- Katılım
- 30 Ocak 2005
- Mesajlar
- 141
- Konu Yazar
- #1
ayşe şule bilğiç in yazısını tüm arkadaşlar bidaha okusun diye alta koppyaladım.kasksız kimse kalmasın...
Geçen hafta uydurduğum özlü sözü bu hafta da kullanmak istiyorum. Çünkü havaların güzelleşmesiyle etrafta artan motor sayısı yanında dikkatimi çeken bir şey daha var; kalın kafalı pek çok motorcunun kask takmadığı... Hiç kusura bakmayın ağır konuşuyorum, çünkü bu konu benim pek hassas olduğum bir konu. İşte özlü sözümüz bu haftaki durumu da bir güzel özetliyor; ‘Gelir bahar ayları, gevşer motorcunun yayları...’
Senelerce hayalini kurup da o büyülü an gelip motoruma sahip olduğumda benim zaten hali hazırda 8-9 aylık bir kaskım vardı. Ama onu alış sebebim tamamen duruma ailemi alıştırmak olduğundan açıkçası motor sahibi olduğumda aramız pek iyi değildi kaskımla... Zaten motor kullanmaya daha vakıf bile olamamışken, bir de Allah’ın o sıcağında kafamda o koca şeyle iyice daralıyor ve bulduğum her fırsatta onu çıkartıyordum. Evet evet inanmayacaksınız, ama ben yapıyordum bunu... Hani şu emniyet kemerini sırf ceza yazmasınlar diye takan mantık var ya, o dönem benim için kask da öyleydi.. ‘Bu civarda polis olmaz’, ‘Öff amma da sıcak oldu ya...’, ‘Aman ya iki adımlık yola gidicem’, ‘Zaten hızlı gitmicem ki...’. İşte bunlar kask takmamak için, o dönem benim uydurduğum sonradan da aslında her motorcunun kendi kendine uydurduğunu öğrendiğim, bir birinden manasız bahaneler... Bir de; ‘Aman ya ben bilmem kaç senedir motora biniyorum, bana bişey olmaz’ versiyonu var ki tarafımdan hiç yapılmamış olmasının yanında, bence en tehlikelisi. Hea unutmadan bir de genellikle insan kalabalığının yoğun olduğu, özellikle Bağdat Caddesi, Fenerbahçe vs. gibi yerlerde, saçma salak gaz açma, lastik yakma, motoru bağırtma hareketleri yapan ‘Kask takınca kim olduğumu görmüyorlar’ mantığı ile kask takmayan bir grup var ki ben onları mevzu bahis bile etmek istemiyorum.
KASKIMA AŞIK OLDUĞUM AN
Neyse işte, benim de şu kask meretiyle aramın kötü olduğu ve her fırsatta takmamak için bahaneler uydurduğum motorculuğumun ilk aylarında başıma gelen, şanslı olduğum bir kaza ile kaskıma aşık oldum. Dik bir yokuştan, Allah’ım inşallah durmam ve bu yokuşta tekrar kalkmam gerekmez diye dualar ederek çıkarken, sağ doksan bir virajı vermiş gazı dönmeye kalmadan, önümde ani duran otomobile çarpmamak için yaptığım manevrada, o çaylaklıkla başarılı olamayınca buluştuğumuz asfalt ve kaldırım bu aşkın başladığı yerdi. Kafamı kaldırıma çarpmış ve çok şükür sadece bilincimi kaybetmiştim. Başımda bir dolu insan meraklı gözlerle bakıp söyleniyordu; ‘Ellemeyin ölürse üstünüze kalır’ , ‘Ambulans çağırın yahu...’, ‘Gencecik kızcaaz, bişey olmasa bari’ Evet, çok şükür ki sadece bayılmıştım, çünkü kafamda sıcak olmasına, yavaş gitmeme, kısa mesafeye gidiyor olmama ve polisin olmadığı bir güzergah olmasına rağmen çıkarmayı unuttuğum kaskım vardı! Ve şimdi biliyorum ki kafamda kask varken bilincimi kaybettiğim basit bir düşme sonucundaki bu darbede, o kask kafamda olmasa kaybettiğim bilincimi bir daha bulamayabilirdim.. Alın işte çok basit bir düşme ve çok basit bir darbe. İşte o günden beri motosikletimle aramdaki aşka benzer bir aşk var kaskımla aramda... Ona çok iyi bakarım. Düzenli temizler, öpüp koklar, güzel koksun diye süngerlerine özel kokular sıkar, her yerde yanımda itina ile taşır, önüme gelen yere koymam.
Rica ediyorum sizin de kaskla ilgili her hangi bir anlaşmazlığınız varsa bunu bir an önce çözün. Başta mecburiyetten doğan bir aşk da olsa, zamanla birbirinize alışacağınızdan eminim. Sıkıyorsa alışmayın..! O zaman beyni dirseğinde olan arkadaşlar gibi geçirirsiniz kolunuza dolanırsınız sokaklarda.
Kask seçerken bunlara dikkat edin!
Bir birinden güzel renk ve desenlerde, bir birinden farklı marka ve modelleriyle piyasada bir dolu kask var. Peki nasıl bir kask sahibi olunmalı? İsterseniz kısaca anlatayım... Bir kere, bir kaskın en büyük fonksiyonu, koruyuculuğu. Bu sebeple öncelikle piyasada, hayatımızda adını sanını duymadığımız, elinizden düşse karpuz gibi yarılmaya müsait, külçe gibi ağır kasklar var ki aman diyeyim uzak duralım. Bunların piyasada var olmalarının tek sebebi fiyatlarının fazlasıyla düşük olması ve kaskı laf olsun diye alan (özellikle kuryeci) arkadaşların bu kasklara olan talebi. O zaman birinci kural siz siz olun motordan sonra en büyük bütçeyi kaskınıza ayırın. Yani kaska vereceğiniz paraya acımayın!! Bu illa en pahalısını alın demek değil elbet. Ama ucuz etin yahnisi durumunu da unutmayın.
İyi bir kaskın havalandırma düzeneği vardır. Havalandırması iyi çalışan bir kask, kışın buğu yapmaz, yazın kafanızı sıcaktan çatlatmaz. Bu sebeple alacağınız kaskın orasında burasında açılır kapanır kapaklı pencerelerin fonksiyonlarını satıcıya sorun. Ayrıca, sadece içeri hava girişi değil, giren havanın çıkmasını sağlayan tahliyelerin de olmasına dikkat edin.
BASİT BİR KASK TESTİ
Beden olarak bir kaskın sizin kafanıza olup olmadığını basit bir testle anlayabilirsiniz. Kaskı kafanıza takıp, bağladıktan sonra, iki elinizle kafanızı, ‘Aman Allah’ım!’ der gibi yanlardan sıkıca tutup sabitleyin. Şimdi sabit duran kaskın içinde kafanızı sağa sola oynatmaya çalışın. Eğer kafanız kaskın içinde sağa sola bayağı dönüyorsa o kask size büyük. Yok eğer siz kafanızı çevirdikçe kask da dönmek istiyorsa bu size tam olmuş bir kask demektir. İlk aldığınızda kaskın süngerleri pek yeni olduğundan hafif yanakları sıkıştırmış, fazlasıyla kafanıza yapışmış gibi hissettirebilir, zamanla yumuşayan süngerler bir nebze bu durumu çözecektir.
Bir kaskta dikkat edilecek bir diğer ehemmiyetli husus ise kaskın ağırlığı. Ağırlığın güvenlikle alakalı bir durumu yok. Sadece konfor açısından zaten süratlendikçe ağırlaşan kaskın, özellikle onu tutmaya çalışan boyunlarımızın sağlığı için hafif olmalarında fayda var.
Bir de şu çenesi açılan kasklar durumu var ki bunlar için söyleyeceklerim tamamen kişisel tercih ve yorumdur. Ben çenesi açılan kask kullanmam, kullananı da sevmem!! Yok yok ikinci kısmı şaka elbette. Kullanana saygı duymakla beraber, özellikle motora yeni başlayacak arkadaşların kendilerini kapalı kaska alıştırmalarını tavsiye ederim. Çünkü kullanan herkes çenesi açılan kaskların çok rahat olduğunu, trafikte sıkışınca filan açtıklarını, biriyle konuşurken kaskı çıkarmaya gerek kalmadığını filan söylüyorlar. Yani açık kask rahat bir şey kabul. Ama bir kaskın birinci fonksiyonu rahatlığı değil ki... Ne demiştik koruyuculuk. Açıkçası kim ne derse desim ben bu kaskların, darbe anında özellikle hareketli parçalarının kapalı kasklar kadar koruyucu olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki bazı modeller, darbede çeneyi korumaz diye belirtiyor kitapçıklarında... Çenesi açılan kaskların bir diğer olumsuzluğu ise hareketli parçası çok olduğu için, özellikle uzun yolda, işkence boyutunda kafanızı şişiren ses yapması. Yine de tercih yüce motorcunundur...
Opel’in kalitesine onay
Otomotiv endüstrisinin en ünlü araştırma kuruluşlarından ikisi, Alman otomotiv pazarında bayi memnuniyeti konusunu araştırdı. Bamberg Üniversitesi’nde bulunan Otomotiv Araştırma Merkezi, 26 markayı değerlendirirken Nürtingen Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ndeki Otomotiv Araştırma Merkezi de 28 marka üzerinden ilgili verileri analiz etti. Opel, her iki çalışmada da en yüksek puanları alarak bu alandaki başarısını kanıtlamış oldu. 1995’ten beri Bamberg’deki Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen bağımsız ve bilimsel temele dayanan Bayi Memnuniyeti İndeksi’nde Opel, tüm diğer Alman otomobil imalatçıları ile arayı açarak öne geçti ve elde ettiği ikincilik pozisyonu ile ‘Yeni Otomobil Kalitesi’ alanındaki başarısını ortaya koydu.
Ayşe Şule BİLGİÇ
Geçen hafta uydurduğum özlü sözü bu hafta da kullanmak istiyorum. Çünkü havaların güzelleşmesiyle etrafta artan motor sayısı yanında dikkatimi çeken bir şey daha var; kalın kafalı pek çok motorcunun kask takmadığı... Hiç kusura bakmayın ağır konuşuyorum, çünkü bu konu benim pek hassas olduğum bir konu. İşte özlü sözümüz bu haftaki durumu da bir güzel özetliyor; ‘Gelir bahar ayları, gevşer motorcunun yayları...’
Senelerce hayalini kurup da o büyülü an gelip motoruma sahip olduğumda benim zaten hali hazırda 8-9 aylık bir kaskım vardı. Ama onu alış sebebim tamamen duruma ailemi alıştırmak olduğundan açıkçası motor sahibi olduğumda aramız pek iyi değildi kaskımla... Zaten motor kullanmaya daha vakıf bile olamamışken, bir de Allah’ın o sıcağında kafamda o koca şeyle iyice daralıyor ve bulduğum her fırsatta onu çıkartıyordum. Evet evet inanmayacaksınız, ama ben yapıyordum bunu... Hani şu emniyet kemerini sırf ceza yazmasınlar diye takan mantık var ya, o dönem benim için kask da öyleydi.. ‘Bu civarda polis olmaz’, ‘Öff amma da sıcak oldu ya...’, ‘Aman ya iki adımlık yola gidicem’, ‘Zaten hızlı gitmicem ki...’. İşte bunlar kask takmamak için, o dönem benim uydurduğum sonradan da aslında her motorcunun kendi kendine uydurduğunu öğrendiğim, bir birinden manasız bahaneler... Bir de; ‘Aman ya ben bilmem kaç senedir motora biniyorum, bana bişey olmaz’ versiyonu var ki tarafımdan hiç yapılmamış olmasının yanında, bence en tehlikelisi. Hea unutmadan bir de genellikle insan kalabalığının yoğun olduğu, özellikle Bağdat Caddesi, Fenerbahçe vs. gibi yerlerde, saçma salak gaz açma, lastik yakma, motoru bağırtma hareketleri yapan ‘Kask takınca kim olduğumu görmüyorlar’ mantığı ile kask takmayan bir grup var ki ben onları mevzu bahis bile etmek istemiyorum.
KASKIMA AŞIK OLDUĞUM AN
Neyse işte, benim de şu kask meretiyle aramın kötü olduğu ve her fırsatta takmamak için bahaneler uydurduğum motorculuğumun ilk aylarında başıma gelen, şanslı olduğum bir kaza ile kaskıma aşık oldum. Dik bir yokuştan, Allah’ım inşallah durmam ve bu yokuşta tekrar kalkmam gerekmez diye dualar ederek çıkarken, sağ doksan bir virajı vermiş gazı dönmeye kalmadan, önümde ani duran otomobile çarpmamak için yaptığım manevrada, o çaylaklıkla başarılı olamayınca buluştuğumuz asfalt ve kaldırım bu aşkın başladığı yerdi. Kafamı kaldırıma çarpmış ve çok şükür sadece bilincimi kaybetmiştim. Başımda bir dolu insan meraklı gözlerle bakıp söyleniyordu; ‘Ellemeyin ölürse üstünüze kalır’ , ‘Ambulans çağırın yahu...’, ‘Gencecik kızcaaz, bişey olmasa bari’ Evet, çok şükür ki sadece bayılmıştım, çünkü kafamda sıcak olmasına, yavaş gitmeme, kısa mesafeye gidiyor olmama ve polisin olmadığı bir güzergah olmasına rağmen çıkarmayı unuttuğum kaskım vardı! Ve şimdi biliyorum ki kafamda kask varken bilincimi kaybettiğim basit bir düşme sonucundaki bu darbede, o kask kafamda olmasa kaybettiğim bilincimi bir daha bulamayabilirdim.. Alın işte çok basit bir düşme ve çok basit bir darbe. İşte o günden beri motosikletimle aramdaki aşka benzer bir aşk var kaskımla aramda... Ona çok iyi bakarım. Düzenli temizler, öpüp koklar, güzel koksun diye süngerlerine özel kokular sıkar, her yerde yanımda itina ile taşır, önüme gelen yere koymam.
Rica ediyorum sizin de kaskla ilgili her hangi bir anlaşmazlığınız varsa bunu bir an önce çözün. Başta mecburiyetten doğan bir aşk da olsa, zamanla birbirinize alışacağınızdan eminim. Sıkıyorsa alışmayın..! O zaman beyni dirseğinde olan arkadaşlar gibi geçirirsiniz kolunuza dolanırsınız sokaklarda.
Kask seçerken bunlara dikkat edin!
Bir birinden güzel renk ve desenlerde, bir birinden farklı marka ve modelleriyle piyasada bir dolu kask var. Peki nasıl bir kask sahibi olunmalı? İsterseniz kısaca anlatayım... Bir kere, bir kaskın en büyük fonksiyonu, koruyuculuğu. Bu sebeple öncelikle piyasada, hayatımızda adını sanını duymadığımız, elinizden düşse karpuz gibi yarılmaya müsait, külçe gibi ağır kasklar var ki aman diyeyim uzak duralım. Bunların piyasada var olmalarının tek sebebi fiyatlarının fazlasıyla düşük olması ve kaskı laf olsun diye alan (özellikle kuryeci) arkadaşların bu kasklara olan talebi. O zaman birinci kural siz siz olun motordan sonra en büyük bütçeyi kaskınıza ayırın. Yani kaska vereceğiniz paraya acımayın!! Bu illa en pahalısını alın demek değil elbet. Ama ucuz etin yahnisi durumunu da unutmayın.
İyi bir kaskın havalandırma düzeneği vardır. Havalandırması iyi çalışan bir kask, kışın buğu yapmaz, yazın kafanızı sıcaktan çatlatmaz. Bu sebeple alacağınız kaskın orasında burasında açılır kapanır kapaklı pencerelerin fonksiyonlarını satıcıya sorun. Ayrıca, sadece içeri hava girişi değil, giren havanın çıkmasını sağlayan tahliyelerin de olmasına dikkat edin.
BASİT BİR KASK TESTİ
Beden olarak bir kaskın sizin kafanıza olup olmadığını basit bir testle anlayabilirsiniz. Kaskı kafanıza takıp, bağladıktan sonra, iki elinizle kafanızı, ‘Aman Allah’ım!’ der gibi yanlardan sıkıca tutup sabitleyin. Şimdi sabit duran kaskın içinde kafanızı sağa sola oynatmaya çalışın. Eğer kafanız kaskın içinde sağa sola bayağı dönüyorsa o kask size büyük. Yok eğer siz kafanızı çevirdikçe kask da dönmek istiyorsa bu size tam olmuş bir kask demektir. İlk aldığınızda kaskın süngerleri pek yeni olduğundan hafif yanakları sıkıştırmış, fazlasıyla kafanıza yapışmış gibi hissettirebilir, zamanla yumuşayan süngerler bir nebze bu durumu çözecektir.
Bir kaskta dikkat edilecek bir diğer ehemmiyetli husus ise kaskın ağırlığı. Ağırlığın güvenlikle alakalı bir durumu yok. Sadece konfor açısından zaten süratlendikçe ağırlaşan kaskın, özellikle onu tutmaya çalışan boyunlarımızın sağlığı için hafif olmalarında fayda var.
Bir de şu çenesi açılan kasklar durumu var ki bunlar için söyleyeceklerim tamamen kişisel tercih ve yorumdur. Ben çenesi açılan kask kullanmam, kullananı da sevmem!! Yok yok ikinci kısmı şaka elbette. Kullanana saygı duymakla beraber, özellikle motora yeni başlayacak arkadaşların kendilerini kapalı kaska alıştırmalarını tavsiye ederim. Çünkü kullanan herkes çenesi açılan kaskların çok rahat olduğunu, trafikte sıkışınca filan açtıklarını, biriyle konuşurken kaskı çıkarmaya gerek kalmadığını filan söylüyorlar. Yani açık kask rahat bir şey kabul. Ama bir kaskın birinci fonksiyonu rahatlığı değil ki... Ne demiştik koruyuculuk. Açıkçası kim ne derse desim ben bu kaskların, darbe anında özellikle hareketli parçalarının kapalı kasklar kadar koruyucu olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki bazı modeller, darbede çeneyi korumaz diye belirtiyor kitapçıklarında... Çenesi açılan kaskların bir diğer olumsuzluğu ise hareketli parçası çok olduğu için, özellikle uzun yolda, işkence boyutunda kafanızı şişiren ses yapması. Yine de tercih yüce motorcunundur...
Opel’in kalitesine onay
Otomotiv endüstrisinin en ünlü araştırma kuruluşlarından ikisi, Alman otomotiv pazarında bayi memnuniyeti konusunu araştırdı. Bamberg Üniversitesi’nde bulunan Otomotiv Araştırma Merkezi, 26 markayı değerlendirirken Nürtingen Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ndeki Otomotiv Araştırma Merkezi de 28 marka üzerinden ilgili verileri analiz etti. Opel, her iki çalışmada da en yüksek puanları alarak bu alandaki başarısını kanıtlamış oldu. 1995’ten beri Bamberg’deki Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen bağımsız ve bilimsel temele dayanan Bayi Memnuniyeti İndeksi’nde Opel, tüm diğer Alman otomobil imalatçıları ile arayı açarak öne geçti ve elde ettiği ikincilik pozisyonu ile ‘Yeni Otomobil Kalitesi’ alanındaki başarısını ortaya koydu.
Ayşe Şule BİLGİÇ