İZ(MİT)NİK GEZİSİ' ni metnini burada yayınlıyorum. Ancak fotoğrafları tekrardan yüklemesi büyük zorluk. o yüzden yazıyı fotoğrafları ile birlikte görmek istiyen arkadaşlar blogumdan takip edebilir:
http://ciplakayakla.blogspot.com/2012/04/izmitnik-gezisi.html
İZ(MİT)NİK GEZİSİ
Ne zamandır bir plan içindeyiz Serkan Abiyle
Artık baharın gelişini müjdeleyen tüm cemreler düştü ne de olsa
İlk cemre elciğe, ikinci cemre seleye ve üçüncü cemre ise tekerleklere
Anlayacağınız, yoğun kış şartları sebebiyle uzun süredir bahçede park halindeki motorlarımız ile göz göze gelmemeye çalışırken, bir bahanemiz kalmadı şimdilerde. Eşlerden izin koparıldıktan sonra ( yengen vizesi denir bu izne), bir hafta sonra, yani 27 Mart Salı günü tek günlük bir gezi planı ile Abant Gölüne gitmeye karar veriyoruz. Bütün hafta boyunca yol planlarına hiç hız kesmeden devam ediyoruz. Yüz yüze görüşemediğimiz zamanlar birbirimize mail atarak kafamızdaki yol düşüncesini hem canlı tutuyor hem de zenginleştiriyoruz.
Geziye iki-üç gün kalmışken son paylaştığım mailler hiç iç açıcı değil
Zira o gün Bolu kent merkezinde hava sıcaklığı 7 derece civarında
Abant Gölünün rakımı düşünüldüğünde bu sıcaklık 4-5 derecelerde olması muhtemel
Yanı sıra Pazar günü ( 25 Mart ) Abant da heyelan nedeni ile yolların kapandığını duymak da son derece canımızı sıkıyor. Biraz daha araştırınca görüyoruz ki bölgede kar tam anlamıyla kalkmış değil. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ise geziyi iptal etme fikrini son geceye kadar ikimiz de ağzımıza bile almıyoruz. Sanki bu geziye çıkmanın hiç de mantıklı olmadığını söyleyen kişi büyük bir suç işleyecek ve ömür boyu bu utançla yaşayacakmış gibi
İ planı
Ama çok şükür Serkan Abi benden daha cesur
İyi bir gezgin oluşu da zihninde sürekli bir b planı nı var ediyor sanırım. Son gece telefon açıyor ve o yürekli çıkışı yapıyor:
- Bu kadar olumsuzluk varken, yolda donacağımız kesinken, niye Abant, zorunda mıyız Rıdvan?
- Hayır, canım mümkünse diyorum tüm Cüneyt Özdemir saflığımla
- Ya bırak Rıdvan, hemen bir b planı yapalım yarın için
- B planı mı?
- Tabi ya
Şöyle bir düşünüyorum
- A planımız Abant ise, b planımız Bolivya mı?
Bu da esprimiydi şimdi Rıdvan der gibi son derece kısa, renksiz, soluk bir gülüşten sonra; anlayacağım espriden konuşuyor:
- İ planı diyelim Rıdvanım, İznike gidelim
- İznik mi? Valla kulağa güzel geliyor. Hava nasılmış?
- 15 derece civarları, güneşli, temiz bir hava
İznike birkaç kez gitmiştim ama motosikletle değil ( Aslında ben hiçbir yere motorla gitmedim zaten
Düne kadar bir motorum bile yoktu
Yeni başladığım macerada, bu yolda en uzun yolum olacak). Özellikle Karamürsel güzergâhı kullanıldığında son derece zevkli bir yol. İzmit de oturduğumuzu düşünürsek yaklaşık 150 km lik bir rota bizi bekliyor demek
- Tamam, Serkan Abi. Madem havada güzel bu i planı tam bizlik.
- Öyleyse Rıdvanım, yarın 08.30 da aşağıda ( üst komşum olur kendisi), motor başındayız.
- Tamam, Serkan Abi, 08,30 da hazırım, yarın görüşürüz, iyi geceler
- Görüşürüz, sana da iyi geceler
Telefonu kapattıktan sonra bu yeni heyecanla doğruca kitaplığıma koşuyorum. Bir İznik haritası, bir Türkiye haritası, bir National Geographic makalesi ve bir de Fransızcadan Türkçeye Prof. Dr. Mehmet Aydının çevirdiği, Francis Dvarnikin Konsiller Tarihi- İznik den II. Vatikan a kitabını buluyorum. Kısa bir okumadan sonra, salondaki masanın üzerine yarın çantamda olması gerekenleri hazırlıyorum: Bir polar, iki harita, bir kalem, bir akıl defteri, bir fotoğraf makinası, yukarıda bahsettiğim kitap ve bir de lastik tamir spreyi
Tüm hazırlıklar bittikten sonra saat gece biri bulmuştu. Şimdi doğru yatağa
Gel de o yol heyecanı ile uyu şimdi.
Ertesi Sabah
08.30 da motor başında buluşmaya söz verdiğimiz halde 08.10 da buluşuyoruz apartmanın bahçesinde. Tek uyuyamayan ben değilim herhalde diye geçiriyorum içimden
Güneşli havayı da görünce çocuklar gibi şeniz. Bahar bizi kuşatıyor adeta
Yeri gelmişken söyleyeyim: Her yıl bahar kutlamalarında ortalığın savaş alanına döndüğü ülkemizde, düşünüyorum da, baharın hakkını veren, o coşkuyu sonuna kadar; insana da, doğaya da saygı duyarak yaşayan bireyler sanırım motorcular
Yönetimlerin yerinde olsam bahar kutlamalarında mutlaka bunu göz önüne alırdım.
Neyse kaldığımız yerden devam edelim
Her şeyden önce haftalar sonra marş sesini duymak büyük mutluluk. Bir yandan Serkan Abiyle yol planımızı geliştirmeye çalışıyoruz: Buradan çıktıktan sonra ( İzmit/Yahya Kaptan), D-100 karayolundan Yalova-Bursa istikametine döneceğiz. Başiskele civarında Serkan Abi yakıt ikmali yapacak ve sonra Değirmendere sahilde Ümit Ustadan alınan poğaçalar ile kısa bir kahvaltı molası
Yolun ilk kilometreleri böylece şekilleniyor. Benzin alınıyor, sonra poğaçalar ve Değirmendere Sahildeyiz
Bilenler bilir, Değirmendere İzmit Körfezinin Güneyinde, kıyı da bir ilçe
Körfezin kuzeyindeki TÜPRAŞın karşı ekseninde
İşte burada son derece lezzetli poğaçalar yeniyor ( aslında poğaçalar son derece lezzetli de değildi sanırım. Ama gezi güzel geçtiği için olsa gerek klavye başında poğaçalar birden son derece lezzetli oldu). Yanında büyük boy çaylar içiliyor (duble dememeye dikkate ediyorum çaycıdan isterken ama o ısrarla duble mi deyince çaresizce başımı sallıyorum. Çay o çay değil artık
50 kuruş farkla seçimimi büyütmüş fast food alıcısı gibi hissediyorum kendimi). Bu arada Serkan Abi iş başında
Değrimendere sahilde gezi planı gözden geçiriliyor
Durmak var yola devam
Haritayı önüne almış büyük bir dikkatle geçeceğimiz güzergâhı tekrar ediyor, mola vereceğimiz yerler konusunda fikrimi soruyor. Mola demişken, Serkan Abinin yol sloganlarından biriside; Durmak var yola devam! İşte o zaman anlıyorum ki bu adamla yola çıkılır
Beraber siyaset yapmak mı..! Zor
En azından durarak olmaz yani
Kahvaltıdan sonra Cemal Süreya yı bir kez daha yâd ediyoruz. Ne demişti Süreya kahvaltı isimli şiirinde:
Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı
Ve işte bu mutlulukla yola devam
Yollar, yollar, yollar
Karamürsele doğru olan güzergâhımızda trafiğin yoğun olduğunu söylemek zor ancak sık sık karşımıza çıkan trafik ışıkları biraz can sıkıcı
Kısa süre sonra Karamürsel deyiz. Burada kayda değer noktalardan birisi ise beton yol! Sanırım asfalt yola alternatif yol olarak geliştirilen beton yolun ülkemizde uyguladığı ilk ve uzun mesafelerden biri İstanbul, Kemerburgaz/Göktürk yolu. Araba ile onlarca kez geçtiğim bu güzergâhta yol bana son derece konforsuz gelirdi. Karamürsel de geçtiğimiz bu beton yol ise, sebep olduğu yoğun vibrasyon ile özellikle motosiklet severler için iyi bir alternatif olmadığını gösteriyor. Asfalta göre daha kullanışlı olacağı düşülen beton yol ( onarım süresi, maliyet vs.) bize göre değil
Asfaltımızı isteriz ama kâğıt helva kıvamındaki asfaltı da değil!
Karamürsel çıkışında İznik tabelasını görmek büyük mutluluk
Sanki yola henüz çıkmışız gibi büyük bir heyecan kaplıyor içimi.
Karamürsel tepelerine doğru tırmandığımız yolun ilk kilometreleri özellikle benim için can sıkıcı. Zira kullandığım motosikletin çok da hazmetmediği yollar. Aslına bakılırsa yol asfalt ama sanki toprağı yamamak için dökülmüş gibi
Yaklaşık 15 dakika yol aldıktan sonra İzmit Körfezini ayaklarımızın altına alan bir noktada kısa bir mola veriyoruz. Eee neydi parola
Durmak var yola devam!
İşte binekler
Hazır bu ikinci mola noktamıza gelmişken yol arkadaşlarımız motosikletlerimizi de tanıtmakta özellikle meraklıları için fayda var. Serkan Abinin motoru sınıfının efsanelerinden biri olan 1997 model Honda XL 600V Transalp. Enduro sınıfı bu motoru bilenler bilir. Bilmeyenler biraz kafa yorduktan sonra Transalp isminin neler vadedebileceğini tahmin edebilirler aslında. Ekşi sözlükte Transalp kullanıcısı bir yazar şöyle yorumlamıştı motorunu :
yedi senedir tepesinde olduğum halde her türlü hava ve yol koşulunda beni bir gün bile satmamış motordur. Atım olsa bu kadar severdim.
Karamürsel tepelerinde Körfez seyri ve az sonra prostat gerçeği...
Benim motorum ise 2012 model Honda Cbr 250 r. En iyi yanı benim motorum oluşu, hatta benim ilk motorum oluşu. Bu motor sınıfının popüler araçlarından birisi. Şık tasarımı da buna eklenince çevrenin ilgisini üzerine çekmekte hiç de zorlanmadığını söyleyebiliriz. Bu ilgi içinde en sık rastladığım soru, kaç basıyor bu motor? Oysaki sadece 250 cc
Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün onun hiç umurunda değil.
bizi çekemiyorlardı... aslında çekecek kimse yoktu... biz çektik... birazda fazla sevinmişiz hani...
Prostat hipertrofis
Neyse
Kısa bir körfez seyri, birkaç hatıra fotoğrafı ve malum ihtiyaç molasından sonra yola devam ediyoruz. Hafta içi olması sebebiyle yol son derece sakin. Ve bu sakinlik bizim seyrimizin temposunu da belirliyor aynı zamanda
Ancak her şey bu kadar güzel ve huzurlu gözükürken ve henüz 10 dakika kadar yol almışken, o da ne! Aman Allahım
Bir ihtiyaç molasına daha ihtiyaç duyuyorum
Ama ne Tarkan daki pervasızlık, ne de Forrest Gumpın cesareti yok bende. Gerçi o an, önde giden Serkan Abinin selektörle, kornayla, yan yatarak, takla atarak falan dikkatini çekmek gelmiyor değil aklıma ama
Hayır, söylememeli, durmamalıyım
Hele hele yol arkadaşınız kırklarında ve tüm yol boyunca ancak benim 4/1 oranımda tuvaleti ziyaret etmişse
31 yaş prostat hipertrofis için çok erken! ( Filozof ismi gibi, böyle söylenince daha az korkuyor insan. Sadece prostat dendiğinde bacaklarımın arasında bir sızı hissediyorum
). Ama çok erken
Dolu idrar torbamla yola devam ederken, internette gördüğüm Çişmatik in tanıtım cümleleri gözlerimin önünde uçuşuyor: Çişmatik Kusma ve İdrar Torbası, hijyenik, kompakt ve pratik,
idrar torbası hijyenik, kompakt ve pratik,
hijyenik, kompakt ve pratik
elle bastırmak suretiyle sızabilecek çişin önünü kapatmaya çalışmak bir yöntem midir ? Olabilir... Ama motor üstünde imkansız...
Karaahmetli, Hayriye, Yalakdere
Samanlı dağlarını kuzey-güney istikametinde aştığımız güzergâh, hücrelerimin kübik epitelden, yassı silindirik epitele dönüştüğü idrar torbama rağmen gittikçe zevkli bir hal alıyor. Karamürselden tırmanarak başladığımız yol; Karaahmetli den başlayarak Hayriye ve Yalakdereye kadar yaklaşık %30 eğimle devam ediyor. Eğimin yanı sıra 45 dereceyi bulan viraj açıları ile beraber, motor üstünde öne eğik pozisyonda oturmak zorunda olan benim kol ve omuzlarımda biraz ağrı hissetmeme neden oluyor. Önümde seyreyleyen Serkan Abi ise endurosu ile at üstünde oturuyormuş gibi rahat ve dik gözüküyor. Neredeyse her viraj çıkışında hızlanması için motoruna deh dediğini duyar gibiyim. Keyfim hala çok yerinde
Hele hele yanımızdan geçen tek tük aracın içinde ailesi ile seyahat eden adamları görünce daha da rahatlıyorum. Eşimin kaskın içinde çınlayan akşam sakın eve geç kalma uyarısı, yerini rüzgâr uğultusuna bırakalı çok oluyor
Kızderbent
Yalakdere ile beraber inişimiz şimdilik sonlanıyor ve birazdan Kızderbenteyiz
Derbent, geçit ya da sınırda bulunan küçük kale anlamına geliyor. Kızderbent de adına yakışır şekilde Kocaeli ile Bursa arasındaki sınırın bir parçasını oluşturuyor. Peki, başındaki kız eklemesi ne mana ifade ediyor? Mesleğim sebebi ile daha önce araştırma yaparken, internette bu köy adına kurulmuş bir internet sitesine rastlamıştım. Sitede yer alan bilgiye göre 15. yy da bölgeye gelen Osmanlı askerlerinin geceyi Rumlar tarafından inşa edilen büyük bir handa geçirdikleri, hanın işletmeciliğini savaşta erkeklerin ölmesi sebebiyle kızlar tarafından yapıldığını, bu ismin menşeinin bu sebeple çağlar öncesinden geldiği söylenmektedir. Daha detaylı bilgi ( aslında söylence demeliyim sanırım) ulaşmak için
www.kizderbent.net/ sitesine bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Asfalt dar yolun böldüğü köyde, hemen sağda kalan köy kahvesi dikkatimi çekiyor. Bir sonraki gezide mutlaka çay içmeliyiz diye aklımdan geçirerek yola devam ediyoruz.
Yol üstünde Kızderbent ten sonraki ilk yerleşim yerimiz Bursa sınırlarında kalan Boyalıca. Boyalıca ulaşmadan önce ise yol küfürlerimden ikincisini ediyorum ( İlki asfaltaydı
). Göl manzaralı çöplük! Nedendir bilinmez bu çöplüğü görünce Üniversitedeki bir tuvalet yazısını anımsıyorum; lütfen pisuara izmarit atmayınız, biz sizin kül tabağınıza sı
muyuz ?
Boyalıca ya gelip sola İznik istikametine döndüğümüzde küfreden zihnim hız kesip İznik Gölü ve zeytinliklerle ilgileniyor. Zeytin dendiğinde iki güçlü çağrışımım var
İlki, Kuran-ı Kerim de Tin Suresinin birinci ayeti: Andolsun incire ve zeytine Zeytin üzerine and içilmiş olması Kuranın zeytine dikkat çekmesi
Çok etkileyici geliyor bana.
Zeytin konusunda beni kuşatan bir diğer imge ise Bedri Rahmi Eyüboğlunun Sitem şiiri:
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem
İşte bu duygular eşliğinde yol almaya devam ediyoruz. Boyalıca ile İznik arasında ki yol son derece kaliteli ve geniş. Canımızı sıkan tek şey ise bir otobüsün tacizi
İznik ve Ayasofya Cami!
Sonunda İznikte, Ayasofya kilise/cami/müzesi önündeyiz. İşte burası yolculuk boyunca ettiğim üçüncü küfrün vuku bulduğu yer. Neden mi? Sanat tarihi okuyup, mesleğinizi de bu alanda devam ettiriyorsanız ve bu yapının başından geçen restorasyon sürecini şöyle ya da böyle izlediyseniz asabınızın bozulmaması imkânsız. Sadece bu da değil tabii ki.
Ayasofya kilise/cami/müzesi kubbeye bakış...
Yapıdan kısaca bahsetmek gerekirse; Anadolu da inşa edilen ilk bazilikal kiliselerin önemli örneklerinden birisidir. Yanı sıra yapı içindeki opus sectila denilen zemin döşemesi ve yapının kimi noktalarında günümüze ulaşmayı başarmış fresk bezeme örnekleri son derece dikkat çekicidir. Tüm bunların yanı sıra Hıristiyanlık tarihi açısından da büyük öneme sahiptir. Zira VII. Konsil burada, 787 yılında toplanmıştır. İkon yasağı konusu işte bu konsilde sonuca bağlanmıştır.
İşte bu son derece önemli yapının içini görmek üzere kapısına yaklaştığınızda ikinci şok/dördüncü küfrü burada yaşıyorsunuz! Ayasofya Camii 1331! 1331 tarihi yapının kiliseden camiye çevrildiği yani sünnet edildiği tarih.
İşte kapıdaki 1331 tabelası ve kim dikti ulen bunu buraya duruşu ile Serkan Abi...
Ancak Diyanetin hazırlattığı kapısındaki bu kocaman tabeladan yapının 1331de inşa edildiğini düşünebilirsiniz. İşte bu yanıltmaca ile yapının 1331 den önceki tarihi görmezden geliniyor. Bir gün İstanbul Ayasofya Müzesine gitseniz ve 6. Yy da yapılmış bu yapının önüne dikilmiş 1453 tarihini görseniz
Bu tarihi saptırmak değil midir? Son derece sığ bir düşünce değil midir? Özellikle Ortodoks Hıristiyanlar için önemi büyük bu yapının başına sayemizde gelmeyen kalmıyor
Aslında İznik bu anlamda bütün olarak önemli. Çünkü Hristiyanlık tarihinin ilk konsili de burada, İznik te yapılıyor. Ve Hıristiyanlığın amentüsü işte bu konsil ile belirleniyor. İşte bu topraklar bu kadar önemliyken, siz oraya gelen, büyük kısmı Hristiyan yabancı ziyaretçilerine böylece demiş oluyorsunuz ki; sizin konsillerinizin bizim için bir önemi yok, inançlarınız mı, umrumuzda bile değil; kültürel mirasın ise ancak İslami dönemi tanırız. Yazık! Çok Yazık!
Tabii ki bitmedi! Yok sayılan Hristiyanlık/mimarlık tarihinin yanında, bir de eşantiyon düşünmüşler: Bir müze/ziyaret mekânı olarak kullanılan bu yapının büyük bölümünü camiye çevirmişler. Şöyle ki sağ nefin tamamı, orta nefin ise büyük kısmı namaz ibadeti için ayrılmış. Ama yıllar sonra niçin böyle bir işlev değişikliğine ihtiyaç duyulmuş. Vakıflar Genel Müdürlüğünün savunması şu:
Eserin evveliyatı kilise olmasına rağmen Orhan Gazi döneminde camiye çevrilmesi münasebetiyle 6570 no.lu Kanunun 1.Maddesinde Mabetler kiraya verilemez ve ibadethane haricinde hiçbir iş için kullanılamaz hükmü gereğince 1995 yılında Kültür Bakanlığının anılan eseri müze olarak kullanma talebi de idaremizce uygun görülmemiştir.
Bazı medya organlarında Ayasofya Camiinin daha önce müze olarak kullanıldığı şeklinde yer alan haberlerin aksine Ayasofya Camii tarihin hiçbir döneminde müze olarak kullanılmamıştır.
Asli görevi Vakfedenlerin vakfiyelerinde belirtilen iradelerini eksiksiz olarak yerine getirmek olan Genel Müdürlüğümüz, hem vakfiyesinde hem de tapu kaydında camii olarak tescil edilen Ayasofya Camiinin, Diyanet İşleri Başkanlığının tekrar cami olarak ibadete açılması yönündeki talebini uygun görerek, eserin ibadete açılmasına karar verilmiştir.
Bu fotoğrafı gördükten sonra anlıyorum ki; ikonolarda Hz. İsa'nın başındaki ışık demeti hale değil reflektörmüş...
.
zemin döşemesini görmeden gelmeyin ama üstüne de çıkıp tepinmeyin hemi diye konulmuş koruması
Burası kilisenin cami kısmı. Müze kapısından girdikten sonra hemen karşınızda
Peki, bu durumda yine İstanbul Ayasofya Müzesini örnek vermek gerekirse; bu yapıda 1453 tarihinde camiye çevrilmiş ve 20. Yy başına kadar da cami işlevi görmüştür. Peki, bu durumda bu yapıda Vakıflar Genel Müdürlüğü 6570 no.lu kanunun 1. Maddesini niçin uygulayamıyor? Asli görevi olan Vakfedenlerin vakfiyelerinde belirtilen iradelerini eksiksiz olarak yerine getirme görevini niçin yerine getiremiyor? Kültür ve Turizm Bakanlığının elinden mülkiyetini niçin alamıyor? Aslında konu son derece açık sanırım. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet üzerinde çok büyük gürültü kopmadan popülizm yapabilecekleri bir konu seçmişler.
Dışarıya çıktığımızda Serkan Abinin dikkatini çeken bir detay tüm bu çarpıklığın üstüne nasıl tüy dikildiğinin kanıtı. Efendim şöyle ki kilise/müze/caminin avlusunda sanırım İznik Belediyesi ya da kaymakamlığınca hazırlatılmış bir tabela var. Yapının müze/ziyaretgâh olarak kullanıldığı günlerden kalma. Diyanetin diktiği Ayasofya Camii tabelasını tam karşısında, 5-10 adım mesafede.
Cami bahçesindeki İznik krokisi
"buraya en yakın bar nerede ?" ya da "bikinili hatun kesebileceğimiz yer yok mu bu iznikte? sorularınızın cevabı Ayasofya camii bahçesinde. İmama sorsanız gösterir tabelayı
Efendim işte bu tabelada İznikte gidebileceğiniz yerleri gösteren bir kroki var. Krokinin en dikkat çekici noktasında sahili göstermek için kullanılmış güneşlenen bikinili abla fotoğrafı ve barları gösteren temsili bira bardağı çizimleri var. Herhalde yapının kilise tarihini reddeden bir anlayışın hoşgörüsü olarak görülebilecek bir durum değil bu! Unutkanlık olsa gerek, zira farkına varsalar ya da vardırılsalar o tabela 1 dakika dahi tutulmaz orada. Ama tüm bunlar benim için kimliksizleştirilmeye çalışılan İznik Ayasofyasından başka bir şeyi ifade etmiyor.
İşte bu duygular eşliğinde Ayasofyadan çıkıyoruz. Yeni gezi noktamız ise İznik Müzesi.
Not: Maalesef kısa yazmayı beceremiyorum. Seyahatin ikinci bölümüne ait yazı pek yakında burada.