- Katılım
- 24 Eki 2008
- Mesajlar
- 34
- Konu Yazar
- #1
Yeni bir gezi ile herkese selam…
31.10.2008 Cuma akşamı arkadaşlarla bir araya gelip Pazar günü için yeni bir program yaptık. Bu defa rotamız Hamzabeyli Sınır Kapısı ve Lalapaşa üzerinden Edirne’ye dönüş idi. İşte gezimiz;
Sami bey kardeşim yine güzel bir harita çıkarmış. Cuma akşamki hummalı harita çalışması;

Pazar sabahı buluşmadan önce Sami gerekli nevaleyi alıp hazır etti, ben de günün akşamı Edirne’den ayrılacak olan Ayhan hocadan birkaç taktik kapmak için çiftliğe gittim;

İlhan ustaya uğramadan olmaz dedik ancak kızı Cansu’yu at çiftliğine götürdüğü için yerinde bulamadık;

Edirne’den çıkmadan arkamızdaki muhteşem Selimiye ve üç şerefeli camii kareye böyle giriyor;

Yaklaşık on kilometreyi tunca nehri kıyısında sürüyoruz;


Ahmet abinin coştuğu anlardan biri ;

Sami, Ahmet Abi’yi kırık topcase’siyle takip halinde;

Suakacağı köyünü geçtikten sonra bir vadinin kenarında durduk. Ben fotoğraf çekerken arkadaşlar haritaya bakıyor;

Sami’nin kareye aldığı yeni hareketim;

Hüseyinpınar’dayız ve arkadaşlar her şeyin yolunda olduğunu işaret ediyorlar;

İşte hedefimize ulaştık;

Hamzabeyli köyündeki köpekler çok misafirperverdi, Sami de onlara aynı sıcakkanlılıkla karşılık verdi;

Öğle namazını eda etmek için camiye girdiğimizde bir de baktık ki uzun zamandır görmediğimiz Sinan abimiz bu köyün imamı imiş, bizi evinin bahçesinde birer bardak kola ikram ettikten sonra uğurladı;

Böğürtlenleri görünce dayanamayıp durduk fakat tadına bakınca ben yemekten vazgeçtim;


Sami poşeti doldurmak için saldırdıysa da bir tane ağzına attıktan sonra caymak zorunda kaldı;

Yolumuzun üzerinde çalışan ormancılara doğru yolda olup olmadığımızı sorduk;

Ve Dallas’tayız;

Ali çobanın muhabbeti hoştu, iyi poz vermişiz;

Ali abinin eşeği ile;

Arkadaşlar sonbahar güneşinin tadını çıkartıyor;

Dallas’ın arka tarafında masa ve uygun mekan olduğunu söyleyen Ali Abi çeşmelerin suyunun kesildiğini sözlerine ekledi , bu durum beni pek şaşırtmadı. Neyse ki yanımızda getirdiğimiz bir şişe su işimizi görmeye yetti. Arka tarafa ilerliyoruz;

İşte yerleşkemiz;

Sami, ateş için odun toplayın deyince biraz abartmışım;

Ateşi yaktık, etleri ızgaraya atacaz. Ahmet Abi bir eksik olduğunu söyledi. Şu eksikleri bir türlü gideremedik! Geçen sefer tuzu unutunca bu sefer herkesin çantasından tuz çıktı ama şimdi de kolayı unutmuşuz. Motora atlayıp civar köylerden birine gittim. Kolayı kaptığım gibi soluğu yerleşkede aldım, kolayı aldığım köydeki amca para üzerini çevirmeye çalışıyor;

Sonunda etler ızgarada;

Sami’nin beslediği bu şey, mutasyona uğramış aslan-sırtlan karışımı bir yaratık. Öyle sesler çıkartıyordu ki biz bir anlam veremedik;

Sami poz vermek için kafayı bile kaldırmıyor;

Kulaklar ferguson çamurluğuna dönünce bu sahneler kaçınılmaz oluyor;

Havamıza aldanmayın, tüfek boş
Olayımız yalnızca poz;


Geçen sefer yağmur yağacak diye kahveyi iptal etmiştik. Ama bu sefer elimizden kurtulamaz;

Dönüş yolunda arkadan gelirken Ahmet abiden bir parçanın ayrıldığını gördüm. Yerde taklalar atarak arkasından gidiyordu. Ahmet abi durumun hemen farkına vardı ve durdu, düşen telefon çelik kasa olmalıydı . Yaklaşık 90 km hızla giderken düşmesine rağmen hala çalışıyordu;

Allaha şükür başka aksilik olmadan Edirne’ye vardık ve ilhan usta bize yorgunluk çayı ikram etti günün özetini ona anlattık;

Bu Pazar da böyle geçti. Herkese Edirne’den selamlar…
31.10.2008 Cuma akşamı arkadaşlarla bir araya gelip Pazar günü için yeni bir program yaptık. Bu defa rotamız Hamzabeyli Sınır Kapısı ve Lalapaşa üzerinden Edirne’ye dönüş idi. İşte gezimiz;
Sami bey kardeşim yine güzel bir harita çıkarmış. Cuma akşamki hummalı harita çalışması;

Pazar sabahı buluşmadan önce Sami gerekli nevaleyi alıp hazır etti, ben de günün akşamı Edirne’den ayrılacak olan Ayhan hocadan birkaç taktik kapmak için çiftliğe gittim;

İlhan ustaya uğramadan olmaz dedik ancak kızı Cansu’yu at çiftliğine götürdüğü için yerinde bulamadık;

Edirne’den çıkmadan arkamızdaki muhteşem Selimiye ve üç şerefeli camii kareye böyle giriyor;

Yaklaşık on kilometreyi tunca nehri kıyısında sürüyoruz;


Ahmet abinin coştuğu anlardan biri ;

Sami, Ahmet Abi’yi kırık topcase’siyle takip halinde;

Suakacağı köyünü geçtikten sonra bir vadinin kenarında durduk. Ben fotoğraf çekerken arkadaşlar haritaya bakıyor;

Sami’nin kareye aldığı yeni hareketim;

Hüseyinpınar’dayız ve arkadaşlar her şeyin yolunda olduğunu işaret ediyorlar;

İşte hedefimize ulaştık;

Hamzabeyli köyündeki köpekler çok misafirperverdi, Sami de onlara aynı sıcakkanlılıkla karşılık verdi;

Öğle namazını eda etmek için camiye girdiğimizde bir de baktık ki uzun zamandır görmediğimiz Sinan abimiz bu köyün imamı imiş, bizi evinin bahçesinde birer bardak kola ikram ettikten sonra uğurladı;

Böğürtlenleri görünce dayanamayıp durduk fakat tadına bakınca ben yemekten vazgeçtim;


Sami poşeti doldurmak için saldırdıysa da bir tane ağzına attıktan sonra caymak zorunda kaldı;

Yolumuzun üzerinde çalışan ormancılara doğru yolda olup olmadığımızı sorduk;

Ve Dallas’tayız;

Ali çobanın muhabbeti hoştu, iyi poz vermişiz;

Ali abinin eşeği ile;

Arkadaşlar sonbahar güneşinin tadını çıkartıyor;

Dallas’ın arka tarafında masa ve uygun mekan olduğunu söyleyen Ali Abi çeşmelerin suyunun kesildiğini sözlerine ekledi , bu durum beni pek şaşırtmadı. Neyse ki yanımızda getirdiğimiz bir şişe su işimizi görmeye yetti. Arka tarafa ilerliyoruz;

İşte yerleşkemiz;

Sami, ateş için odun toplayın deyince biraz abartmışım;

Ateşi yaktık, etleri ızgaraya atacaz. Ahmet Abi bir eksik olduğunu söyledi. Şu eksikleri bir türlü gideremedik! Geçen sefer tuzu unutunca bu sefer herkesin çantasından tuz çıktı ama şimdi de kolayı unutmuşuz. Motora atlayıp civar köylerden birine gittim. Kolayı kaptığım gibi soluğu yerleşkede aldım, kolayı aldığım köydeki amca para üzerini çevirmeye çalışıyor;

Sonunda etler ızgarada;

Sami’nin beslediği bu şey, mutasyona uğramış aslan-sırtlan karışımı bir yaratık. Öyle sesler çıkartıyordu ki biz bir anlam veremedik;

Sami poz vermek için kafayı bile kaldırmıyor;

Kulaklar ferguson çamurluğuna dönünce bu sahneler kaçınılmaz oluyor;

Havamıza aldanmayın, tüfek boş


Geçen sefer yağmur yağacak diye kahveyi iptal etmiştik. Ama bu sefer elimizden kurtulamaz;

Dönüş yolunda arkadan gelirken Ahmet abiden bir parçanın ayrıldığını gördüm. Yerde taklalar atarak arkasından gidiyordu. Ahmet abi durumun hemen farkına vardı ve durdu, düşen telefon çelik kasa olmalıydı . Yaklaşık 90 km hızla giderken düşmesine rağmen hala çalışıyordu;

Allaha şükür başka aksilik olmadan Edirne’ye vardık ve ilhan usta bize yorgunluk çayı ikram etti günün özetini ona anlattık;

Bu Pazar da böyle geçti. Herkese Edirne’den selamlar…