4 yıldır aynı yerde çalışıyorum. Yerleri silmekten tut, tırdan gelen malzemeleri indirmeye kadar her işi yapıyorum. Hatta patronun çocuğuna bile bakıcılık yapıyorum. Bir defasında annesi oradayken çocuk bana gelmek istememişti, annesi de bana Sen benim kızımı mı cimcikliyorsun? demişti.
Çalışanlar kendi aralarında bana iş bilmiyormuşum gibi davranıyorlar. Mobbing görüyorum, beni kendilerinden soyutlamaya çalışıyorlar. Daha şu gencecik yaşımda bel fıtığım var. İşten genelde 7-8 gibi çıkıyorum. Boş vakitlerimde KPSS’ye hazırlanmaya çalışıyorum ama eve gelip dersin başına oturduğumda yorgunluktan bayılacak gibi oluyorum.
Bir de bu yoğunluğun üzerine ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı vs. derken saçlarım bembeyaz oldu. Kısacası bu işten çok sıkılmış ve bunalmış durumdayım. Niye bu kadar detay anlattım onu da bilmiyorum. Sanırım birileriyle biraz konuşup içimi dökmeye ihtiyacım var.
Neyse, konuya gelecek olursak beni huzursuz eden tek şey ehliyetimin daha 2 ay olmaması. Yakalanırsam yaklaşık 200 bin lira cezası var. Ama motor da artık elim ayağım olmuş durumda.
Since ne yapmalıyım?
Ehliyet konusuyla ilgili mecburen sabretmeniz gerekiyor. Riske atıp tekrar yakalanırsanız daha ağır bir ekonomik yükün altına girmeye değmez.
İşle ilgili olarak ise eğer bir sebeple işsiz kalmamanız gerekiyorsa, bir sonraki işinizi hazırlamadan mevcut işinizi bırakmayım derim.
Hayat adil değil. İnsanlar da hiç yardımcı olmuyor maalesef hayatı kolaylaştırmaya. Bazen her şey üst üste gelir ve kendinizi en dipte hissedersiniz ve bu durum hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Yaşanmışlıklar psikolojik, sağlıksal, maddi ve manevi açılardan bir şeyler alıp götürür bizden. Hayat hep inişli çıkışlıdır. Bazen inişler uzun sürer çıkışı göremeyeceğini düşünürsün. Size gelecekte her şey iyi olacak ya da kötü olacak şeklinde bir tesellide bulunamam. Ama ben hep hayatın inişlerden ve çıkışlardan ibaret olduğunu ve hep sürprizlerle dolu olduğunu gördüm bugüne kadar.
Eğer umudunuzu tamamen yitirirseniz o zaman her şeyin bittiği an olur.
Şunu da unutmamak gerekiyor, hangi koşulda olursanız olun huzurunuzu bozacak bir şey mutlaka oluyor. Siz bu duruma karşı nasıl bir tavır takınacaksınız, batacak mısınız çıkacak mısınız, hayat sürekli sizi sınamaya programlı. Herkesin psikolojik dayanma eşiği aynı değil. O yüzden şöyle yapın böyle yapın diyemem çünkü herkesin hayatı, tecrübeleri, sabrı da aynı değil. Size sadece soru sorabilirim. Nasıl bir sen olmak istiyorsun?
Bizi olgunlaştıran şeyler yaşanmışlıklar. Yukarıda da dediğim gibi yaşadığımız olaylar bizi az ya da çok olumlu ya da olumsuz etkiler. Bazı şeyler bizi erken de yaşlandırabilir. Ama hayat böyle. Kiminin düştüğünde onu kaldıracak abisi ablası annesi babası olur; kimi bir süre ağlar bakar kendi kalkmak zorundadır ve kendi kendine öğrenir. Kimi ilk başta yardım alır ama ileride başka bir olayda büyük tökezler.
Bu hayatta hepimiz tekiz. Her şeyden önce kendi kendimize ayaklarımızın üstünde durmamız gerekiyor. Bir de hayatını paylaşabileceğin birini bulduysan sana en büyük destek o oluyor (kimi örneklerde köstek de olabiliyor). Yoksa hayat boş.
Bugün işten yakınırsın. Yarın bir gün iş sorununu çözersin ve belki çok güzel bir evin, araban, maaşın da olabilir. Bu sefer yakınacağın başka dertlerin de olabilir.
Uzun lafın kısası, maalesef hayat toz pembe değil. İş, eş, hastalık, o bu şu. İnsanın canını sıkan, onu dibe çeken, hayatını b*mb*k eden bir unsur hep olacaktır. Oluyor da. Hatta bu diyeceğim çok saçma olacak ama Nazilerin toplama kampına götürüp de işkence yaptığı insanlardan biri olabilirdik. Orta Çağ'da bir krallığın topraklarında yaşayıp yağma ve t*cevüze uğrayan bir köylü de olabilirdik. Her zaman iyinin iyisi, kötünün kötüsü olacak.