- Katılım
- 18 Eyl 2005
- Mesajlar
- 267
- Konu Yazar
- #1
Uzun bir yol hikayesi; Bal süzmek nasılmış, bakalım…: EPiSODE-5

Denizli’de kaldığım zaman içinde iki günü, sevgili Süleyman ve Barış’ın daveti üzerine kovanlardan bal süzme işiyle değerlendirdik. Bunun için önce süzme kazanı gerekiyor…

Sonrasında, kovanlardaki arıları uzaklaştırmak için, çeşitli kuru otların yakıldığı bir tütsü ibriği lazım, genellikle içine tezek falan konuyor… Yanındaki körükle de duman dışarı atılıyor…

Kovan açmak için gerekli tulumlar giyilip işe başlanıyor. Yüzde yüz güvenli olmadığını birkaç arı sokması sonucunda şişen ellerde kollarda bizzat gördüm.

Kabasakal nickli kardeşim Barış, elinde duman tabancası ile 007 James Bond pozu veriyor. Ama arılar pek takmadı ve sağ elini soktu… Sonuçta motorla geldiği Kemer barajından otomobille döndü…


Kovanların yerleştirildikleri yerler, yollara ve meskun mahallere en az 500 metre uzaklıkta olmalıymış. Arıların sokma risklerine karşı, Tarım ve Köy işleri böyle bir kural koymuş.


Pek fazla riske girmemek için genelde uzaktan zoom yaparak resim çekmeye çalıştım, hatta kendimin de bu ortamda bulunduğunu ispatlamak için, bu pozu yakalayabildim ancak… İdare edin işte…


Kovanlardan çıkan petekler, büyükçe bir sandığın içine dizilip, üzeri bezle kapatılarak, süzme işleminin yapılacağı kapalı bir yere taşınıyor. Açıkta olmuyormuş, arılar takip edip peşlerinden geliyormuş…



Bazı kovanlarda petekler dolu dolu bazılarında da seyrek çıkıyor. Bunlar işçi arıların ve kraliçenin çalışmalarıyla ilgili bir olaymış… Erkek arılarda iğne bulunmadığını da burada öğrendim…

Uzaktan bu işlemlere bakarken, kamerama takılan bir başka canlıya makro yaklaşımlarda bulundum.



Şansımıza bu süzme işlemini bağ evinde gerçekleştirdik, bazı yerlerde bu imkan olmadığı için, çadır kurup içinde yapıyorlarmış, o zaman da sıcaktan dolayı çok sıkıntı oluyormuş… Motorcular her zaman şanslıdırlar zaten… Petek askılarının üzerinde son kalan arıları da yumuşak bir fırçayla sıyırıp, süzme tankına yerleştirmek için bağ evine alıyoruz.

Arada yemek molası verip nefis bir yaz esintisinin altında ceviz ağacı gölgesinde karnımızı doyurduk.

Askıdaki suni peteklerde, yakından bakınca gözeneklerindeki biriken balları görebiliyorsunuz. Üzerlerini kapattıkları başka bir balmumu ile bunların gözeneklerden akması engelleniyor.


Bağ evinde bir kısım aile fertleri de bu kaplamaları ince bir tarak spatula ile alıp, süzme tankına hazır hale getiriyorlar. Kısacası bal süzme işi ailece ve arkadaş ortamında yapılan, tam bir dayanışma gerektiren zahmetli bir iş… Ama parmak parmak yemenin de zevkine doyulmuyor.



Bal süzme tankına dört tane petek askısı sığıyor, bunlar dikine yerleştirilip, kolla çevrilen bir merdane sistemiyle, merkezkaç mantığıyla yan duvarlara sıçrayıp, kazanın dibine birikiyor. Sonra aynı işlem ters yüz edilip tekrarlanıyor…

Bazı petekler, normalin dışında ağırlıkla çıkıyor. Bu da o kolonideki arıların daha fazla çalışmaları ve sunilerin üzerine kendi yaptıkları sanat harikası gibi duran orijinal peteklerden kaynaklanıyormuş. Kara kovan dedikleri olay, arının bu kendi imal ettiği peteklere verilen isimmiş…

Kısacası mucize canlı arının iğne ucuyla topladığı, binbir zahmetle oluşturduğu depolama sistemiyle, sanat harikası gibi işlediği bu güzel besini, biz insan olarak aklımızın sayesinde en güzel şekilde toplayıp, vanalarından oluk oluk akan bir güzellik olarak kendimize faydalı hale getiriyoruz.

Sabahları bal yerken, bilmeyen arkadaşlar için söylüyorum; ne kadar zahmetle soframıza gelen bu güzel besinin değerini idrak ederek tadını çıkarın. Akşama doğru kimsede hal kalmamıştı, 200 kg bal 6 teneke ve 2 su bidonunu doldurdu. Taşıyacak mecal olmayınca da traktör römörkunda yol kenarına kadar taşındı.
Bu güzel ve benim için çok ilginç olan deneyimimin ardından tek bir arı bile sokmamasını kâr sayarak, Yalova motofestivalinin yolunu tuttum. Daha gidilecek çok yol var kalın sağlıcakla, balınız bol olsun!
-DEVAM EDECEK-

Denizli’de kaldığım zaman içinde iki günü, sevgili Süleyman ve Barış’ın daveti üzerine kovanlardan bal süzme işiyle değerlendirdik. Bunun için önce süzme kazanı gerekiyor…

Sonrasında, kovanlardaki arıları uzaklaştırmak için, çeşitli kuru otların yakıldığı bir tütsü ibriği lazım, genellikle içine tezek falan konuyor… Yanındaki körükle de duman dışarı atılıyor…

Kovan açmak için gerekli tulumlar giyilip işe başlanıyor. Yüzde yüz güvenli olmadığını birkaç arı sokması sonucunda şişen ellerde kollarda bizzat gördüm.

Kabasakal nickli kardeşim Barış, elinde duman tabancası ile 007 James Bond pozu veriyor. Ama arılar pek takmadı ve sağ elini soktu… Sonuçta motorla geldiği Kemer barajından otomobille döndü…


Kovanların yerleştirildikleri yerler, yollara ve meskun mahallere en az 500 metre uzaklıkta olmalıymış. Arıların sokma risklerine karşı, Tarım ve Köy işleri böyle bir kural koymuş.


Pek fazla riske girmemek için genelde uzaktan zoom yaparak resim çekmeye çalıştım, hatta kendimin de bu ortamda bulunduğunu ispatlamak için, bu pozu yakalayabildim ancak… İdare edin işte…


Kovanlardan çıkan petekler, büyükçe bir sandığın içine dizilip, üzeri bezle kapatılarak, süzme işleminin yapılacağı kapalı bir yere taşınıyor. Açıkta olmuyormuş, arılar takip edip peşlerinden geliyormuş…



Bazı kovanlarda petekler dolu dolu bazılarında da seyrek çıkıyor. Bunlar işçi arıların ve kraliçenin çalışmalarıyla ilgili bir olaymış… Erkek arılarda iğne bulunmadığını da burada öğrendim…

Uzaktan bu işlemlere bakarken, kamerama takılan bir başka canlıya makro yaklaşımlarda bulundum.



Şansımıza bu süzme işlemini bağ evinde gerçekleştirdik, bazı yerlerde bu imkan olmadığı için, çadır kurup içinde yapıyorlarmış, o zaman da sıcaktan dolayı çok sıkıntı oluyormuş… Motorcular her zaman şanslıdırlar zaten… Petek askılarının üzerinde son kalan arıları da yumuşak bir fırçayla sıyırıp, süzme tankına yerleştirmek için bağ evine alıyoruz.

Arada yemek molası verip nefis bir yaz esintisinin altında ceviz ağacı gölgesinde karnımızı doyurduk.

Askıdaki suni peteklerde, yakından bakınca gözeneklerindeki biriken balları görebiliyorsunuz. Üzerlerini kapattıkları başka bir balmumu ile bunların gözeneklerden akması engelleniyor.


Bağ evinde bir kısım aile fertleri de bu kaplamaları ince bir tarak spatula ile alıp, süzme tankına hazır hale getiriyorlar. Kısacası bal süzme işi ailece ve arkadaş ortamında yapılan, tam bir dayanışma gerektiren zahmetli bir iş… Ama parmak parmak yemenin de zevkine doyulmuyor.



Bal süzme tankına dört tane petek askısı sığıyor, bunlar dikine yerleştirilip, kolla çevrilen bir merdane sistemiyle, merkezkaç mantığıyla yan duvarlara sıçrayıp, kazanın dibine birikiyor. Sonra aynı işlem ters yüz edilip tekrarlanıyor…

Bazı petekler, normalin dışında ağırlıkla çıkıyor. Bu da o kolonideki arıların daha fazla çalışmaları ve sunilerin üzerine kendi yaptıkları sanat harikası gibi duran orijinal peteklerden kaynaklanıyormuş. Kara kovan dedikleri olay, arının bu kendi imal ettiği peteklere verilen isimmiş…

Kısacası mucize canlı arının iğne ucuyla topladığı, binbir zahmetle oluşturduğu depolama sistemiyle, sanat harikası gibi işlediği bu güzel besini, biz insan olarak aklımızın sayesinde en güzel şekilde toplayıp, vanalarından oluk oluk akan bir güzellik olarak kendimize faydalı hale getiriyoruz.

Sabahları bal yerken, bilmeyen arkadaşlar için söylüyorum; ne kadar zahmetle soframıza gelen bu güzel besinin değerini idrak ederek tadını çıkarın. Akşama doğru kimsede hal kalmamıştı, 200 kg bal 6 teneke ve 2 su bidonunu doldurdu. Taşıyacak mecal olmayınca da traktör römörkunda yol kenarına kadar taşındı.
Bu güzel ve benim için çok ilginç olan deneyimimin ardından tek bir arı bile sokmamasını kâr sayarak, Yalova motofestivalinin yolunu tuttum. Daha gidilecek çok yol var kalın sağlıcakla, balınız bol olsun!
-DEVAM EDECEK-