- Katılım
- 7 Nis 2005
- Mesajlar
- 1,905
- Konu Yazar
- #1
Arkadaşlar 19 Mayıs yaklışıyor, bildiğiniz gibi 19 Mayıs "Milli Direniş" in başlaması olarak kabul edilir. İşte size o direnişin hangi duygularla yapıldığını gösteren bir destan ....
Lütfen atlamadan sonuna kadar okuyun...
KINALI ALI DESTANI...
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan
da onlarla sohbet ediyor, 'Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı, Yanına
çağırdı ve merakla sordu:
- " Adin ne senin evladım?" dedi.
- " Ali, komutanım" dedi.
- " Nerelisin?"
" Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım..."
- " Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden
kırmızı boyalı böyle?"
- " Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
yaktığını da bilmiyorum."
- " Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adi Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları
Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu
yapıyorlardı.
Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde,
kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardim
istedi.
" Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam
yazmam yok. Biriniz yardim edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. " Sen söyle biz yazalım"
dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de
söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
" Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben
burada
çok iyiyim, beni sakin merak etmeyin." Kız kardeşini, kendinden küçük
erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki
herkesin
burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten
sonar. Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adim bile
ilerleyemeyecektir" tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satir daha ekleteceğini"
söyleyerek
mektubun sonuna şunları yazdırdı.
" Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada
komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye
gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu
gönderirken
sakin kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç
almak
için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
önceleri birer birer, sonraları beser beser, onar onar şehit
oluyorlardı.
Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek
azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu
durum
karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır
değildi.Genç
erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu
cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve
arkadaşları,
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
istediler.
Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve
ölüme
gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye
hayır,bile
bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle
buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri
dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup
geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
okumaya
başladı.
(Bu mektubun asli Çanakkale Müzesindedir.)
Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına
babası yanıt veriyordu.
" Oğlum Ali, nasılsın, iyi mis in? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da
yakında
cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Simdi öküzün yerine
tarlayı
ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakin bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
sonra " simdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından
yazılmıştı
söyle diyordu anası:
" Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve
arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç ise kına yakarlar;
1- GELINLIK KIZA, GITSIN AILESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DIYE
2- KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DIYE
3- ASKERE GIDEN YIGITLERIMIZE, VATANA KURBAN OLSUN DIYE...
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun"
Lütfen atlamadan sonuna kadar okuyun...
KINALI ALI DESTANI...
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan
da onlarla sohbet ediyor, 'Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı, Yanına
çağırdı ve merakla sordu:
- " Adin ne senin evladım?" dedi.
- " Ali, komutanım" dedi.
- " Nerelisin?"
" Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım..."
- " Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden
kırmızı boyalı böyle?"
- " Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
yaktığını da bilmiyorum."
- " Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adi Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları
Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu
yapıyorlardı.
Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde,
kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardim
istedi.
" Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam
yazmam yok. Biriniz yardim edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. " Sen söyle biz yazalım"
dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de
söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
" Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben
burada
çok iyiyim, beni sakin merak etmeyin." Kız kardeşini, kendinden küçük
erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki
herkesin
burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten
sonar. Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adim bile
ilerleyemeyecektir" tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satir daha ekleteceğini"
söyleyerek
mektubun sonuna şunları yazdırdı.
" Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada
komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye
gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu
gönderirken
sakin kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç
almak
için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
önceleri birer birer, sonraları beser beser, onar onar şehit
oluyorlardı.
Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek
azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu
durum
karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır
değildi.Genç
erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu
cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve
arkadaşları,
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
istediler.
Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve
ölüme
gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye
hayır,bile
bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle
buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri
dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup
geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
okumaya
başladı.
(Bu mektubun asli Çanakkale Müzesindedir.)
Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına
babası yanıt veriyordu.
" Oğlum Ali, nasılsın, iyi mis in? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da
yakında
cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Simdi öküzün yerine
tarlayı
ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakin bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
sonra " simdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından
yazılmıştı
söyle diyordu anası:
" Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve
arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç ise kına yakarlar;
1- GELINLIK KIZA, GITSIN AILESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DIYE
2- KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DIYE
3- ASKERE GIDEN YIGITLERIMIZE, VATANA KURBAN OLSUN DIYE...
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun"