• Sunuculara saldırı nedeniyle sitede sorun var. Çözüm için çalışıyoruz.

İç Honda NX500 ile 3500 km Doğu ve Güneydoğu Turu

Katılım
2 Eki 2023
Mesajlar
2,232
Motosikleti
Honda CB750 Hornet / Kanuni Seha 150
Şu konuyu okurken tarihi değerlerimize sahip çıkmakta ne denli özensiz olduğumuzu bir kez daha idrak ettim...

Duatepe Anıtı'nın haline bakar mısınız? Her yeri ot bürümüş, zemin kaplamaları dökülüyor, bir keşmekeşlik. Ki burası Cumhuriyetimizin temel taşlarının örüldüğü mekanlar, askeri koruma altında falan...

Şu güzelim Amasya'nın yukarıdan görüntüsüne bakın. Her yer beton, eciş büçüş bir görüntü. Bir de şehzadeler şehri olacak! Bir tane tarihi köprü yok, hepsi asma köprüden hallice beton, asfalt. Bir de en küçük Avrupa ülkesinin nehir kenarındaki en küçük şehrine gidin. Küçücük köprülerini bile nasıl yapıp korumuşlar, turistler fotoğraf çekeceğim diye dünyanın dört bir yanından geliyor, paraya çeviriyorlar değerlerini...

Kaya mezarları aynı, üzerine sprey boyalarla isimler yazılmış, etrafta kablo kirliliği, yine bir özensizlik...

Nereye giderseniz gidin aynı. Sözde tarihimize sahip çıkan, milliyetçi muhafazakar bir ülkeyiz. Bir de ecnebilerin memleketine gidin, gavur diye burun kıvırdığınız adamların tarihlerine nasıl sahip çıktığına bakın...

Bak durduk yere yine canım sıkıldı, konu sahibine süper/bravo yazacağıma neler yazdım :) Bu arada süper/bravo...

Motosiklet ile yol yapmak, tat almak, keyif yaşamak tabii ayrı mevzuu...bunu turnusol olarak dayatanlar var. Kimisi de bisikletle yapıyor bunları. O da 2 teker nihayetinde. Hem daha zor, hem daha riskli. Öyle motordaki gibi ne varsa yükleyemezsiniz de, sınırlarınız bellidir. Motorla yol yapmayı marifet addedenler bir de bisikleti denesin :)

Kimisi de karavanla gezmeyi seviyor mesela. Tekne ile dünyayı dolaşan da var ona bakarsanız :) Ben trenleri severim örneğin. Kimi de hiç konforunu bozmaz, business bilet alır uçakla gider...

Artık herkes meşrebine ve parasına göre. En güzeli yeni coğrafyalar keşfetmek, sağlık yerinde iken en uzağa gitmeye zaman ayırabilmek.

Keyifle, kazasız belasız, sağlıkla gezin...
 
Katılım
8 Şub 2026
Mesajlar
509
Sözde tarihimize sahip çıkan, milliyetçi muhafazakar bir ülkeyiz.
bu sözün bizim millet için kullanıldığını hiç duymadım. zaten öyle olmamız da mümkün değil, tarihine sahip çıkanlar/çıkabilenler tarih boyunca aynı coğrafyada yaşayan milletlerdir. bizimkisi gibi göçebe milletler (günlük yaşayan da diyebilirsin) ne tarih bilincine sahip olabilir ne de tarihi koruyabilir. şimdi birçok makarna kafalının aklına tarih deyince neden sadece osmanlı geliyor? osmanlıya katar Türk ne imparatorluklar ne devletler kurmuş. o yüzden bizim olmayan tarih bilincimizden çok birşey bekleme.
 
Katılım
29 Tem 2015
Mesajlar
19,351
Motosikleti
Sym Wolf Sb250Ni
güzel bir gezi, harika fotoğraflar emeğine sağlık. konudan bağımsız dün akşam kızım ile markete gittik, orada bir motoru görünce "baba bugün bizim okulun önünden büyük bir motor geçti yanı arkası çanta kaplıydı (muhtemelen gs) madem bu kadar çantaya ihtiyacı var neden motorla gidiyor diye sordu, mantık cevap veremedim. bu gezi yolculuklarına çıkan yada yolda gördüğüm tıka basa eşya doldurup giden motorcuları gördükçe ben de soruyorum madem bu kadar eşyan var neden doblo ile gitmiyorsun. tamam motorla doblo bir değil ama sizler değilmisiniz motorcu için gidilen yere bir an önce varmak değil yolu yaşamak. yolu araba ile yaşamak biraz daha mantıklı değil mi? yani çektiğiniz eziyete gerçekten değiyor mu?
Yahu mübarek el insaf 3500 km diyoruz, hani benim geçmişte aynı gün içi 1000 km üstü çok seyahatim oldu, hadi ben bile zorlasam 3-4 günde bu rotayı tamamlayayım desem bile donuydu, çamaşırıydı, ayakkabısıydı, pantuluydu derken yine geniş bir çanta gerekiyor. Ee o çantayı adam ne yapsın? Elinde mi taşısın? Mecburen yan çantalara ya da sele üstüne serpiştirecek. Buradaki güzelliği atlıyorsun, motor ile yolda olmak.. Amaç bir yerden bir yere eşya taşımak değil. Yaş olarak akran olsak da çoğumuza göre yeni motorcusun ve bu işin ruhu şu an sana mantıklı gelmiyor. Yeminlen boş vakit ayarlasam Antalya'ya gelip seni uzun yola çıkaracağım, tüm düşüncelerin değişecek.
 
Katılım
16 Mar 2024
Mesajlar
107
8.Gün: Tunceli, Ovacık, Pertek, Elazığ
Sabah erken kalkıp fazla oyalanmadan motosikleti yüklüyorum. Bugün Tunceli etrafında tur atacağız. Munzur milli parkından geçerek gözelere doğru yola çıkıyorum. Vadinin içerisinde munzur nehrinin kenarından keyifle sürüyorum. Tuncelinin çıkışında kamp atanlara imrendim doğrusu. Keşke çadırı ekipmanı getirseydim diye düşünmedim değil ama onları taşıması ayrı bir dert. Yol çok güzel ama biraz kalabalık malesef. Kamyonlar, otomobiller keyifle sürmeme izin vermiyor. Her fırsatta duruyor, manzaranın güzelliğini içime çekiyorum. Gürül gürül akan suyun sesi insanın ruhuna hitap ediyor. Sonunda tepelerin ardından Munzur dağları kendini gösteriyor.







Sonunda Ovacık’a vardım. Bir tarafta çıplak Munzur dağları, diğer tarafta yemyeşil tepeler, yeni biçilmiş buğday başaklarından arta kalan saman denizinin ortasında kalmış küçük, şirin bir ilçemiz. Burası baharda kimbilir ne kadar güzeldir diye içimden geçirerek durmadan şehrin içinden geçiyorum. Sarı saman sapları arasından gözelere doğru dümdüz bir yol. Hızımı düşürerek anın keyfini çıkarıyorum. Sağ tarafımda Munzur dağları bir duvar gibi yükseliyor. Sonunda gözelere gelip motoru parkediyorum. Hava gayet sıcak olmasına rağmen botu çıkarmaya üşendim bu sefer. İlk iş bir paket çerağ alıp yakıyorum. Dilek tutmadım ama kendimce bir şeyler mırıldandım. Buz gibi suyun serinliği hemen insanın yüzüne çarpıyor. Su içildiği için suya girmek, ayaklarını sokmak yasak. O koca nehrin o çıplak dağın altından kaynadığını görmek insanı şaşırtıyor. Yalnız suyun tadı gerçekten çok güzel.












Suyu güzelse çayı da güzeldir deyip gözelerden çıkışta çay molası veriyorum ki haklıymışım. Artık yola koyulma zamanı. Dönüşte Ovacık’a girmeden sağa sapıp Pertek yönüne doğru gidiyorum. Güzel manzaralar yolda bana eşlik ediyor. Hozat’a geldiğimde çemberi tamamlamış oluyorum. Feribot’un saat başı olduğunu düşünerek gazlıyorum biraz. Neyse, endişe etmeme gerek yokmuş. Pertek iskelesinde feribot’a kafadan sokuyorum motoru. Bu feribotlarda giriş çıkış tek. Arabalar, kamyonlar geri geri giriyor o yüzden.









Feribottan inince burnuma mis gibi balık kokusu geliyor. Karadenizli hislerim hemen sinyalleri gönderiyor ama yapacak yok, yola devam. Elazığ’a girmeden Harput’u bir göreyim diyerek tepeye doğru çıkıyorum. Gelmişken Harput kalesini ziyaret etmemek olmaz tabi. Küçük ama etkileyici bir görüntüsü var. İçerde Zindan harici görülebilecek pek bişey yok ama zindan da zindan gibi zindan hani. Girişten 32 mt aşağıda merdivenlerle iniliyor. Öyle dik ki her iki tarafta ipten korkuluklara tutunmadan inilmiyor. İnerken tek düşündüğüm bu merdivenleri tekrar nasıl çıkacağımdı. Dibe inince burda yıllarını geçirmek zorunda kalanları düşünerek irkildim.











Harput baya baya turistik blr yermiş. Kaleyi gezmeye gelenler, parkta oturanlar, yemeye içmeye gelenler, kalabalıktı baya. Şiş kebap kokuları canımı çektlrdi ama aç mıyım değil miyim diye kararsız kaldım. Elazığ’da da vardır güzel bir yer heralde diyerek sonradan pişman olacağım bir karar verip Elazığ’a doğru devam ediyorum. Bi restoran buldum ama eh işte. Artık Harput’a tekrar gitmek için bir sebebim var. Otele yerleşip motosikleti otelin karşısındaki kaldırıma Bulgar motorcunun arkasına parkediyorum.Gün uzundu
 
Katılım
8 Şub 2026
Mesajlar
509
Yahu mübarek el insaf 3500 km diyoruz, hani benim geçmişte aynı gün içi 1000 km üstü çok seyahatim oldu, hadi ben bile zorlasam 3-4 günde bu rotayı tamamlayayım desem bile donuydu, çamaşırıydı, ayakkabısıydı, pantuluydu derken yine geniş bir çanta gerekiyor. Ee o çantayı adam ne yapsın? Elinde mi taşısın? Mecburen yan çantalara ya da sele üstüne serpiştirecek. Buradaki güzelliği atlıyorsun, motor ile yolda olmak.. Amaç bir yerden bir yere eşya taşımak değil. Yaş olarak akran olsak da çoğumuza göre yeni motorcusun ve bu işin ruhu şu an sana mantıklı gelmiyor. Yeminlen boş vakit ayarlasam Antalya'ya gelip seni uzun yola çıkaracağım, tüm düşüncelerin değişecek.
teşekkür ederim, ama gelmeden önce konuşalım motorun birini sattım birini de satmak üzereyim. trasalp ten sonra 250 cc keyif vermedi. şimdi imkanım yok ama birkaç sene içinde bir transalp yada multi ile aranıza tekrar katılacağım o zaman iznin olursa ben senin yanına gelir hem tanıma mutluluğuna ererim hem de tura çıkarız.
 
Katılım
28 Eyl 2007
Mesajlar
1,041
Motosikleti
Paran varsa Japon, yoksa alman. - Crf250 L Africa Single - Wave 110i - Crypton S
Kaçıranlar için önceki mesajımda bahsettiğim 2025 Mart ayında NX500 motorumla çıktığım Güneydoğu Anadolu turumun linkini de aşağıya bırakıyorum.

Bizim tur bir yerleri gezip görmekten çok yolda olma, motorla yol yapma ve gittiğimiz yerde yemek yeme turuna dönüştü, süremiz kısıtlı ve yapacağımız yol da fazla olunca.

https://www.motosiklet.net/forum/konu/2025-mart-guneydogu-turu.220357/

Yine de çok güzeldi.
 
Katılım
25 Kas 2018
Mesajlar
154
Ben de teneremi sattıktan sonra birde suzuki deneyim dedim vstrom800de alıp tekrar yollara kamplara akacam çok özledim ve kıskandım
 
Katılım
6 Şub 2012
Mesajlar
1,967
Motosikleti
Bajaj Dominar D400 UG
Harika gezi harika fotoğraflar. Memleketim tokat a amasyaya sivasa gitmiş olduğunu görmek de oraları özlediğimi anımsattı bana. Motorla uzun yol yapılır. Hem de ne güzel yapılır. Değer mi dibine kadar değer. Sayısız kez uzun yol yaptım hem arabayla hem motorla. En unutamadıklarım ne diye sorsanız motorla olanlar, macera yaşadıklarım. Mesela herkesin böbrek taşı düşürürsün dediği Tvs apache 150 ile Tokattan izmire 1100km yolu 14 saatte gitmiş , uşaktan itibaren oturamayıp bir süre ayakta kullanmış, İzmirde üç gün yüz üstü yatmış ve oturamamıştım ama en aklımda kalan ve unutamadığım yol da o olmuştur.
 
Katılım
8 Mar 2020
Mesajlar
415
Motosikleti
Dominar D250
Seyahat kadar anlatım ve fotoğrflar da çok güzel, emeklerinize sağlık keyifle okudum
 
Katılım
16 Mar 2024
Mesajlar
107
9.Gün: Elazığ, Nemrut dağı, Kahta kalesi, Adıyaman:

Sabah kahvaltıyı otelde yaptıktan sonra ilk iş eczaneden el kremi almak oluyor zira eldiven sağ elimin başparmağı ile işaret parmağı arasını tahriş etmiş. Motoru hazırlarken Bulgar motorcu da eşyalarıyla indi. Ayak üstü biraz muhabbetten sonra 2 dakikada motoru yükleyip gitti. Yahu ben 15 dk dan önce mümkün değil çıkamıyorum. Benim çantaların kayışlı olması bir de her gün sök tak, uzun bir turda totalde ciddi vakit kaybıymış yahu.

Elazığ’dan çıkıp Malatya yönüne doğru sürmeye başlıyorum. Divriği yolunda yaşadığım benzin sıkıntısı aklıma yer ettiğinden Nemrut yoluna dönmeden depoyu fullüyorum bu sefer. Biraz ovada gittikten sonra tırmanış başlıyor. Sessiz, sakin, keyifli bir yol. Nasılsa vakit var, aceleye gerek yok diyerek habire duruyorum.Tırmandıkça hava serinliyor ama şansıma hava çok güzel bugün. Nemrut dağına iki ayrı yol çıkıyormuş. Malatya tarafından gelenler dağın doğusuna çıkıyor. Diğer yol daha iyiymiş ama çok yürümek zorunda kalıyormuşsunuz.

Sonunda aşağıdaki tesise vardım ama o ne, Nemrut’a devam eden yolun başımda bir zincir. Yol kapalı mı diye endişelendim ama değilmiş. Benden hemen önce gelen iki Alman motorcu toprak yolu görünce motosikletlerle çıkmak istemediler önce. Ben de iyi bari deyip görevliye minibüs ücretini sordum. 2500 metre yola sefer başı 1.500-tl alıyormuş beyler. Niye öyle pahalı dedim, yolu görünce ona hak verecekmişiz. Hadi dedim Almanlara, motorla çıkıyoruz. Garibim Nx500, arkada Africa twin ve Triumph Tiger 900 rally’ye mihmandarlık yaptı iyi mi. Bir sorun yaşamadan üç motor zirveye çıkıyoruz.



















Buraya gelene kadar Nemrut’ta hem doğuya hem batıya bakan iki ayrı teras olduğunu bilmiyordum. Ben doğu yakasından çıktım, arka tarafı dolaşırken aynı heykelleri batı yakasında da görünce çok şaşırdım. Doğunun ve batının yani Roma ve Pers tanrılarını bir araya getirerek yanına kendi heykelini diken Komagene kralı hem doğuya hem batıya bakan iki ayrı teras inşa ederek kimseyi gücendirmek istememiş belli ki. Burası, tam anlamıyla medeniyetlerin birleştiği yer. Arkadaki tümülüste kralın mezarı dokunulmamış haliyle duruyor olması da çok enteresan. Bunu Martin’e söylediğimde öyle bir AHSOO deyişi vardı ki, hiç almanca bilmeyen ben bile ne demek istediğini gayet iyi anladım.

Gezildi, dolaşıldı, fotoğraflar çekildi, şimdi aşağı inme zamanı. Tesislerin olduğu yerde almanlarla vedalaşıp yola devam ediyorum. Hedefte Kahta kalesi var. Oldukça güzel manzaralı bir yoldan relaks bir şekilde aşağıya doğru yol alırken Kahta kalesi tüm güzelliğiyle hoşgeldin diyor.



Tabi aşağıya indikçe hava iyice ısındı. İklim de değişti sanki burada. Kalenin önüne gelince hemen merdiven tırmanmayı gözüm yemedi. Girişteki restoran mu diyim artık kafeterya mı diyim gölgeliği beni cezbediyor. Bana girişte hello diyen görevliye biraz takıldıktan sonra gölgelikte içtiğim karadut suyu sayesinde kendime geliyorum ve kalenin merdivenlerini tırmanmaya başlıyorum. Tipik bir Memlük kalesi olan bu yapı beni hayrete düşürdü. Yukarı çıkınca anladım, bilmeden Gondor’a gelmişiz yahu. Açıkçası, gezdiğim, gördüğüm en güzel kalelerden biriydi Kahta kalesi.



























Aşağı inip restorandaki görevliye hadi guud bay diye tekrar takıldıktan sonra Adoyaman’a doğru yola koyuluyorum.

Yol üzerinde Cendere köprüsünü görmeden olmaz. Hikaye bu ya imparator köprüyü yaptırırken kendisi, eşi ve 2 oğlu adına dört sütun diktiriyor, o ölünce yerine geçen oğlu, nefret ettiği diğer kardeşine ait sütunu yıktırıyor. Köprü enfes bir manzaranın ortasında tüm güzelliğiyle dururken yan taraftaki doğal köprü hiç te ondan aşağı kalmıyor. Etraf kalabalık. Yerli turistin yanında çok sayıda yabancı turist te var.



















Güneş iyice aşağı indi, yola çıkma zamanı. Google sağolsun beni saçma sapan yollara çıkardı bu sefer. O sıcakta daracık köy yollarında cebelleşirken buldum kendimi. Bir traktörün yanına yanaşıp yol tarifi sormaya çalışırken sağ ayağım boşluğa gelip gene motoru yatırdım iyi mi. 200 küsür kilo yük sağ bacağıma binmişken sağolsun yardım etti traktördeki arkadaş. Yalnız benim güzel düşmenin bir yolunu bulmam gerekiyor. İki seferdir şansım yaver gitti ama üçüncüde yardıma koşacak birini bulamayacağım gibi geliyor. Neyse, sonunda daracık, kalabalık, berbat yollardan geçip Adıyaman’a varıyorum. Öğretmenevinde yer ayarlayıp yemeği de orda hallettikten sonra aklımda olan tek şey yatağa uzanmak. Hava sıcaklığının etkisini hissettim bugün.
 
Katılım
3 Şub 2014
Mesajlar
559
Motosikleti
Cruiser
İlgiyle takip ediyorum gezinizi.
Umarım bir daha düşmezsiniz ☺️
Google map'in azizliğine ben de çok uğradım, yaklaşık 5 yıldır Yandex kullanıyorum ve gerçekten aşırı memnunum.
Artılarını yazayım;
Yandex çıkmaz bir yere hiç sokmadı beni. Yolun hız limitini ve o anki hızınızı yan yana gösteriyor.
EDS'lerin çoğunu gösteriyor.
Daha önce kullanmadıysanız ısrarla tavsiye ederim.
Gezinizin devamının da keyifli geçmesini dilerim ☺️👍🏻
 
Katılım
16 Mar 2024
Mesajlar
107
10.Gün: Adıyaman-Karahantepe-Göbeklitepe-Şanlıurfa

Kahvaltıyı öğretmenevinde halledip biraz ağırdan alarak motoru yüklüyorum. Bugün güzergah kısa ama nerden bileyim havanın o kadar sıcak olacağını. Dümdüz sıkıcı bir yoldan geçip Şanlıurfa’yı sağımda bırakarak Karahantepe’ye doğru devam ediyorum. Burası meşhur Göbeklitepe’den sonra bulunmuş ama çok şey vaadediyor. Bu yüzden ilk önce buraya gelmek istedim. Yol boyunca ekin çeşitliliği gözüme çarpıyor. Demek toprak o kadar verimli ki hala ekin sulaması yapılıyor bu mevsimde. Yol üstünde devasa blr su kanalından geçiyorum. GAP projesi bu topraklara can vermiş resmen.





Sıcaktan bayılmış halde Karahantepe’ye vardım sonunda. Etraf yerli yabancı turist kaynarken diğer yandan arkeologlar kazı yapıyorlar. Gördüğüm, ortaya çıkan buluntular daha yüzde on bile değil. Rüzgar tozu toprağı milletin üstüne savuruyor.











Biraz gezdikten sonra ağzıma burnuma toz dolmuş halde aşağıya inip Göbeklitepe’ye doğru devam ediyorum. Hava 35 derece. Buraların sıcağı da bir tuhaf. Ağzım, dudaklarım hepten kurudu. Motor üstündeyken insanın vücudundaki ter direk buharlaşıyor. 2.5-3 litre su içip te insanın çişi gelmez mi yahu. Uzaklardan Göbeklitepe’yi kapatan devasa kubbe insanı heyecanlandırıyor. Zar zor park yeri bulduktan sonra girişteki müzeyi gezip ben de minibüs sırasına giriyorum. Minibüslerin ücretsiz olması güzel olmuş. Ve sonunda o meşhur Göbeklitepe karşımda duruyor. Öyle bir yer ki dünya tarihi yenibaştan yazılıyor. Dünya buraya gözünü dikmiş Nuh’un gemisi ile bir bağlantısı olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Bozkır’ın ortasında ortaya çıkan bu gizemli yapılar çözülmeyi bekleyen birçok sırrı içinde barındırıyor. İyi ki gelmişim deyip Şanlıurfa’ya gitmek üzere oradan ayrılıyorum. Ah şu sıcak olmasaydı ne güzel olurdu.









Şehir merkezine yakın 209 yıllık konaktan bozma bir otele yerleşiyorum. Yerleşiyorum derken çantalar elimde son derece dik merdivenlerini tırmanmak lazım önce. Benim için değişik bir deneyim oldu burası. Konfor sıfır ama ambiyans on numara. Bu koca evde kimler kimler yaşadı acaba? Ne demişler, mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi.



Buraya gelmişken ciğer yemeden olmaz tabi. Cadde üzerinde güzel bşr restoran buldum ama ne yalan söyleyeyim, biraz hayal kırıklığına uğradım. Adana’da alıştığım gibi bol yeşillikli , bol porsiyonlu bir masa bekliyordum ama neticede umduğumu değil bulduğumu yedim.







Balıklıgöl’e, tabi burda Balıklıgöl filan değil Ayn Zeliha deniyor yani Zeliha’nın gözü ya da pınarı, doğru yürüyorum. Gece serinliğinde etrafı birazcık geziyorum ama havuz kenarındaki çaybahçesinde soğuk bişeyler içmek bana daha cazip geliyor. Baba yorgun, ayaklar isyanda.
 
Son düzenleme:
Katılım
29 Kas 2016
Mesajlar
145
Motosikleti
sym jet 14 125cc
maşallah kazasız belasız en sevdiğim bölümler bol resim harika anlatım keşke ciğeri başa koysaydın tam sabah çayı içerken canım ciiger çektii :)
 
Katılım
16 Mar 2024
Mesajlar
107
11.Gün: Şanlıurfa-Halfeti-Gaziantep

Sabah kahvaltı sonrası motoru yükledikten sonra ilk iş Şanlıurfa müzesini gezmek oluyor. Devasa bir müze. Göbeklitepe’nin replikasını yapmışlar burada. Gerçeğini yukardan izlemek güzeldi ama replikasının içinde gezinmek te hiç fena hissettirmiyor.



Müzenin biraz aşağısında ayrı bir binada mozaik müzesi de var. Özelliği, mozaiklerin bulunduğu yerde muhafaza edilmesi. Gitmişken orayı da ziyaret edin mutlaka. Oydu buydu derken gene öğlen sıcağına kaldık. Sıradaki hedef Halfeti. Sıkıcı düz yollardan giderek sonunda Halfeti’ye varıyorum. Gitmişken tekne turu yapmamak olmaz tabi. Tekne’yi beklerken içtiğim reyhan şerbeti muhteşemdi. “En” lerim arasına ekliyorum. Tekne turu dandik hoparlörlerden çıkan yüksek volümlü müzikler hariç gayet keyifliydi. Tekne önce Rum Kale’nin önünden geçiyor. Kale meraklısı biri olarak içim gidiyor ama restorasyonda olduğu için kapalıymış malesef. Sonrasında ise Batık Köy diye bilinen Savaşan Köy’e geliyoruz. Bol bol fotoğraf çekiminden sonra müziksiz harika bir dönüş yolculuğu oluyor.













Müzeydi tekneydi derken saat 4 gibi Halfeti’den ayrılıp Gaziantep’e doğru yola çıkıyorum. Yolda mola verdiğim benzinlikteki emekli komiser şiddetle Birecik’te patlıcan kebabı yememi tavsiyesi ederken içimden bu sıcakta ne kebabı yahu demedim değil. Yolda trafik fena. Bu tarafın sürücüleri de maşallah yani, motorcuları yok sayıyorlar resmen. Sıcaktan ve yoğun trafikten bunalmış halde Birecik’e girince şaşırıyorum. Yıllardır sadece Kelaynak Üretme Çiftliği ile tanıdığımız Birecik oysa ne kadar güzel bir yermiş. Fırat’ın kenarında çok özgün bir şehir karşılıyor beni. Fırat nehrinin kenarında köprü manzaralı Gülbaba restorana atıyorum kendimi. Meğer buranın patlıcanı meşhurmuş. Kabuğunda kalıp gibi soyuluyor meret. Tek başıma olmama rağmen bir sürahi ayranı da önüme koydular iyi mi. Birecik patlıcan kebabını da direk “en” lerim arasına ekliyorum. Giderayak beni şaşırtıyorsun Urfa.





Çayımızı sigaramızı da içtikten sonra gene düştük yollara. Havanın kararmasına çok kalmadı. Yol üstünde Zeugma antik kenti var ama gitsem mi gitmesem mi diye kararsız kaldım. Bi daha 60 km geri gelemem buraya diyip Zeugma antik kentine gitmeye karar veriyorum. Neticede ana yoldan sadece 5 km içerde. Neyse kapanmadan yetişip gezebildim ama hem İzmir’den gelen diğer bir motorcu arkadaş hem de karavancı emekli abi ile muhabbet vakti iyice geçirdi.







Güneş batıp akşam karanlığı çökerken gece daha güvenli olur diyip otobana attım kendimi. Kendi hızıma uygun bir tır bulup arkasına yapıştım hemen. Gece yolculuğundan hiç hazzetmiyorum. Ne arabayla ne de motorla. Neyse sağ salim Gaziantep’e gelip otele yerleştim. Patlıcan kebabı hala midede duruyor ama Antep diyince insanın aklına tatlıdan başka bişey gelmiyor. Şerbetli tatlıları pek tercih etmediğim için farklı bişey deneyeyim istedim. Nasıl olduysa Suriyelilerin işlettiği otele yakın bir tatlıcıda buldum kendimi. Olabildiği kadar lezzet deneyeyim deyip kendime bir tatlı çeşnisi yaptırdım ama açık söyleyeyim, ne sütlaçtan bişey anladım ne diğer tatlılardan.



12. Gün: Gaziantep Lezzet Molası
Notlarıma da aynen bunu yazmıştım. Gaziantep Lezzet Molası. Dün akşamki başarısız tatlı deneyiminden sonra hırs yaptım ve şehirdeki meşhur katmercilerden birinde katmer kahvaltısı yapmaya gittim. Ambiyans gayet otantik. Dükkan bana katmere gelmekle ne iyi ettin diye bağırıyor. Binbir heves girişiyorum ama yok arkadaş. O ne şeker yahu, damağım yandı şekerden. Yanında süt te ondan geliyormuş meğer. Şekeri bastırsın diye.





Hayal kırıklığına uğramış şekilde Zeugma müzesine doğru yola koyuluyorum, yapacak bişey yok.

Hem katmeri eritmek hem de o motor hımbıllığını atmak için müzeye kadar yürüdüm. Yalnız buradaki mozaikleri gördükten sonra Şanlıurfa Mozaik Müzesi gecekondu gibi geldi bana. Fotoğraf çekmek anlamsız çünkü çok büyükler. Anı yaşa boşver diyip hepsini gezdim, okudum, derin derin inceledim. Nerde bu Çingene Kızı diye bakınırken meğer onun ayrı bir odası varmış. Ziyaretçileri birer ikişer aldıkları bir koridordan geçerek başında bir güvenlik görevlisinin olduğu loş salonda o dehşet gözler beni karşılıyor. Mona Lisa’mısın mübarek.





Benim motosiklet turu da iyice turistik geziye döndü bu arada.

Yolda Kemaliye’den tanıştığımız Romen Stefan aradı Gaziantep’e geldim otele yerleştim diye. Ben Kemaliye’den Gaziantep’e gelene kadar eleman Van, Hakkari, Şırnak, Mardin, Urfa gezmiş iyi mi. Bu turda en büyük hatam Tunceli’den veya Nemrut dağından sonra doğuya Van’ tarafına gitmemek oldu. Kendimi birden sıcağın, yoğun trafiğin içinde buldum. Oysa doğu’ya gitseydim Bingöl, Muş, Van hatta Doğubeyazıt gibi daha sakin yerlerde, daha az taşıtın olduğu yollarda sürüp motosiklet keyfini daha çok yaşayabilecektim. Üstelik iklim daha yumuşak olacak sıcakta bu kadar ezilmeyecektim.

Akşamdan Stefan’la haberleşmiş, kaldığım otelde ona yer ayarlamıştım zaten. İlk iş İmam Çağdaş’a gidip eş dost akrabaya hediyelik baklavaları almış, benim yaptığım hataları yapmamış. Akşam beraber yemeğe çıktık. Restoran iyi gibi duruyor ama sabah ki acı tecrübem nedeniyle ali nazik söylüyorum ancak bu sefer de aşırı tuzlu et Gaziantep’i yemek konusunda gözümden düşürüyor. Geç saatlere kadar yol hikayelerimizi anlatıp yanımıza üzüm ve çiğ antep fıstığı alıp yiye çitleye otele dönüyoruz.

13, Gün: Gaziantep, Adana

Sabah kahvaltıyı otelde yaptıktan sonra Stefan’la tekrar görüşmek üzere diyip vedalaşıyoruz.



Ben kafamda turu bitirdim artık. Adana’dan arkadaşımın motorla gelip beraber Samandağ’a gitme planı plan olarak kalıyor. Sıcaktan mıdır bilmem bütün hevesim kaçtı. Evin rahatlığı gözümde tütmeye başladı. İki gün Adana’da takıldıktan sonra 15.günde Bursa’ya doğru dönüşe geçiyorum artık. Bu arada Adana’ya giderseniz Kazım Büfe’de muzlu süt içmeden dönmeyin sakın.


Turu kısaca değerlendirmek gerekirse, ilk hafta çok güzeldi, 2.hafta daha güzel olabilirdi ama olmadı malesef. Seçmiş olduğum rotada yediğim sıcak, dümdüz yollar, duyarsız sürücüler ve yoğun trafik tur keyfimi törpüledi işin doğrusu. Ama olsun, göremediğimiz yerlere gene gideriz. Yeter ki Allah sağlık versin. Kullanmış olduğum Honda NX500 ile ilgili bir değerlendirmeyi de yakın zamanda yapacağım. Şimdi sizi kısa bir tur videosu ile başbaşa bırakıyorum. Bir başka gezide görüşmek dileğiyle dostlar.


[YT]K42qtZnMENtMp7I[/YT]
 
Katılım
28 May 2010
Mesajlar
690
Motosikleti
Hero X-Pulse 200 4v
Gezi ve fotoğraflar harika olmuş. Elinize sağlık. Zamanında 150 cc ile yaptığım gezi gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti bazı yerlerde:

3600.jpg
 
Katılım
19 Ara 2025
Mesajlar
254
Konuyu Yeni Gördüm, Bu kadar Müthiş bir gezi görmedim.
Eğer bir daha Güneydoğu turu yaparsanız Mardinin evlerini görmeden, Şırnak da Tandır ekmeği yemeden, Batman da Nehir kenarında Kahvaltı Yapmadan dönmeyin derim.
Keyfiniz bol olsun.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst