarda Pabuç İnciri denir bu kaktüs gibi bitkinin ucundaki meyveye. İyice olgunlaşınca rengi turuncu gibi olur, kesip içini yersin...
Demiratımızın görüntüsü... (Hava inanılmaz sıcak)
Baraj üzerinden geçiyoruz, sağ tarafımızda balık çiftliği var, sol tarafımız uçurum, elektriği alınmış su çok yüksekten aşağıya dökülüyor.
Çululluşağı kasabasına duruyoruz... Bu öğlen yemeğimiz. Pirzola söyüyoruz, inanılmaz lezzetli. Yayla hayvanının eti ile yapılmış, et adeta ağzımızda
dağılıyor. Ardından 3 bardak çay içtim... Dönüşte aynı yerde bidaha yemek yiyoruz...
Feke'ye geldik... Buarada akrabalarımız var, onları ziyaret ediyoruz. Süprizimize çok seviniyorlar. Amacımız aynı gün Tufanbeyli'ye gitmekti ama hatırlarını
kıramıyoruz ve kalıyoruz...
Bu teyze eski kazağı söküyor ve ipi tekrar kullanarak yeniden yapıyor.
Yayla evi...
Eşim bilmiyor buraları, ben rehberlik ediyorum. Buradan Feke görünüyor....
Bu çok büyük bir ceviz ağacı, çocukken tepesine çıkardım. Sincap kovalardık... Şimdi içi insan girecek kadar çürümüş. Ben içine giriyorum. Ama dalları ve
yaprakları sağlam...
Buz gibi pınar suyu. Dağdan geliyor. Eskiden biz çocukken evlerde çeşme yoktu, suyu burdan kovalara doldurur eve taşırdık, yol boyu çok eğlenirdik...
Suyun aktığı yer ve döküldüğü yer tamamen ahşap... Çok gzüel akustik ses var, arada bir rüzgar esiyor, ağaç hışırtıları ve ardından eşek anırması...
Ağaçtaki cevizler. Biraz toplayalım diyoruz, yere dökülenlerde var...
20-30 tane topluyoruz... Bunları afiyetli yedik ama elim, özellikle parmaklarım cevizin yeşil kabuğundan simsiyah oldu...
ENtresan ağaç kökleri..
Bu incir kayanın içinden nasıl çıkmış anlayamdım valla...
Akşam kaldığımız yer, sabah horoz sesleri ile uyanıyoruz...
Çok güzel kahvaltı yapıyoruz, yemekler ateşte yapılıyor...
Yola koyuluyoruz, hedefimiz saimbeyli sonra da Tufanbeyli...
Bu korkuluklar çok güzeldi, biz sonuncuları çekebildik. Aynı insan gibi giydirmişler, ellerinde de bira var...
Sonunda Tufanbeyli'nin Şar kasabasına ulaşıyoruz. Burası yöre dışında pek kimsenin bilmediği yerler... Yöre halkı tarafından "yıkık kilise" olarak tabir
ettiği yer. Tarih konusundaki duyarsızlık bizi fazlasıyla üzüyor. Biz burası için 250-300 Km yol geldik...
Şar Harabelerinde, Romalılardan kalma Amfi tiyatro ile Bizans kilise kalıntıları bulunmaktadır. Şehir girişinde ise Hititlere ait kaya kabartmaları
bulunmakta.
"Kilikya Komanası" diye anılan bu yer, Hititlerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki "Pontus Komanası" idi. Hitit Kralları burada dini ayinlere
katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmet görürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip
alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanalarındaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi. Şar’da ayakta kalabilen
eserler çoğunluğu Roma eserleri.
İçeriden görünüm...
Sağlı sollu bu şekilde mezar yerine benzer, dikdörtgen boşluklar var....
Aslında eser çok geniş alanda ama harabe durumunda. Kimse ilglilenmemiş...
Şar’dan günümüze gelebilen en önemli eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılmaktadır. Büyük mermer bloklardan meydana getirilen 6 metre boyunda
ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı’nın kapısı olduğu tahmin edilmektedir. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla birlikte, bu kapının yanı
başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir.
Romalılar döneminde Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit
çeşit mimari öğeler görülmektedir. Şimdi ise içler acısı, buraya yan tarftaki evden izin larak giriyorsunuz...
Taşlar üzerinde çok güzel motifler var.
Şar hatırası...
Tiyatro kalıntıları...
"Amfiteatr"; yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkat çeken bir yer. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro
bugün bir hayli harap durumda. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralar. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi
gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler var. Bunların bir kısmı halen toprak altında. Konuştuğumuz köylü eskiden burada
bekçi olduğunu ancak o emekli olduktan sonra kimsenin buraya bakmadığını söyledi...
Üstten seyricilerin girdiği geçit...
Yol oldukça kötü ama, kötü yollardan (stabilizeden daha beter), kayalardan, mıcırlardan geçe geçe alıştım artık...
Askere gidenler şehre bakan duvara bu yazıyı yazmışlar....
Peri bacasına benze yapıların içerisinde muhtemelen zamanında insanlar yaşıyordu...
Eşek GS'e karşı...Dedem çok mutlu (ee ne kask var ne mot var, ne bot var, ne borusan var, eşek doğuştan enduro)...
Yine zift... İki ikişiyim, ziftte motoru kaydırmayım derken, mıcır yola çıktım, ozr düzelttim motoru az kalsın yatırıyordum. Ee birader yani böyle de asfalt
olur mu ya... Dikkat etmeden hızlı girsem, büyük olasılık kayarız, kaza yaparız...
Dönüşte müthiş bir yağmura yakalanıyoruz. İçimize kadar yağmur geçiyor... En tehlikeli zaman, yol sabun gibi ve kural tanımaz sürücüler... Sağ doğru vira
var, yol kaygan, sollama yasağı var ve bakın nasıl solluyor önümüzdeki araç...
Gökkuşağı çıkıyor...
Yaz yağmuru.. hava tekrar açılıyor...
Kozan'da yollar göl olmuş hepten...
İki günlük eşimle çıkmış olduğumuz seyahat keyifle birşekilde bitiyor.
Bu seyhatte sıcaklıktan çok çektik, sürekli su, ayran ve soda içtik, çünkü çok sıvı kaybettik... Bu kadar koruyucu kıyafet giymelimiz diye ciddi şekilde
kendime sormaya başladım...
Bitti....