Ve Sonuç :
-Abi ayı falan çıkmasın bak,buralarda dolu ayı var
-Yaw uşaum bir şey olmaz daa,çikarsa da bi isluk çalarsun ben gelirum
-Abi ben ıslık bilmiyorum,birşey olursa korna çalıp sellektör yaparım sen anla artuk

-Tamam daa
Sonuç olarak önce motoru boşalttım, ormanın içinden bataklık olan yoldan önce motoru daha sonra kendimi ve eşyaları götürdüm ve ufaktan çadırımı kurup eşyalarımı yerleştirip keyfime baktım..
Ama yarın o motoru ordan çıkarmak bana eziyet olacaktı ve ben bunu bilmiyordum

Aslında birileri süreklı fısıldıyordu ama duymamazlıktan gelip 'çıkarırım ya ne olacak ' dedim
Çok amaçlı tripod
Kamp alanındayım, bekçilerin oldugu yere giden yol.
Biraz foto..
Tekrar bekçi abilerin yanına gidiyorum. Çünkü yanıma ne yiyecek ne içecek bir şey aldım ve burada hiç bir şey yok

Nasıl böyle bir hataya düştüm ben de anlamadım ama heyecanıma verdim gitti
Neyse Allah'tan akşam sıcak yemek pişiyor ve bekçi abiler normalde içeri geçilmesi yasak olan bölüme beni alıp bir güzel ağırladılar.
Çok fena acıktım, öyle böyle değil.. Motordayken hissetmedim ama indikten 10 dakka sonra ziller çalmaya başladı
Ha bu arada tanıştırmayı unuttum, ikizim
''Ver o anahtarı!''
''Al alabiliyorsan''
Ghost Rider mı ne
Yemeğin pişmesini bekliyorum, o sırada foto falan çekiyorum vakti öldürmemek adına..
Ha hayret dayan, az kaldı yemeğe
Nihayet beklenen ses

Hemşerum yemel hazur cel
Koşa koşa geçiyorum içeri. Masada bi salata var.. Çok merak ediyorum yemeği, hani bi de çok acım ya o yüzden yemeğin ne olduğu şu an beni fazlasıyla ilgilendiriyor ve bir yandan da güzel bir yemek olması için içimden dua ediyorum
Ulan inş güzel bir yemek vardır da şöyle bir yerim bi daha yerim oooh mis gibi doyururum karnımı diyorum
Bekle bekle daha birşey yok.. Soramıyorum da ayıp olcak diye
Bekçi abiler de pişti oynuyor bu arada ve kavga kıyamet kopuyo
Sinirlerim boşalıyor bi yandan açlıktan ağlama raddesindeyim bi yandan da karşımda iki karadenizli pişti oynuyor ve bir tanesi sürekli üçkağıt peşinde
Neyse,, kendim için büyük alem için küçük bir macerada olduğumu hatırlatıyorum kendime ve gülüyorum
İşte beklenen an, tencere geldi
Kafam sağa sola oynuyo içini görmeye çalışıyorum, ve kapak açılıyor.. MAKARNA.!? Sadece makarna,bildiğin haşlanmış makarna, ne salça ne sos ne de başka iştah açıcı madde var içinde. Ulan vay .... diye söyleniyorum içimden..
Ben normalde bile makarnayı fazla sevmem ve bu makarna bile değil..
Yapacak birşey yok el mahkum yiyecem artık
Elemanlar tabaklarına koydular makarnayı öylesine yiyorlar, haşlanmış makarna ve ekmek.. Ben şaşkınlıklar içerisinde tabi

Biri de toz şeker serpmez mi makarnaya

Ben bir kez daha dumur
Daha sonra yemek yapan ve bekçi olmayan abi kişinin elinde ketçap belirdi ve bana bayram geldi
Ketçap sıkıp yedim, ve o makarna o ana o kadar güzeldi ki, anlatamam.. Bi an dedim acaba Survivor'da mıyım ben
İşin özü ben o makarnayı unutmayacağım ve tadını her zaman hatırlayacağım
Yemeği yiyip abilere teşekkür edip gidiyorum çadırıma. Hava iyice kararmış,ortalık zifiri karanlık, ne ay var ne de ışık. Ve bataklıklı ormanın içinden geçen yoldan kamp alanıma gitmem gerek. Telin fenerini kullanacaktım, şarjı bitip kapanınca bekçi abi gene imdadımda

İçeri dönüp fener sorduğumda benim telin feneri var ben götüreyim seni dedi. Ne diim böyle çıkar olmadan insanlık için yapılan hareketleri uzuuun bir aradan sonra görüp yaşamak çok iyi geldi..
Saat 10 suları ve geçiyorum çadırıma,yarın 4te kalkıp uzun pozlama yapmayı ve 7 gibi de yola çıkmayı düşünüyorum..
Kaldığım yer çok ıssız ve ormanın içi. Karşı tarafta bekçi kulubesini ışığı küçücük kaldı..
Ben her önleme karşı motoru çadırın ormana bakan kısmına gelecek şekilde çektim, geriye kalan üç cephede su var zaten
Kendimce önlem alıyorum..
İleriyi bilmem ama şu ana kadar yaptığım en büyük çılgınlıktı orada çadır kurup bi başıma kalmak..
Ne gerek var diye sordum kendime, daha sonra bunu yapmayacaksam niçin buradayım deyip susturudm kendimi.
Sabahın ilk ışıkları. Fermuarı açınca karşımda koruyucu kalkan olarak koyduğum motorum
4.30da kalkıyorum. Ama hava çok aydınlık

Uzun pozlama için müsait değil, ND filtre de yok yanımda.. Kısaca o iş yatıyo, inş bir dahaki sefere..
Sabah yağmurla başlıyorum güne,hava çok soğuk ve titriyorum.. 15 dakka için ateş yakmayı bile düşündüm o kadar çok üşüdüm.
Strobist için iyi bir mekan
Ama gelgelelim tetikleyici bir kaç milisaniye geç tetikliyor ve flaş fotoya yansımıyor.. Aldırış etmiyorum ve sinirimin bozulmasına izin vermiyorum bu durumun.
Hava biraz ısınıyıyor bulutlar dağılınca yüzünü gösteren güneşin sayesinde..
İşte dünden beri benimi kemiren ana geldim

İleride tahtalar ve ilerisindeki rampa gözüküyor.
BAtaklık falan çok etkilemiyor aslında, durmadığın sürece her türlü gidiyor benim demir at.
Hadiseye gelecek olursam; bir defa yan yattım çamura, 1 saat ve bayağı ter kaybıyla sonuçlandı ilk denemem. Saat 5 buçuk, in cin top oynuyor, ne yardım isteyecek biri var ne de çıkabiliyorum. Ağaçların kökleri toprak üstüne çıkmış ve teker orayı tutmadığından kayıyor. Deminki yağmur da kabak gibi etmiş her yeri..
Ormandan tahta destek toplayıp tekerin altına koysam da nafile, herşey ıslak v çamurlu.. Bekçi abi beliriyor aklımda yanan ampülün içinde bi anda

Saate bakıyorum,daha çok erken. Ve günlerden pazar. Bugun herkes geç kalkar doğal olarak.. Çağırsam mı çağırmasam mı çok kararsızım.. Ama gene el mahkum yapacak başka bir şey yok

Arka teker zaten yer yaptı, motoru olduğu gibi rampada bırakıp bekçi ağbiyi uyandırmaya gidiyorum

Utana sıkıla camına vurup adamı uyarıyorum, yüzü hala aklımda ve gülüyorum

Bi yandan da kızıyorum kendime insanları dünden beri esir aldıım için
Abi sağ olsun hemen çıkyor dışarı ve yürüyoruz motora doğru..
Kendi arkadan ittirecek ben de hem yitip hem de gaz vererek kurtaracaz. Plan bu
Geçiyo arka tarafa ve ben veriyorum gazı veriyorum gazı

BAtaklık haliyle ve bizim bekçi abi ilk gazı vermemle çamura batar

Ben sukut..
Bu iş böyle olmayacak uşaum, biz bunu diğer taraftan geçirelum oldu ilk tepkisi
Diğer yol var ama nasıl olmuşsa ağaç tam 90 derece yatmış ve kopmamış da.. ne kırılıyo ne kalkıyo..
Benim bekçi geçti ağacın altına , ben de söktüm aynaları, 3-2-1 bekçi ağbi ağacı kaldırı ve ben motoru altından geçiririm, daha sonra hiç durmadan kulubeye kadar ilerledim. Bir defa dursan batacak çünkü alet

)
Sonunda çıkardık, önde bir şey yok ama ..
arka batmış durumda
Bekçi kişisini aşağıdaki fotoda görmeniz mümkün
Hava o kadar soğuk ki makineyi elime aldığımda hemen buğulanıyor.. Ben de bir o kadar sıcakladığım için bu durumu normal olarak karşılıyorum
Daha sonra bir süre sonra makineye dokunmuyorum ve ben normal sıcaklığıma döndüğümde son fotoları çekiyorum Karagöl'deki..
Bekçi ağbi son kıyağı olan foto çekimini de yaptıktan sonra helallik alıyor ve ayrılıyorum.
Macahel'e gideceğim..
Unesco'nun Türkiye'deki doğal yaşam alanı olarak belirlediği ve koruma altına aldığı tek yer(tr'de) olan Macahel.
Ama önce koca bir dağ var aşmam gereken. Daha sonra tekrar alçalıp Macahel'e varmış olacağım.
Hava bayağı soğuk..
Aylardır,belki de yıllardır erimeyen karlar..
İnişe geçtim
Alçaldıkça güzellikler çıkmaya başlıyor gün yüzüne..

---------- Mesajlar birleştirildi - 08:27 ---------- bir önceki mesaj zamanı 08:25 ----------
Daha bayağı var. Ve yollarda sürekli çalışma var..
Ve Camili Bucağı- Macahel..
Biraz turlayıp foto çekiyorum..
Macahel hakkında biraz daha bilgi vermek gerekirse;
UNESCO'da yapılan toplantılar sonucunda, Gürcistan sınırı yakınlarındaki Karçal dağı eteklerindeki Camili köyüyle birlikte, 17 ülkeden 22 site daha dünyadaki koruma altındaki biyosfer rezervi içeren bölge ilan edildi.
Dünyada şu ana kadar 102 ülkeden 482 site, UNESCO'nun biyosfer rezervi koruma alanı içinde bulunuyor.
Bitki örtüsü, hayvanları, doğal hayatı, ormanları ve çevre bilincine duyarlılığı nedeniyle tanınan Camili köyüyle, Türkiye'den de ilk defa bir bölge UNESCO'nun bu alandaki koruma siteleri içine girmiş oldu.
UNESCO, "biyosfer rezervlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasıyla, ekonomik kalkınma ve kültürel değerlerin devamlılığı arasındaki çatışmaların, sürdürülebilir bir şekilde çözülmesine dönük temel bir yaklaşım oluşturulmasını" hedefliyor.
Konukevi boş kalmıyor sürekli turlarla buraya gelen insanlar var. Geceliğini sorduğumda 85 tl dedi yetkili...
Yol boyunca boynumu ağırtması pahasına boynumda taşıdığım foto makinemi artık çantama atarak seri bir şekilde Kars'a dönüş yoluna geçmeyi planlıyorum. Yaklaşık 5 saatlik yolum var. Fazla oyalanmamam gerektiğinden ve geldiğim yoldan geri dönecek olmam sebebiyle fotoğraf çekmiyorum dönüş yolunda. Şavşat'a kadar durmadan gidip orada bir saat dinlenip oradan da durmadan Kars'a gitme planı yapıyorum ve bir aksilik çıkmadığından öyle de yapıyorum. 9.00'da çıkıyorum yola, 16.10'da sağsalim yuvada alıyorum soluğu..
Geziyi de bu şekilde sonlandırmış oluyorum.. Dolu dolu, yorucu, bazen sıkıcı ,çoğu zamansa fazlasıyla heyecanlandırıcı 2 gün / 650km böylece bitmiş oluyor..
Son bir kaç kare..
Aşk...
Macera...
Huzur...
Tutku... --- Yok yok patlamadı, fotoşop

--
Vakit ayırıp okumaya/izlemeye değer bulduğunuz için teşekkürler. Selam ile!