- Konu Yazar
- #1
Merhaba dostlar. Ne zamandır hayalini kurduğum Doğu ve Güneydoğu turunda gezdiklerimi, gördüklerimi, yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz. Motorum 2025 model Honda NX500. 44 lt topcase, artçım olmadığı için sele üstünde 40 lt bir sosis çanta, her an elimin altında olmasını istediğim ufak tefek şeyler için 5.5 lt depo üstü çanta ile koruma demirlerine takılı 2 adet 6 lt lik yan çanta ile tura başladım. O kadar zaman google.maps'te gezinip birçok youtube videosu izledikten, plan program yaptıktan sonra iş çantaları alıp evden çıkmaya geldiğinde anladım ki en zoru başlamakmış meğer. Sabah uyandığımda hava biraz kapalı mı ne, yarın mı çıksam acaba diye kendimi vazgeçirme çabalarından yine kendi kendimi zorla sıyırarak çantaları yüklenip motorun yanına iniyorum sonunda.
1.Gün: Bursa'dan Yenişehir, Bilecik, Taraklı, Nallıhan, Beypazarı, Ankara:
Ana yolları mümkün olduğunca kullanmak istemediğim için bu güzergahı seçtim. Hem Nallıhan ve Beypazarını da hep görmek istemiştim. Nallıhan gerçekten çok güzel bir yermiş. Kuş cennetine uğramadan olmaz. Karşı tepelerdeki renk cümbüşünü izlemeye doyamadım. Sonraki durak Beypazarı. Beypazarı da güzel ama dar sokaklardan dönüşlerde bayağı sıkıntı yaşadım. Araçla girilmez tabelası yazan bir sokağa inat edip girmeye kalkışınca kendimi daracık, dik bir sokakta sağlı sollu oturan müşterilerin arasında milim milim ilerlemeye çalışırken buldum. Neyse, tecrübeyi aldık cebimize koyduk. Bilmediğin dar sokaklara motorla girme. Sonunda Gaz lambası Müzesine ulaşabildim. Gaz lambası müzesi açmak kimin aklına gelir yahu. Çeşit çeşit bir sürü gaz lambası, gitmişken görün derim. Akşama doğru Ankara'ya vardım. Kuzenin ısrarıyla 2 gece kalacağız mecbur.





2.Gün: Ankara'dan Polatlı, Duatepe ve Gordion Antik kenti gezisi:
Buraları motorsuz, kuzenin arabasıyla geziyoruz. İlk durak Duatepe anıtı. Sakarya meydan muharebesinde önemli çatışmalar olmuş burada. Savaşın asıl siklet merkezi burası olmasa da düşmanın geri püskürtülmeye ilk başlandığı yer olması önemli. Polatlı, Haymana, vakit olsa da doya doya gezebilsek. Afyon Kocatepe'den sonra burası da duygulandırıyor beni. Neyse, bir arı ısırığıyla gazi olup Gordion'a gitmek üzere Duatepe'den ayrılıyoruz.
Gordion'da beni şaşırtan şey tümülüsler. Her yer tümülüs, her yer tepecik. Adeta küçük birer piramit bunlar. Müzenin karşısında bulunan mezar odasına ulaşılmış tümülüse giriyoruz. İnanılmaz. Ahşap mezar odası halen duruyor. Mısır piramitleri ile bağlantısı var mı, insan düşünmeden edemiyor.







3.Gün: Ankara, Çorum, Hattuşaş antik kenti, Amasya
Ve artık bilmediğim yollara giriyorum. Başkent Ankara’dan ah keşke diyip bir türlü gidemediğim Hititlerin efsanevi başkenti Hattuşaş’a doğru yola çıkııyorum. Yollar, kalabalık yollar. Hiç sevmediğim ana yollarda yapılan sıkıcı bir sürüşten sonra nihayet Hattuşaş tabelasını görüp sağa sapyor ve nefes almaya başlıyorum. Ve Hattuşaş. Dışarıdan pek anlaşılmıyor. Öyle antik roma, yunan, likya kentleri gibi gösterişli taş binalar, güzel sütunlar ve heykeller yok belki ama kesinlikle çok daha mistik, çok daha doğulu bir havası var. Şehri kendi aracınızla gezebiliyorsunuz. Şehrin kapıları, kapı kenarlarındaki kabarrmalar ve heykeller, kapının altndaki tünel, ortada duran parlak yeşil taş, bulunan o kadar kil tablete rağmen hala çözülememiş gizemleriyle ben nereye geldim diyorsunuz. Ama asıl olay daha yukarıdaymış meğer. Şehirden çıkıp hemen 2 km yukarıdaki Yazılıkaya tapınma alanına geldiğimde mekanın mistizmi beni büyüledi adeta. Hususi seçilmiş bir alan belli ki. Kayaların arasında dar bir koridordan geçip her tarafta kabartmalar görünce insan bir duraksıyor.
Kargo














İçeride geçirdiğim her bir dakikadan memnun ayrılarak Amasya’ya doğru yola koyuluyoum. Önümde 180 km daha var ama mecbur. Ankara’da harcadığım zamanı telafi etmem gerekiyor. Sonunda akşam vakti Amasya’ya ulaşıyorum. Hemen bir otele yerleşip yemek işini halletmek üzere kendimi dışarya atıyorum. Amasra geceleyin güzelmiş gerçekten. İçinden akan yeşilırmak bana memleketim Devrek’i hatırlattı
. Osmanlı tarzı evler, kayalarda eski Pontus krallarının mezarları ve ortada akan Yeşilırmak, nehir kenarında akşam gezintisine çıkanlar. Bu şehrin gerçekten bir cazibesi var.
1.Gün: Bursa'dan Yenişehir, Bilecik, Taraklı, Nallıhan, Beypazarı, Ankara:
Ana yolları mümkün olduğunca kullanmak istemediğim için bu güzergahı seçtim. Hem Nallıhan ve Beypazarını da hep görmek istemiştim. Nallıhan gerçekten çok güzel bir yermiş. Kuş cennetine uğramadan olmaz. Karşı tepelerdeki renk cümbüşünü izlemeye doyamadım. Sonraki durak Beypazarı. Beypazarı da güzel ama dar sokaklardan dönüşlerde bayağı sıkıntı yaşadım. Araçla girilmez tabelası yazan bir sokağa inat edip girmeye kalkışınca kendimi daracık, dik bir sokakta sağlı sollu oturan müşterilerin arasında milim milim ilerlemeye çalışırken buldum. Neyse, tecrübeyi aldık cebimize koyduk. Bilmediğin dar sokaklara motorla girme. Sonunda Gaz lambası Müzesine ulaşabildim. Gaz lambası müzesi açmak kimin aklına gelir yahu. Çeşit çeşit bir sürü gaz lambası, gitmişken görün derim. Akşama doğru Ankara'ya vardım. Kuzenin ısrarıyla 2 gece kalacağız mecbur.





2.Gün: Ankara'dan Polatlı, Duatepe ve Gordion Antik kenti gezisi:
Buraları motorsuz, kuzenin arabasıyla geziyoruz. İlk durak Duatepe anıtı. Sakarya meydan muharebesinde önemli çatışmalar olmuş burada. Savaşın asıl siklet merkezi burası olmasa da düşmanın geri püskürtülmeye ilk başlandığı yer olması önemli. Polatlı, Haymana, vakit olsa da doya doya gezebilsek. Afyon Kocatepe'den sonra burası da duygulandırıyor beni. Neyse, bir arı ısırığıyla gazi olup Gordion'a gitmek üzere Duatepe'den ayrılıyoruz.
Gordion'da beni şaşırtan şey tümülüsler. Her yer tümülüs, her yer tepecik. Adeta küçük birer piramit bunlar. Müzenin karşısında bulunan mezar odasına ulaşılmış tümülüse giriyoruz. İnanılmaz. Ahşap mezar odası halen duruyor. Mısır piramitleri ile bağlantısı var mı, insan düşünmeden edemiyor.







3.Gün: Ankara, Çorum, Hattuşaş antik kenti, Amasya
Ve artık bilmediğim yollara giriyorum. Başkent Ankara’dan ah keşke diyip bir türlü gidemediğim Hititlerin efsanevi başkenti Hattuşaş’a doğru yola çıkııyorum. Yollar, kalabalık yollar. Hiç sevmediğim ana yollarda yapılan sıkıcı bir sürüşten sonra nihayet Hattuşaş tabelasını görüp sağa sapyor ve nefes almaya başlıyorum. Ve Hattuşaş. Dışarıdan pek anlaşılmıyor. Öyle antik roma, yunan, likya kentleri gibi gösterişli taş binalar, güzel sütunlar ve heykeller yok belki ama kesinlikle çok daha mistik, çok daha doğulu bir havası var. Şehri kendi aracınızla gezebiliyorsunuz. Şehrin kapıları, kapı kenarlarındaki kabarrmalar ve heykeller, kapının altndaki tünel, ortada duran parlak yeşil taş, bulunan o kadar kil tablete rağmen hala çözülememiş gizemleriyle ben nereye geldim diyorsunuz. Ama asıl olay daha yukarıdaymış meğer. Şehirden çıkıp hemen 2 km yukarıdaki Yazılıkaya tapınma alanına geldiğimde mekanın mistizmi beni büyüledi adeta. Hususi seçilmiş bir alan belli ki. Kayaların arasında dar bir koridordan geçip her tarafta kabartmalar görünce insan bir duraksıyor.
Kargo














İçeride geçirdiğim her bir dakikadan memnun ayrılarak Amasya’ya doğru yola koyuluyoum. Önümde 180 km daha var ama mecbur. Ankara’da harcadığım zamanı telafi etmem gerekiyor. Sonunda akşam vakti Amasya’ya ulaşıyorum. Hemen bir otele yerleşip yemek işini halletmek üzere kendimi dışarya atıyorum. Amasra geceleyin güzelmiş gerçekten. İçinden akan yeşilırmak bana memleketim Devrek’i hatırlattı
. Osmanlı tarzı evler, kayalarda eski Pontus krallarının mezarları ve ortada akan Yeşilırmak, nehir kenarında akşam gezintisine çıkanlar. Bu şehrin gerçekten bir cazibesi var.

















































