DÜRÜSTLÜK...mutlaka okumanızı tavsiye ederim

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Katılım
26 Nis 2008
Mesajlar
5,397
DÜRÜSTLÜK
‎" Toplantıya gideceğim.Baktım geç kalma ihtimalim var,bindim bir taksiye,muhabbetçi bir arkadaş.O anlatıyor ben dinliyorum.Tam işyerinin önüne geldik.Ankara'da Bakanlıklar.Diyelim ki. taksi parası 9.75 TL tuttu,ben 10 TL uzattım.Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,taksici üstünü arıyormuş gibi yapar,siz de para üstünü alabılmek için bir ayak dışarda,inmemek için debelenirsiniz.Tam o sahne olacak.Şoför,para üstü varmı diye aranmaya başladı.

"Üstü kalsın kardeşim"dedim.

Döndü bana doğru

"Vaktin varmı ağabey ?" dedi.

"Evet" dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor,indi araçtan.Önde bir büfe var.Gitti oraya,bir şeyler konuşup geldi.Bana 25 Krş uzattı.Belli ki para bozdurmuş.

"Birader" dedim,"9.75 değil,10.50 yazssa istermiydin 50 krş.benden?"

-Ne alacağım ağabey 50 krş.u

-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın.üstü kalsın demiştim.

Döndü bana,attı kolunu arkaya :

-Vaktin varmı ağabey

-Var

-Çek kapıyı o zaman

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

5 dk.konuştuk.İngiltere'de profösüründen,bilmem kiminden eğitimler aldım.O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini,ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz.Babam rençberdi benim,günlük yevmiyeye giderdi;artık inşaat falan bulursa çalışır gelir,o gün iş bulamamışsa,biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik.Yemek bitince babam bize"Durun kalkmayın" derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

"Aha" dedim,"Bizim meslek",seminerci.

- Ne anlatırdı baban

- Hayattta nasıl başarılı olunur ?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor,sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi,delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır,dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun,evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken ,biz de gülerdik. Annem kızardı,"Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeiş var,onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor,ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı.Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık,çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye,para falan hak getire.Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman,işleyen birahane,dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyormusunuz ?

-Ne bıraktı ?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın,hakkınız olmayan parayı almayın..."falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti,diğer 2 kardeş cezaevindeler,ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş,beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi,çoluk çocuğu,hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

"Asıl mirası bizim baba bırakmış."

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık.Her şeyimiz var Allah'a şükür.

Çok duygulandım,veda ettim,tam ineceğim :

-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban ?

-Nerede oturuyoruz biliyormusun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız,ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.

alıntıdır....
 
Katılım
4 Ara 2010
Mesajlar
447
Ahmet Şerif İZGÖREN'in kitabında okumuştum bu cümleleri.çok etkilemişti beni de
 
Katılım
8 Ağu 2008
Mesajlar
1,890
Vayy bee...

Taksiciye harbiden helal olsun,sanada gerçekten helal olsun,kimi insan olsa,hee der geçer giderdi butür kaideleri sallamaz hatta aklında bile kalmazdı.

Ama sen gerçekten dürüstlükle aynı frekanstasın ki konuyu buralara kadar yazmışsın.
Sendende Allah razı olsun.

Bende bu tür konulara çok dikkat etmeye çalışırım,inş. ömrümün sonuna kadar bu dikkatimle yaşarım.
 
Katılım
14 Ocak 2008
Mesajlar
4,154
biraz yazdım sildim toparlayamadım ,
sanırsam son kadeh bozdu işi,
neyse yarın ola hayrola ufaktan birşeyler karalamaya niyetim var buraya ....
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
14 Eyl 2010
Mesajlar
776
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
aynen öyle ahlaklı edepli vatandaşlar lazım ülkemize...
 
Katılım
28 Ara 2009
Mesajlar
1,329
Dürüstlük ..

Güzel yazı, paylaşım için teşekkür.

Dürüst olmanın uzun vadede neler kazandırabileceği ile ilgili kısa bir hikaye var.:

Bir zamanlar giderek yaşlanan ve arkasında bir veliaht bırakması gerektiğini
anlayan Çinli bir hükümdar varmış. Vezirlerinden veya çocuklarından birisini
veliaht seçmek yerine, farklı birşey yapmaya karar vermiş.


Ülkesindeki bütün gençleri huzuruna çağırmış ve onlara şöyle seslenmiş: “Artık
tahttan çekilmemin ve yerime yeni bir hükümdar seçmemin vakti geldi.
Hükümdar olarak içinizden birisini seçeceğim.”

Gençler bu sözleri şaşkınlıkla dinlemişler. Hükümdar devam etmiş: “Bugün
herbirinize bir tohum vereceğim. Tek bir tohum. Ama bu çok özel bir tohum.
Hepinizin evlerinize dönüp o tohumu ekmenizi, sulamanızı ve bir yıl sonra
tohumdan çıkan bitkiyle geri gelmenizi istiyorum. O zaman bana getireceğiniz
bitkiler hakkında hüküm verip benden sonra tahta geçecek hükümdarı
seçeceğim.”

Saraya çağrılanların arasında Ling isminde bir genç vamış ve herkes gibi ona
da bir tohum verilmiş. Ling, eve dönüp başından geçenleri heyecanla
annesine anlatmış. Annesi ona bir saksı ve biraz da toprak vermiş. Ling,
tohumu itinayla ekmiş ve güneş ışığı görebileceği bir pencere kenarına
koymuş. Her gün saksıya su vererek, bitkinin tohumun açıp açmadığını kontrol
etmiş.

Üç hafta kadar sonra, Ling’in mahallesindeki gençlerden bazıları tohumlarının
nasıl açtığını, bitkilerin nasıl büyümeye başladığını anlatmaya başlamışlar. Ling
bu sözleri duyduktan sonra her defasında eve gidip kendi tohumunu kontrol
etmeye başlamış. Gelgelelim, saksının içinde büyüyen hiçbir şey
görünmüyormuş. Haftalar birbirini kovalamış, ama değişen hiçbir şey olmamış.


Bu arada, Ling’in arkadaşları ballandıra ballandıra saksılarındaki çiçeklerden
bahsediyorlarmış. Ling’ in ağzını ise bıçak açmıyormuş. Zira hakkında
konuşacağı bir çiçeği yokmuş. Elinde toprak dolu bir saksı varmış o kadar.
Ve artık başarısız olduğuna inanmaya başlamış…


Aradan altı ay geçmiş. Ling’in saksısında çiçekten eser yokmuş hâlâ.
Tohumunun çürüdüğüne kanaat getirmiş. Ling’ den başka herkesin kocaman
çiçekleri, ya da ağaç fidanları olmuş, ama onun koca bir saksısı, o kadar!


Bir yıl tamamlandığında, ülkenin gençleri yetiştirdikleri bitkileri, karar vermesi
için hükümdarın huzuruna getirmişler. Ling, annesine boş bir saksıyı
hükümdara götüremeyeceğini söylese de, annesi saksıyı götürmesini ve
dürüst davranmasını öğütlemiş. Ling’in sıkıntıdan karnı bile ağrımış, ama
annesinin haklı olduğunu bildiğinden sözünü tutmuş. Böylece, o da boş saksıyı
saraya götürmüş.

Saraya ulaştığında diğer gençlerin getirdiği çeşit çeşit bitkiler karşısında
hayrete düşmüş. Hepsi de güzel renklerde, güzel biçimdelermiş ve nefis
kokular yayıyorlarmış. Birbirlerine çiçeklerini nasıl böyle güzel yetiştirdiklerini
ciddi ciddi anlatan diğer gençler, Ling’in elindeki boş saksıyı görünce
kahkahalarla gülmüşler. Birkaçı da onun durumuna üzülmüş ve omzuna
dokunup “Boş ver, elinden geleni yapmışsın!” demişler.


Hükümdar gençlerin yanına gelip bitkileri incelemiş. Bu sırada, Ling arkalara
kaçıp gizlenmeye çalışıyormuş. “Ne kadar da büyük ağaçlar ve çiçekler
yetiştirmişsiniz öyle!” demiş hükümdar. “Bugün içinizden birisi yeni hükümdar
olarak tayin edilecek.”

Birden, imparator elinde boş saksıyı tutan Ling’i görmüş. Hemen, muhafızlarına
onu yanına getirmelerini emretmiş. Ling, korkudan titremeye
başlamış. “Hükümdar başaramadığımı gördü, herhalde beni öldürtecek!” diye
düşünüyormuş.

İmparator, yanına getirilen Ling’ e ismini sormuş. Diğer gençlerin hepsi gülmeye
ve kendi aralarında Ling’le alay etmeye başlamışlar. Hükümdar bir el
hareketiyle hepsini susturmuş. Ling’i yanına almış ve sonra da kalabalığa ilan
etmiş: “Yeni imparatorunuzu selamlayın! Adı Ling!” Ling kulaklarına
inanamıyormuş. Tohumundan tek bir filiz bile çıkmamışken nasıl olurda
imparator seçildiğini merak etmiş.

Hükümdar konuşmasına devam etmiş: “Bir yıl önce herbirinize bir tohum
verdim, onu ekip sulamanızı istedim ve bir yıl sonra da bana getirmenizi
istedim. Ama sizlere verdiğim tohumların hepsi kaynatılmıştı ve dolayısıyla da
filiz açmaları mümkün değildi. Ling hariç hepiniz bana çeşit çeşit ağaçlar,
bitkiler ve çiçekler getirdiniz. Tohumunuzun büyümediğini görünce, size
verdiğim tohumun yerine başka bir tohum ektiniz. İçinizden sadece Ling,
kendisine verdiğim tohumun olduğu saksıyı bana getirme cesaretini ve
dürüstlüğünü gösterebildi. Bu yüzden, yeni imparatorunuz o olacak.”


Dünyada ikiyüzlülük, yalan, kötülük, savaş ve sonu gelmez çekişmeler olsa da
iyimser olmak için hala çokça nedenimiz var. Bunların başında, hala Linglerin
var olması geliyor. Ve Lingler dürüstlükleriye, erdem ve ışık savaşçılarına
örnek olmaya devam ediyorlar..
 
Katılım
8 Eyl 2009
Mesajlar
904
eskilerde olan sinemalarımız gibi mutlu son.
okumaya başlayınca sonun böyle olacağı belliydi, paylaşım için tşkrler.
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
sevgili samet abi ve şeyh şamil hocam, ikinizin de erdemindeki ışık buralarda boğulan kardeşinize nefes alma fırsatı veriyor...

Allah'a emanet olunuz :)
 
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
15,037
ben her zaman diyorum hiç bitmeyen servet itibardır diye.. insaan kendi vicdan ve itibarını kaybederse herşeyini kaybeder....
 
Katılım
14 Ocak 2008
Mesajlar
4,154
nereden girsek konuya ,

kölelik denilen hadisenin nereden kaynaklandığını çözmekte zorlanıyordum bir zamanlar,
sonradan karıncaların ve arıların başka kolonileri basarak diğer koloniden köle getirdiklerini öğrendim.

demek ki kölelik doğal bir olay ve önüne geçilmesi iiçin insanın doğal dürtülerden kurtulması gerekli.

şu anki sistem de kölelik üzerine kuruludur,
misal asgari ücretin kökeni kölelere verilen ücrettir. köle sahibi kölenin iaşe ve ibade giderlerini karşılayarak etinden, sütünden , yününden yararlanır.
uzun zaman piramitlerin kölelerce yapıldığı sanılırdı oysaki işçiler tarafından ücret mukabili yapılmıştır, yanlış hatırlamıyorsam karın tokluğuna.

konuyla alakasına gelince,
büyük öğütçüler denilen kişilerde daha belirgin olmakla beraber sistemin güçlüden yana çalışması için kölelerin köle olmadıkalrını daha ulvi mesajlar ile bildirilmesi gerekliliğinden bazı terimler köleler için oldukça önemlidir.

semavi dinlerinde zaman içinde başkalaşarak bu sistemi desteklediğini görebiliriz.

aşağıdaki hikaye Yılmaz Özdil in bir yazısından alıntıdır;

"Dünyaya nizam intizam vermeye çalışan bilim adamları, bakmışlar ki, muz cumhuriyetinde nizam intizam yok, öğretmeye karar vermişler, rastgele üç maymun seçmişler, kafese koymuşlar, kafesin tavanına da muz asmışlar... Muzu gören maymunlar tellere tırmanıp uzanmış ki, vermişler tazyikli suyu, nerden geldiğini şaşırmış zavallılar, paldır küldür yere yuvarlanmışlar, kafa göz haşat... Uslu uslu oturmaya başlamışlar, sırılsıklam.

*

Bakmışlar ki, bunlar öğrendi, ıslak maymunlardan birini çıkarıp, yerine kuru bi maymun koymuşlar... Kuru maymun tellere hamle yaptığında, tazyikli suya gerek kalmamış, ıslak maymunlar yapışmış kuru maymunun ayağına, vermişler sopayı, başımızı belaya mı sokacaksın diye... Böylece, o da öğrenmiş, oturmuşlar uslu uslu, ikisi yaş, biri kupkuru.

*

Sonra, ıslak maymunlardan birini daha çıkarıp, yeni bi kuru maymun koymuşlar kafese, bu sefer, ıslak olanı tazyikli su korkusuyla, kıdemli kuru olanı kanun böyle diye, girişmişler tekme tokat tecrübesiz kuru maymuna... Oturmuşlar uslu uslu, ikisi kuru, biri sırılsıklam.

*

Ardından, son ıslak maymunu dışarı alıp, üçüncü kuru maymunu ittirmişler içeri, garibim muza teşebbüs edince, esaslı sopa yemiş öbür kuru maymunlardan, bilhassa ilk kurunun böbreğe böbreğe çalıştığı görülmüş... Netice itibariyle, neden dövdüğünü bilmeyen iki kuruyla, neden dövüldüğünü anlamayan bir kuru maymun elde edilmiş. Oturmuşlar uslu uslu.

*

“Sebepsiz kader” deniyor buna... Tek tek öğreniliyor.


"

sınıfsız okul olmayacağı gibi sınıfsız toplumda şu an için ütopik olarak görünüyor. oysaki en ilkel yaşayış şekillerinde toplum içinde sınıflandırma bulunmaz, en basit olan en kullanışlı olandır.

dolayısı ile "dürüstlük" kavramı kültürün diktasına göre şekil alıyor ve her zaman olduğu gibi kesin bir tanımı bulunmamaktadır.

kişiye öğretilen dürüstlik kavramı ile hayatına yön vermesi sonucu kendisini mutlu hissediyor ise sorun yok.
lakin dürüstlüğün icadının gerekliliği sorgulanmalıdır.

bu ve benzeri hikayeler her dem olacak nihayetinde bir şekilde alt sınıflar yaşadıkları hayatın mantıklı olduğuna ikna edilmelidir,

istediğimi tam olarak ifade edebildiğimden emin değilim,
konuyu daha derinlemesine araştırmak isteyenler kast sistemine bakabilirler,

platonun devlet adlı yapıtında dahi çömlekçilerin zengin olmaması gerekliliği öngörülmüştür.
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
nereden girsek konuya ,

kölelik denilen hadisenin nereden kaynaklandığını çözmekte zorlanıyordum bir zamanlar,
sonradan karıncaların ve arıların başka kolonileri basarak diğer koloniden köle getirdiklerini öğrendim.

demek ki kölelik doğal bir olay ve önüne geçilmesi iiçin insanın doğal dürtülerden kurtulması gerekli.

şu anki sistem de kölelik üzerine kuruludur,
misal asgari ücretin kökeni kölelere verilen ücrettir. köle sahibi kölenin iaşe ve ibade giderlerini karşılayarak etinden, sütünden , yününden yararlanır.
uzun zaman piramitlerin kölelerce yapıldığı sanılırdı oysaki işçiler tarafından ücret mukabili yapılmıştır, yanlış hatırlamıyorsam karın tokluğuna.

konuyla alakasına gelince,
büyük öğütçüler denilen kişilerde daha belirgin olmakla beraber sistemin güçlüden yana çalışması için kölelerin köle olmadıkalrını daha ulvi mesajlar ile bildirilmesi gerekliliğinden bazı terimler köleler için oldukça önemlidir.

semavi dinlerinde zaman içinde başkalaşarak bu sistemi desteklediğini görebiliriz.

aşağıdaki hikaye Yılmaz Özdil in bir yazısından alıntıdır;

"Dünyaya nizam intizam vermeye çalışan bilim adamları, bakmışlar ki, muz cumhuriyetinde nizam intizam yok, öğretmeye karar vermişler, rastgele üç maymun seçmişler, kafese koymuşlar, kafesin tavanına da muz asmışlar... Muzu gören maymunlar tellere tırmanıp uzanmış ki, vermişler tazyikli suyu, nerden geldiğini şaşırmış zavallılar, paldır küldür yere yuvarlanmışlar, kafa göz haşat... Uslu uslu oturmaya başlamışlar, sırılsıklam.

*

Bakmışlar ki, bunlar öğrendi, ıslak maymunlardan birini çıkarıp, yerine kuru bi maymun koymuşlar... Kuru maymun tellere hamle yaptığında, tazyikli suya gerek kalmamış, ıslak maymunlar yapışmış kuru maymunun ayağına, vermişler sopayı, başımızı belaya mı sokacaksın diye... Böylece, o da öğrenmiş, oturmuşlar uslu uslu, ikisi yaş, biri kupkuru.

*

Sonra, ıslak maymunlardan birini daha çıkarıp, yeni bi kuru maymun koymuşlar kafese, bu sefer, ıslak olanı tazyikli su korkusuyla, kıdemli kuru olanı kanun böyle diye, girişmişler tekme tokat tecrübesiz kuru maymuna... Oturmuşlar uslu uslu, ikisi kuru, biri sırılsıklam.

*

Ardından, son ıslak maymunu dışarı alıp, üçüncü kuru maymunu ittirmişler içeri, garibim muza teşebbüs edince, esaslı sopa yemiş öbür kuru maymunlardan, bilhassa ilk kurunun böbreğe böbreğe çalıştığı görülmüş... Netice itibariyle, neden dövdüğünü bilmeyen iki kuruyla, neden dövüldüğünü anlamayan bir kuru maymun elde edilmiş. Oturmuşlar uslu uslu.

*

“Sebepsiz kader” deniyor buna... Tek tek öğreniliyor.


"

sınıfsız okul olmayacağı gibi sınıfsız toplumda şu an için ütopik olarak görünüyor. oysaki en ilkel yaşayış şekillerinde toplum içinde sınıflandırma bulunmaz, en basit olan en kullanışlı olandır.

dolayısı ile "dürüstlük" kavramı kültürün diktasına göre şekil alıyor ve her zaman olduğu gibi kesin bir tanımı bulunmamaktadır.

kişiye öğretilen dürüstlik kavramı ile hayatına yön vermesi sonucu kendisini mutlu hissediyor ise sorun yok.
lakin dürüstlüğün icadının gerekliliği sorgulanmalıdır.

bu ve benzeri hikayeler her dem olacak nihayetinde bir şekilde alt sınıflar yaşadıkları hayatın mantıklı olduğuna ikna edilmelidir,

istediğimi tam olarak ifade edebildiğimden emin değilim,
konuyu daha derinlemesine araştırmak isteyenler kast sistemine bakabilirler,

platonun devlet adlı yapıtında dahi çömlekçilerin zengin olmaması gerekliliği öngörülmüştür.

ah be barış'ım, kardeşim...
senin bu anlattıklarına ben de bir ek yapmak isterim;

bir gün zengin bir toptancı arkadaşımla tahsilata gitmiştik. bakkal sahibinin morali bozuktu dükkana girdiğimizde. bizi görünce daha da morali bozuldu.
-az önce malboracıya verdim vallahi, üstüne siz geldiniz, borca vermesem mahalleli süpermarkete gidip kartla alışveriş yapıyor.versem alacağımı tahsil edemiyorum vs vs diye dert yandı.
arkadaşım da sorun değil deyip yeni ürün siparişi aldı ve çıktık.
ben sonra sordum, ne olacak böyle?
yaa bua adam hep böyle dedi. malı yığarsın ama paranı zor alırsın.
o vakit mal verme, dedim
olmaz yahu, vereceksin; kanlanacak iyice sonra üstüne çöküp kanını emeceksin. vermezsem ölür, ben de aç kalırım dedi...

bir de, kabzımalın elindeki çiftçileri düşünün... tohum parasını peşin veriyor ve hasat zamanı da malını istediği fiyattan alıyor :pr::pr:

işin dürüstlük tarafına gelince;
inanıp inanmamak serbest ama bu dünyada cennet ve cehenem, kula hakkı ve haram helal var...

(servet) verilip kişi denenir, geri alınıp denenirmiş. ve ameline göre son şeklini alırmış. dileyene dünya, dileyene ahirette verilirmiş.

ben, tebliğ edileni ilettim.

bir de size bir kıssa aktarayım;

bir gün bir Horosan'da bir mürid, bir erenler şeyhine gider
-şeyhim ben erdim, müsaade edin gidip başka bir yerde kendi dergahımı kurayım, der.
- madem ki erdin, o vakit sana bir soru sorayım. eğer ki bilirsen, başka yere gitme. sana dergahımı bırakıp kendim çekilirim. yok bilemezsen seni kovarım ve hiç bir dergaha girmeyeceksin.
kendine çok güvenen mürid soruyu hemen sormasını ister. ve soru gelir.
- rızkını ararken ne yaparsın, bulunca ne yaparsın?
bunu bilmeyecek ne var şeyhim, diyerek ukalca cevaplar;
-ararken dua eder yalvarırım, bulunca şükrederim.
-oğlum, der şeyh. bunu bizim Horosan'ın sokaktaki köpekleri de yapıyor. ARARKEN ŞÜKREDECEKSİN, BULUNCA PAYLAŞACAKSIN!..

aklıma Hasan hüseyin'den de bir kaç dize geldi;

..............
bugün bulgurun sonu
yarına Allah kerim
ağam sen bilirsin,
bilir misiniz?
..........

bu da başka bir şiirinden

........
Güven Park'ta bir anıt var
yamru yumru kara taştan,
yazıyor ki o anıtta;
"övün, çalış, güven ey Türk"

övünsek de, güvensek de, çalışsak da olmuyor ki
Türk'üm deyip övünürüz, açlık, Türk'ü bilmiyor ki...
...........

( Not : M. kemal ile herhangi bir yprum veya atıf yapılmamıştır. zaten beni bilir )


Uploaded with ImageShack.us
 
Katılım
26 Nis 2008
Mesajlar
5,397
Dostum Sencer ,sende Allah'a emanet ol..
bu arada senin yazdıklarında hiçte yabana atılacak şeyler değil yani..:cat:
yolu Allah korkusundan geçen herkesle birgün bi yerde buluşuruz inşallah!!!
 
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
615
Ne güzel bir paylaşım. Gerçekten tebrikler, teşekkürler. :rendeer::rendeer::rendeer:
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst