Bahçeli evimizdeyken bir Kangal(erkek), bir de Alman pointer(dişi) besliyorduk. Sonrasında taşınmak zorunda kaldığımızdan köpeklerimizi vermek zorunda kaldık; tabiki güvenebileceğimiz dostlarımıza.
Yıllar sonra bu sefer de bize hediye olarak gelen bir Danua(erkek) sahibi olduk, ardından da sokakta ölmek üzere olan dişi bir yavruyu(dişi) evlat edindik.
Yani hep çift köpeğimiz oldu desek yalan olmaz.
Karakter olarak değerlendirmek gerekirse,
Kangal özgürlüğüne çok düşkün, yumuşak huylu ve çocukları çok seven bir hayvan. Asla bağlanmaya gelemez, İstanbul iklimine de pek yatkın değildir.
Alman pointer daha agresif, bekçilik içgüdüleri daha ön planda ve tam bir av köpeğidir. Ferma vermiş hali mükemmeldir.
Danua, heybetli görüntüsüyle örtüşmeyen uysallıkta, yumuşak huylu ve narin bir hayvandır. Kolay hasta olur, soğuk havalarda üşür ve uzun kuyruğu kesilmezse sağa sola vurarak kendini yaralayabilir.
Sokak köpeğimizse tam bir bekçi köpeğiydi, oldukça da sert bir hayvandı.
Zaten genel olarak baktığınızda dişi köpek her zaman biraz daha serttir.
Sonuç olarak köpek beslemek bence dünyanın en keyifli olaylarından biri. O sıcaklığı, sadakati, evladınız gibi gördüşünüz o hayvanın koşulsuz sevgisini hissetmek.
Ama doğru orantıda da çok büyük bir sorumluluk. O hayvan, 10-15 yıllık ömründe bir bebek gibi sürekli size muhtaç. Bırakıp bir yere gidemezsiniz, gece eve geç gelmenize rağmen sabahın köründe uyanıp onu tuvalete çıkarmanız gerekir, aşılarını ihmal edemezsiniz, sokakta pislediği yerden pisliğini alıp çöpe atarsınız vb..
Bu nedenle böyle bir işe girişmeden önce enine boyuna düşünmek ve iyi karar vermek gerek. Oyun değil, bir canlının hayatı söz konusu.