- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,546
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Mersin Yeşilovacık Kampı...
Bir önceki kampımız Ceyhan Yumurtalık Kampı'nda karara bağlamıştık. Bir sonraki kampımızı Mersin dolaylarında yapacaktık.
Yer konusunda Sevgili Aykut Alkan'a rica ettik ve bizler için yaptığı araştırmalar sonucu hepbirlikte Yeşilovacık'ta karar kıldık.
Yeşilovacık, kamplarımıza ilgi gösteren Alanya'lı arkadaşlarımıza 200, Antakya'ya 400 km. mesafedeydi.
Belirlediğimiz tarih 26-27-28 Aralık'tı. Yeşilovacık Kampı aynı zamanda 2014'ün son kampı olma özelliğini de taşıyordu.
Bozuk hava şartlarına rağmen herzamanki gibi belirlenen tarihten taviz vermeyerek hazırlıklarımızı tamamladık.
Güzergahımız aşağıdaki gibiydi.

Buluşma yerimiz meknımız Kahve Bahane.

Az sonra Mumi göründü.

Mete ve Okay da tamam.

Bizler için hazırlanan kahvaltı masasına çöküyoruz.
Bu arada İsmail Derinkök bizleri yolculamaya gelmiş.


Ve İsmet. O da bizi yolcu etmek amaçlı uğramış.

Günlerden Cuma Saat 09.00
Hareket saatimiz geldi. Yollarda bekleyen arkadaşlara verdiğimiz saat gereği kontak açtık.
(Hava raporları haftasonu için yağmur, fırtına uyarısı yaptılar. Lakin hava tahmin raporlarına inat pırıl pırıl bir havada yolculuğumuz başlıyor.


Erzin Opet.
Burada Hamza,

Sertaç,

Kara Mustafa ve

Ali ile buluşuyoruz.

Ali temkinli. Yengen vizesini imzalatmış.

Az sonra Antakya'dan yola çıkan grubun gerisi Okay, Uğur ve Salih buluşma noktasına intikal ettiler.



Kısa bir sohbetten sonra, Adana'dan Mehmet Çulcu ile buluşacağımız Mola Tesislerine doğru hareketlenmek üzere hazırlanıyoruz.

Sabret Mete. Sucuklar akşama.

Çek çek...İyi otursun.

Çıkıyoruz beyler.

Oooleeeyyy... :yahoo: Mumi elime düştü.
Tenhada kıstırıp basıyorum tekmeyi.
(CBF 1000'lere laf ha ? )

Yoldan manzaralar.



Ve Adana Mola Tesisleri.
Sevgili Çulcu sabah sabah yaşadığı çanta muhalefeti sebebiyle henüz gelmiş. (En azından geç kalmamış. )

Bu noktada 8 motosiklet, iki araba, 11 kişi olduk.

Çulcuuu...

Kısa bir sohbet ve soluklanma molası.

Mersin Otoyol Gişeleri'nde Aykut'la buluşacağız.
Hazırlanıyoruz.

Geliyos...

Eee Mumi, olduk 3. Şimdi nereye kaçacan ?

Mersin Otoyol Gişeleri.
Sevgili Aykut bizi beklemekte. Motosiklet ve kişi mevcudumuz 1 daha arttı.

Sıkıcı otoyol sürüşümüz bitti. Erdemli dolaylarında yakıt ikmali için duruyoruz.



Hadi, şööle duralım da,

Bir hatıra fotosu çekinelim.
(Yoldan bir anı. )

Saat öğleyi geçti. Acıktık gibi. Yine Aykut'un önderliğinde Narlıkuyu'daki kıl çadırların olduğu yerde bişeyler atıştırmak için duruyoruz.


Manzara güzel. (Çadırları şuraya mı atsaydık ne ? )


Gözleme, börek partisi.



Mumi yerini bulmuş. (Fırsat bu fırsat. )

Yemek işi tamam. Vakit kaybetmeden yola koyuluyoruz.

Kalan yolu sular seller gibi katedip,

Yeşilovacık'a ulaştık.

Kamp yerindeyiz. Alanya'dan gelen arkadaşlarımız intikal etmişler. (Alanya'dan bir gün önce gelen arkadaşlarımız da var.)

Arkadaşlarımızla hasretle kucaklaşıyoruz.

Çadır yerlerimizi seçtik.

Vakit kaybetmeden,

Göz görür iken, kulak duyar iken...

Çadırlarımızı kurmaya girişiyoruz.



Tamam gibi.

Makine değiştiriyorum. (Enduro'yu bıraktım, Turing'i çıkardım )
Ve Turing'le ilk fotografım Kara Kardeşler. ( Soldaki Fatih olan.)

Obamız her saat artmakta.

Deniz miss...Lakin soğuk. (Mumi bile giremedi. )

Sağdan soldan manzaralar.


Çadırım, sandalyem ve motosikletim. (Işığı kaçırmışız.)

Havayı kararttık. Aşağıda cızbız için ateş yakılmış. Eh... Biraz ısısından yararlanırız.
Abim Alanya'dan. Bir gün önce gelip çadırını kurmuş.

Ufaktan yemek telaşı.

Bir yandan kanat, bir yandan sucuk...Kampçının klasik, kolay yiyecekleri.
Etraf miss kokmaya başladı. (Hele bir de açsan, koku ciğerini deliyor insanın.)



Bu bu, nedir bu ?
Koca çadır alanında çadırımı kurdum, kazıkları çaktım ve bingo... Özel yapım çadır kazıklarımdan biri, tuvalete çekilmiş su borusunu deldi. Hem de tam 12'den.
O alanda o incecik boruyu nereden buldun derseniz, söylemeeeemmm...
Sağolsun alanın bekçisi patlağı onardı.
Lakin çadır alanı diye kullanılan bir alanda su borusunu bu kadar yüzeye (10 cm) hangi kafayla döşemişler, anlamak güç.

Neyse, aşağı inelim ve bir masaya ilişelim.


Kamp ateşimiz start aldı.

Böyle bir havada sıcak çekiyor kendine.





Yarına hazırlık. Beklentimiz büyük. Yarın menüde balık ta olacak inşallah.


Yörede oturan ve M.T.den tanıdığım bir arkadaşımız. Sağolsun bostandan taze salatalık getirmiş.

Hadi Mete, acıktık be ya...


İsveç Ocağı.
Salatalıkları getiren arkadaşımız hazırlamış. Yakacağız.

Yok yok...Ben sucuk tarafına döneyim.

Arada İsveç Ocağı'na da göz atayım.

İyice alevlendi. Bunda herşey pişirmek mümkün. Üstelik çok ta kolay yanıyor.
Bir kütük alıp dipten 10 cm yukarıya kadar üstten yarıyorsunuz (+ şeklinde) sonra da içeri biraz kuru çam yaprağı ve az bişey ateş. Oldu bitti.

Sucuklar da çıkmııışşş...

Ocak oldukça verimli.

Tuttum ben bu ocağı.

Ateş başında güzel sohbetler, gırgır şamata ile güzel zaman geçirdik.

Aşk ta vardı aşk...

Ateşimiz sönmek üzere.

Bu, yatma vaktinin geldiği anlamına geliyor.

Ertesi gün...
Sabah saatleri. Bozuk bir havaya uyanıyoruz. (Sürpriz değil. Öngördüğümüz bir hava. )



İlk işim balıkçıları ziyaret etmek oluyor. Lakin hayal kırıklığı... Balık yok.
Bir ekip daha var balık için giden. Umutla onları bekleyeceğiz.

Aşağı doğru gitmeli.


Ocak canlandırılmış, sabah çayı konmuş.








Yapanın eline sağlık.

İçelim o zaman.


Diğer ekip te geldi. Maalesef yine boş geldi.
Yok, balık yok.

Kampımız iyice uyandı.



Ali'm, arkanda öcü var.

Kolay gelsin Ahmet'im.

Bir önceki kampımız Ceyhan Yumurtalık Kampı'nda karara bağlamıştık. Bir sonraki kampımızı Mersin dolaylarında yapacaktık.
Yer konusunda Sevgili Aykut Alkan'a rica ettik ve bizler için yaptığı araştırmalar sonucu hepbirlikte Yeşilovacık'ta karar kıldık.
Yeşilovacık, kamplarımıza ilgi gösteren Alanya'lı arkadaşlarımıza 200, Antakya'ya 400 km. mesafedeydi.
Belirlediğimiz tarih 26-27-28 Aralık'tı. Yeşilovacık Kampı aynı zamanda 2014'ün son kampı olma özelliğini de taşıyordu.
Bozuk hava şartlarına rağmen herzamanki gibi belirlenen tarihten taviz vermeyerek hazırlıklarımızı tamamladık.
Güzergahımız aşağıdaki gibiydi.

Buluşma yerimiz meknımız Kahve Bahane.

Az sonra Mumi göründü.

Mete ve Okay da tamam.

Bizler için hazırlanan kahvaltı masasına çöküyoruz.
Bu arada İsmail Derinkök bizleri yolculamaya gelmiş.


Ve İsmet. O da bizi yolcu etmek amaçlı uğramış.

Günlerden Cuma Saat 09.00
Hareket saatimiz geldi. Yollarda bekleyen arkadaşlara verdiğimiz saat gereği kontak açtık.
(Hava raporları haftasonu için yağmur, fırtına uyarısı yaptılar. Lakin hava tahmin raporlarına inat pırıl pırıl bir havada yolculuğumuz başlıyor.


Erzin Opet.
Burada Hamza,

Sertaç,

Kara Mustafa ve

Ali ile buluşuyoruz.

Ali temkinli. Yengen vizesini imzalatmış.

Az sonra Antakya'dan yola çıkan grubun gerisi Okay, Uğur ve Salih buluşma noktasına intikal ettiler.



Kısa bir sohbetten sonra, Adana'dan Mehmet Çulcu ile buluşacağımız Mola Tesislerine doğru hareketlenmek üzere hazırlanıyoruz.

Sabret Mete. Sucuklar akşama.

Çek çek...İyi otursun.

Çıkıyoruz beyler.

Oooleeeyyy... :yahoo: Mumi elime düştü.
Tenhada kıstırıp basıyorum tekmeyi.
(CBF 1000'lere laf ha ? )

Yoldan manzaralar.



Ve Adana Mola Tesisleri.
Sevgili Çulcu sabah sabah yaşadığı çanta muhalefeti sebebiyle henüz gelmiş. (En azından geç kalmamış. )

Bu noktada 8 motosiklet, iki araba, 11 kişi olduk.

Çulcuuu...

Kısa bir sohbet ve soluklanma molası.

Mersin Otoyol Gişeleri'nde Aykut'la buluşacağız.
Hazırlanıyoruz.

Geliyos...

Eee Mumi, olduk 3. Şimdi nereye kaçacan ?

Mersin Otoyol Gişeleri.
Sevgili Aykut bizi beklemekte. Motosiklet ve kişi mevcudumuz 1 daha arttı.

Sıkıcı otoyol sürüşümüz bitti. Erdemli dolaylarında yakıt ikmali için duruyoruz.



Hadi, şööle duralım da,

Bir hatıra fotosu çekinelim.
(Yoldan bir anı. )

Saat öğleyi geçti. Acıktık gibi. Yine Aykut'un önderliğinde Narlıkuyu'daki kıl çadırların olduğu yerde bişeyler atıştırmak için duruyoruz.


Manzara güzel. (Çadırları şuraya mı atsaydık ne ? )


Gözleme, börek partisi.



Mumi yerini bulmuş. (Fırsat bu fırsat. )

Yemek işi tamam. Vakit kaybetmeden yola koyuluyoruz.

Kalan yolu sular seller gibi katedip,

Yeşilovacık'a ulaştık.

Kamp yerindeyiz. Alanya'dan gelen arkadaşlarımız intikal etmişler. (Alanya'dan bir gün önce gelen arkadaşlarımız da var.)

Arkadaşlarımızla hasretle kucaklaşıyoruz.

Çadır yerlerimizi seçtik.

Vakit kaybetmeden,

Göz görür iken, kulak duyar iken...

Çadırlarımızı kurmaya girişiyoruz.



Tamam gibi.

Makine değiştiriyorum. (Enduro'yu bıraktım, Turing'i çıkardım )
Ve Turing'le ilk fotografım Kara Kardeşler. ( Soldaki Fatih olan.)

Obamız her saat artmakta.

Deniz miss...Lakin soğuk. (Mumi bile giremedi. )

Sağdan soldan manzaralar.


Çadırım, sandalyem ve motosikletim. (Işığı kaçırmışız.)

Havayı kararttık. Aşağıda cızbız için ateş yakılmış. Eh... Biraz ısısından yararlanırız.
Abim Alanya'dan. Bir gün önce gelip çadırını kurmuş.

Ufaktan yemek telaşı.

Bir yandan kanat, bir yandan sucuk...Kampçının klasik, kolay yiyecekleri.
Etraf miss kokmaya başladı. (Hele bir de açsan, koku ciğerini deliyor insanın.)



Bu bu, nedir bu ?
Koca çadır alanında çadırımı kurdum, kazıkları çaktım ve bingo... Özel yapım çadır kazıklarımdan biri, tuvalete çekilmiş su borusunu deldi. Hem de tam 12'den.
O alanda o incecik boruyu nereden buldun derseniz, söylemeeeemmm...
Sağolsun alanın bekçisi patlağı onardı.
Lakin çadır alanı diye kullanılan bir alanda su borusunu bu kadar yüzeye (10 cm) hangi kafayla döşemişler, anlamak güç.

Neyse, aşağı inelim ve bir masaya ilişelim.


Kamp ateşimiz start aldı.

Böyle bir havada sıcak çekiyor kendine.





Yarına hazırlık. Beklentimiz büyük. Yarın menüde balık ta olacak inşallah.


Yörede oturan ve M.T.den tanıdığım bir arkadaşımız. Sağolsun bostandan taze salatalık getirmiş.

Hadi Mete, acıktık be ya...


İsveç Ocağı.
Salatalıkları getiren arkadaşımız hazırlamış. Yakacağız.

Yok yok...Ben sucuk tarafına döneyim.

Arada İsveç Ocağı'na da göz atayım.

İyice alevlendi. Bunda herşey pişirmek mümkün. Üstelik çok ta kolay yanıyor.
Bir kütük alıp dipten 10 cm yukarıya kadar üstten yarıyorsunuz (+ şeklinde) sonra da içeri biraz kuru çam yaprağı ve az bişey ateş. Oldu bitti.

Sucuklar da çıkmııışşş...

Ocak oldukça verimli.

Tuttum ben bu ocağı.

Ateş başında güzel sohbetler, gırgır şamata ile güzel zaman geçirdik.

Aşk ta vardı aşk...

Ateşimiz sönmek üzere.

Bu, yatma vaktinin geldiği anlamına geliyor.

Ertesi gün...
Sabah saatleri. Bozuk bir havaya uyanıyoruz. (Sürpriz değil. Öngördüğümüz bir hava. )



İlk işim balıkçıları ziyaret etmek oluyor. Lakin hayal kırıklığı... Balık yok.
Bir ekip daha var balık için giden. Umutla onları bekleyeceğiz.

Aşağı doğru gitmeli.


Ocak canlandırılmış, sabah çayı konmuş.








Yapanın eline sağlık.

İçelim o zaman.


Diğer ekip te geldi. Maalesef yine boş geldi.
Yok, balık yok.

Kampımız iyice uyandı.



Ali'm, arkanda öcü var.

Kolay gelsin Ahmet'im.
















































































































































































































































